All language subtitles for Atat├╝rk I 1881-1919 WEB-DL.DD5.1.E-AC3.TSRG.HD_track4_tur

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Ah yaktık şu mübarek vatanın heryerini.

Saçtık eflake kadar dudunu, ateşlerini.

Kapadı gözde olanlar çıkacak gözlerini.

Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,

Yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini.

Beslemişken bu kadar ademi ihsanıyla.

Gitti biçare vatan ağlayarak şanıyla.

Yaz bu mersiyeyi taşa şüheda kanıyla.

Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini.

Yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini.

Bir zamanlar alem-i ikbalde sultan olduk.

Cami-i alem idik şimdi perişan olduk.

Ah bir kan içenin keyfine kurban olduk.

Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini.

Bulunur elbet kurtaracak bahtı kara maderini.

Allah Allah!

Allah bizimledir! Durmak yok!

Yurulmak yok! Ölmek yok! Zafer bizimdir!

Ateş!

Mustafa! Mustafa!

-Asker. -Sıhhiye! Sıhhiye! Sıhhiye!

-Sıhhiye! -Sıhhiye! Sıhhiye! Koş!

-Tamam tamam. Mustafa! -Asker...

Baba!

Yakmayın! Yapmayın lütfen!

Her yeri yakın! Her yeri yakın!

Yakmayın lütfen! Lütfen! Yakmayın! Lütfen!

Sus artık!

Bir şey yapmayacak mısınız?

-Ne istiyorsun yapayım Ali Rıza Efendi? -Bu kaçıncı oldu!

Eşkiyalara haraç vermekten imanımız gevredi.

Haddini aşma Ali Rıza Efendi.

İstifa etmeseydin gümrük memuriyetinden o zaman. Ticarettir bu.

Kzanmakta var kaybetmekte.

Bizim hakkımız yok mu ticaret yapmaya.

Anca Frenkler mi para kazanacak nu memlekette.

-Ne alakası var! -Çok alakası var.

Ben bir Fransız, İngiliz adına yapsaydım bu ticareti,

şimdi tabur tabur askerle peşine düşmüştünüz eşkiyaların.

Biz zaten onlar zengin olsun diye çalışıyoruz bu memlekette.

Kafi Ali Rıza Efendi.

İki tane yol keseni idare edemeyeceksen ticaret yapmayacaksın.

Siz anca Payitaht'ı tehdit etti diye gazetecilerin peşine düşün.

Çık dışarı densiz! Attırma kendini nezarete. Çık!

Osmanlı! Osmanlı mı kalmış? Gel Mustafa.

-Ters çevireyim mi şunu? -Günah.

Nuri, Salih ben eşkiya gördüm. Gerçek eşkiya.

Babam demişti Ali Rıza amcaya saldırmışlar.

-Korktun mu? -Korkmadım da tüfekleri vardı.

-Ben korkmam öldürürlerse öldürsünler. -Niçin ölcen ki?

Cennete gidecem.

Var imiş cennette kocaman bir köşk. Askeri köşk.

-Kiminle savaşıcanda ölcen. -Ruslar bizi buradan kovacaklarmış.

Siktirsinler, biz onları kovalarız!

-Yeniçeri olsaydık kovalardık. -Hadi yarış.

Mustafa geçtim seni Mustafa.

Gözlük var gözlük. Gözlük olmasa...

Mustafa.

Gel yoğurt ye.

-Kaçtı. -Nereye kaçtı?

-O yoğurt yemiyor mu? -Yesin, çağırda yesin.

Senin paran o kütüklerle yandı diyor Zübeyde. Yok diyor işte.

Senin ne suçun varmış Allah rızası için?

Böyle ortaklık mı bitirilir?

Ben seni ortaklığa gümrük memuriyetin yüzünden aldım diyor.

Eşkıyalar benden korkar sanmış.

Kalan paramız?

Hüseyin abim konuşsun mu bir kere? Ondan çekinir.

Benden çekinmez Hüseyin abinden çekinir öyle mi?

İstersen bir de el açayım Hüseyin abine!

Zübeyde'm. Baharım. Hallederiz elbet.

Rızkımız Cafer Efendi'nin elinde değil ya.

Üzülme sen.

Mustafa.

Senin bu çocuğun öldürecek beni. Kılıçla oynuyor kaç kere söyledim.

Efendi babana ver hesabını.

-Rahat bırak çocuğu. -Denize gidiyor habersiz.

Ya boğulursa.

Geçen bir kiremit düşmüş sabinin başına. Yıkıntılar oynuyorlar.

Şehzadeler gibi odaya kapat delirsin çocuk.

Ben üç evlat gömdüm.

Doymadı mı felek?

Ayrılmasınlar gözümün önünden.

Ben yemeğe bakayım.

Üftade!

Nedir durumu hekim efendi?

İyi görmedim. Ne zamandır böyle?

Arada sancısı oluyordu. İçme şu zıkkımı dedim.

Ondan değil. Dertten olur bu Zübeyde Hanım.

Üzülmemesi lazım.

Burda konuşmayalım.

İşleri düzelmedi. Gururuna yediremiyor. Evden de çıkmaz oldu.

Yok mu bunun bir çaresi, ilacı Hekim Efendi?

Oğlum.

-Ne diyor hekim? -Dertten diyor.

Ben mi üzdüm seni baba?

Mustafa’m olur mu öyle şey?

Annemi üzüyorum ya.

Ben seninle anca iftihar ederim.

Ama daha da iftihar edeyim ister misin?

İsterim.

O zaman sana bir mesuliyet vereceğim.

Ama unutma bak.

Mesuliyetin yükü,

...ölümden de ağırdır. Ona göre.

Okuyacaksın Mustafa. Okuyacaksın.

Büyük adam olacaksın.

Kimseye kendini ezdirmeyeceksin.

Benim gibi, düşmeyeceksin, yenilmeyeceksin.

Söz ver.

Söz baba.

Allah utandırmasın.

''Ali Rıza ve Zübeyde kerimesi merhume Fatma ruhiçün el-Fatiha''

''Ali Rıza oğlu Ahmet ruhuna el-Fatiha''

''Ali Rıza Efendi mahdumu Ömer ruhuna el-Fatiha''

Mustafa! Mustafa!

Nereye gidiyorsun?

Gel buraya Mustafa!

45

44

Babam niye öldü?

Hastaydı Mustafa.

Dertten diyor hekim. Eşkiyalar yüzünden.

Bir de o komutan.

Bak Mustafa.

Ticarette batmak da var çıkmak da.

Baban bunu bilirdi.

Babam kendi mi yaktı tomrukları?

Eşkıyaları o mu çağırdı, gelip yaksınlar?

Haklısın.

İdarenin de hatası var bu hususta.

İdare kim? O zabit kolağası mı?

O da. Vali de, kumandan da.

Kim onları vali, kumandan yapmış?

Sadrazam.

Onu kim sadrazam yapmış?

Padişah efendimiz.

Padişahı kim padişah yaptı?

Babası.

Babası da padişahtı.

Benim babam öldü.

Ben ne olacağım?

Nerdesin sen? Nerdesin? Herkes seni arıyor.

Zübeyde tamam.

-Gir, şuraya çabuk. -Zübeyde.

-Mustafa. -Çıkmayacaksın bu odadan!

Çıkacağım.

-Hiçbir yere gitmeyeceksin! -Gideceğim.

Mahalle mektebine gideceksin. Hocalık öğreneceksin.

Yok gitmeyeceğim.

Zübeyde rahat bırak çocuğu!

Yetimdir bu abi yetim.

Yetimden ne olur.

Gör bak neler olur!

Mustafa, Mustafa ne yapıyorsun?

-Ne yapıyorsun Mustafa! -Zübeyde tamam.

Mustafa!

Yakmayın lütfen! Lütfen! Yakmayın! Lütfen!

Karada ve denizde, harpte ve sulhte...

...her nerede olursa olsun,

...ordumuzun şevketli baş kumandanı padişahımız hazretlerine,

Daima doğruluk ve sadakat ile hizmet edeceğime...

Hazır mısınız çekiyoruz.

Sağolasın.

Nuri gözlerini mi kırptın sen.

Paşam benim! Paşacığım!

-Paşam benim. -Allahım paşalığını da göstersin yarabbim.

-Amin, amin, amin. -Aslan abim. Şu boya posa bak aslan abim.

-Bizde fena sayılmayız hani. -Aşk olsun Nuri abi maşallah sana.

Allah en güzel en yüce mevkileri nasip etsin evladım. Maşallah.

Anacım tanıştırayım, Ali Fuat sınıf arkadaşım.

-Müşerref oldum efendim. -Maşallah. Maşallah.

Allah’u Teala Ordu’yu Humayun’un yüzüne bakmış,

Sizin gibi altın gençler nasip etmiş. Çok şükür.

Anacım Nuri Efendi'nin yeni gözlüklerine birşey demedin.

Çok yakışmış Nuri Bey evladım, çok yakışmış.

Sağol anacım.

Anneciğim hadi siz geçin Üftade Hanımlara.

Ben sizi alırım, tren istasyonuna götürürüm.

-Sen ne vakit geleceksin? -Akşama gelirim.

-Merakta koyma beni paşam. -Tamam annecim.

-Hadi Allaha emanet olun. -Sizde.

Hadi çocuklar.

Bismillah.

Paşacığım.

-Haydi paşalar haydi. -Şişli'ye.

Peki efendim.

Memleket bitti, yine bitmedi hala sen, ben.

Bize bu hal ile bizden büyük olmaz düşmen.

Ömer Naci başlamış yine.

Dest-i adadayız Allah içün ey ehl-i vatan.

Yetişir terk edelim gayrı heva vü hevesi.

-Bu şiir de onun mu? -Evet, onun.

Vatan şairi Namık Kemal’in.

Padişahın emriyle okunması yasaktır.

Padişah-ı Âlî-şan ve halife-i ma’delet unvân efendimiz

yasakladığına göre bir bildiği vardır.

Var tabi.

Çünkü bu adamlar idarecilerin hesap verdiği bir memleket olsun,

İlmin, fennin, yani aklın hükmü yürüsün istiyorlar.

Memleket,

Sırf babası padişahtı diye tek bir kişinin eline kalmasın istiyorlar.

Bunu söylemekte suç olmasın diyorlar.

Kanun olsun, nizam olsun, yanisi, hürriyet olsun diyorlar kardeşim!

Bu adamlar dediğiniz kim?

Bu adamlar Namık Kemal'ler, Mehmet Emin'ler,

Bizim Voltaire'lerimiz, Russo'larımız.

Fikri ihtilalimizin ve terakkimizin mimarları.

Ama birileri, siz gençler onları tanımayın istiyorlar.

Neden?

Bundan 29 sene evvel,

Sultan Abdülhamid tahta çıkarken bir söz vermişti.

Bir kanuni esasimiz, anayasamız olacaktı.

Bir meclisimiz olacaktı. Seçimler yapılacaktı.

Gazeteler, mecmualar, her türlü matbuat hür olacaktı.

İşte.

Vaziyet budur.

''Terakki Gazetesi'' ''Bosna'da ne oldu?''

''Mısır nasıl elden gitti?''

Ne yazıyor burda.

Bilemeyeceksin.

Bosna'da ne oldu, Mısır nasıl elden gitti bilemeyeceksin.

Sen payitaht bir karış toprak kaybetmedi zannederken...

...kime itiraz edeceksin.

Senin derdini anlatabileceğin bir mebusun, bir meclisin var mı?

Peki siz ne istiyorsunuz?

Biz,

Sultan Abdülhamid tahta çıkarken verdiği sözü tutsun,

Meclisi açsın istiyoruz o kadar.

İsmim Enver.

Bu ismi hatırlayınız.

Yaptı yine nümayişini.

Bunların bir kısmının çoğaltılması gerekiyor. Nuri sen alakadar olur musun?

Ben hallederim.

Topladığımız paralar.

Bunların Selanik tarafına ulaştırılması gerekiyor.

Ben giderken götürürüm.

Kime ne kadar verileceğin yazıyor orda.

Sen annenleri almaya gitme. Garda buluşun.

Beyler tedbirli olmamız lazım takip edebilirler.

Doğru söylüyor ben haber gönderirim Zübeyde anneye.

Hadi gazamız mübarek olsun.

Yaşasın millet, yaşasın vatan.

Bizimle geliyorsun.

-Siz kimsiniz? -Karakolda konuşuruz.

-Kimin emriyle efendi? -Karakolda anlatırız.

-Nuri Bey evladım. -Valizi ikinci kompartmana bırakın.

Valide hanımcım.

Mustafa'm nerdedir?

Mustafaya vazife yazdılar anacım. Sizi almaya gelen arkadaş söylemedi mi.

-Söylemedi. -Yok Nuri abi kimse birşey demedi.

Gara geleceğini söylediler.

Öyle yapacaktı ama yetişemeyecek beni gönderdi.

Hemen bugünden mi vazife verdiler? Gelemeyecek mi?

Ne zannettin Zübeyde Hanım.

Devlet-i Ali besleyip büyütüp anasının kucağına geri mi verecek?

Zıbına sarsınlar istersen.

-İlahi Nuri. -İftihar et anacım. İftihar et.

-Böyle sarıl Mustafa'ma. -Baş üstüne anacım.

Ben sizi geçireyim.

-Allah'a emanet ol. -Sağol anacım. Buyrun.

Mustafa Kemal Selanik.

Buraya ifadenizi yazacaksınız.

Komitacılık yaptığınız, anarşist faaliyetleriniz,

Sultanımız Abdülhamid Han’a suikast tertibiniz.

Bütün tafsilatıyla yazınız.

Buradan bir imza atmadan çıkmanız ihtimal dahilinde değil.

Suçunuzu kabul ve işbirlikçilerinizi ifşa ediniz.

Yüzüne dokunmayın.

-Bizimkileri derdest etmişler. -Kimi?

Ali Fuat, Mustafa Kemal, bir kaç kişi daha.

Ali Fuat’a bir şey yapamazlar, babası paşa.

Ama Mustafa Kemal’i sıkıştırabilirler sahipsiz görüp.

Konuşur mu?

Burayı derhal kapatmamız lazım şansımızı fazla zorladık.

Ne yapacağız?

Gidebilen herkes Selanik’e. Orada tekrar teşkilatlanacağız.

Arkadaşlar ne olacak?

Yapabileceğimiz bir şey yok.

İmza atmadan buradan çıkamayacağınızı söylemiştim.

Bana inanmadınız.

Daha ne kadar tahammül edeceksiniz?

Yazmanız icap eden bir kaç isim...

Serbest bırakılmanızı bizzat temin edeceğim. Hem de derhal.

Sizden hayırlı haber bekleyen validenizi düşünün.

Hatta, bizzat kendisinin İstanbul’a icabetini,

size olan hasretini biraz olsun gidermesini sağlayalım.

Annecağızımı ağzınıza alışınız,

Saplandığınız batağı yakışır bicimde anlatıyor.

Lakin, ben size ahvalinizi biraz daha tafsilatlı anlatayım.

Tutukladığınız hiç kimse konuşmamıştır, konuşmayacaktır.

İtham ve iftiralarınız yersizdir.

Aramızda kimsenin Sultan Abdülhamid’e suikast gibi bir derdi yoktur, olmamıştır.

Lakin buyrunuz, bizi mahkeme ediniz.

Anlaşıldı, siz bilirsiniz.

Bir husus daha var.

Sultanımız şunu da hesap etmelidir ki,

Bizler mahkum yahut idam edildiğimiz vakit,

Cephede Devlet’i Ali için kim savaşacaktır?

Hayatında savaş meydanı görmemiş, hatta kimi saraydan çıkmamış,

Göğsündeki bütün madalyaları sultanın etrafında

koşturarak edinmiş sözde paşalar mı?

Bulduğu ilk fırsatta birbirini sırtından vuran saray soytarıları mı?

Biraz evvel annecağızımın bana olan hasretinden bahsettiniz.

Peki siz zabit efendi...

... evladınızın, bu adamların emrinde savaşa gitmesine razı gelir miydiniz?

Şimdi çıkabilirsiniz.

-Mustafa Kemal Selanik. -Emredin kumandanım.

-Sizi saatler önce emretmiştik. -Banyo yaptım kumandanım.

-Banyo yaptınız demek? -İki aydır nezaret altındaydım kumandanım.

Sizlerin karşısına o şekilde çıkmak istemedim.

Kovuşturma neticesinde, muhalif hareketleriniz tespit edilse dahi,

İsnat edilen cürümle ilgili bir iz bulunamamış.

Mesul komutanınız Esat Paşa da bizleri

lehinizde tasarrufta bulunmaya ikna ettiler.

Sağ olsunlar. Sağ olun kumandanım.

Bu haseple tayininize karar vermek için toplanılmış bulunulmaktadır.

Nerede vazife almak arzusundasınız?

Devlet’i Ali’nin her karışı benim için aynı kutsiyettedir kumandanım.

Nerede faideli olacağınız zannındasınız? Sarih olun.

Doğup büyüdüğüm topraklarda pek çok isyan baş göstermiş vaziyette.

Yunan ve Bulgar dillerine hakimiyetim,

her yöreyle hem de insanıyla iştigalim,

Selanik’te 3.orduda bir mana ifade eder kanaatindeyim.

İsyanlar evet.

Pek çok isyanla karşı karşıyayız.

Sizin bu hususta muvaffak olacağınıza dair en küçük şüphem yok.

Sizi şu sıralar,

Dürzi isyanlarını bastırmakla vazifeli, 5. orduya veriyoruz.

Vazife yeriniz Şam vilayeti olacak.

Pek müstesna hamamları var diye duydum.

Bol bol banyo yaparsınız.

Emredersiniz kumandanım.

Hakikaten Rumeli’de daha faideli olmaz mıydı paşam?

“Memleketine kolay dönemeyeceği bir yere tayinine”

İtirazınız varsa Yıldız Sarayı orada paşa hazretleri.

Bunların ele başı bu haline baksanıza,

Sanki o paşa da biz yüzbaşıyız.

Hadi şerefinize.

Üniformayı almaya gittim Altın Makas’a.

Senin gelip almadığını da orada öğrendim.

Seni nasıl aldılar?

Karaköy'de yürüyorum önümde bir araba durdu.

Ahmet Refik Paşa. Aldı beni arabaya. Yolda ağzımı yokladı.

-Konuşmayınca? -Konuşmayınca doğru Yıldız Sarayı'na.

Orada Kabasakal Mehmet Paşa. Ona da konuşmayınca doğru kodese.

-Ne zaman bıraktılar? -Senden bir hafta önce.

İşi gücü bırakmışlar bizi takip ediyor, bir de sürgün hesapları yapıyorlar.

Ya ne yapacaklar? Bizden başka kimseden korkmalarına lüzum yok ki.

-Ne demek o? -Yahu, Avrupa’dan mı korkacaklar?

Avrupa memnun zaten bu adamların bu halinden.

Böyle Osmanlı’ya can feda.

Mısır'ı alır elinden ses çıkarmaz. Tunus'u alır ses çıkarmaz,

Bosna'yı alır ses çıkarmaz. Tek kurşun atmadan.

Memleket bitmiş zaten borç batağında.

Yuları da vermişsin Düyun-i Umumiye’nin eline.

Böyle Mithat Paşa gibi gayretli, halkçı bir sadrazam çıktı mı

gâvura bırakmadan bunlar alıyor kellesini.

Olur mu canım? Mithat Paşa şirpençeden öldü yanlış biliyorsun sen.

Tamam işte. Daha ne istersin gavur olsan?

-İçimizi kararttın yahu. -Doğruyu söylüyor, çareyi de söylüyor.

Bakın arkadaşlar sömürgecilerin tek bir derdi var.

Pazarlık yapabilecekleri tek muhattapları olsun,

o da herkese sözünü geçirsin, onu dinlesin.

Ama onlardaki gibi farklı fikirler olursa, temsil olursa,

O vakit kimse bizi sürdüremez.

Vatan bizim bizim vatanımız. Hürriyette hakkımız.

Şam’a mı sürdüler. Peki.

Fizan’a da sürseler...

Fizan daha yakın sürüldüğü yerden hala Fizan diyor.

Doğru.

Şerefinize güzel hanımlar, latif beyler!

Şerefinize!

Affedersiniz. Çok özür dilerim.

Rica ederim.

Yaşa be Mustafa.

Yaşa be Mustafa. Dur orda dur bekle geliyorum.

Dur. Dur Mustafam dur.

Çok iyi rastlattın Mustafa.

Bekle dedim sana, çünkü yırtıcı kuşlar şaka olmaz.

Canı varsa hala vardır gücü. Kopartır parmaklarını.

Çiftlikteki güvercinlere dadanıyorlar o yüzden mi vuruyoruz.

Evet.

Ya bu dadanmamışsa, başka doğansa?

Hayvanın fıtratı değişmez Mustafam.

Güvercin görürse dalar.

-Fıtrat ne demek dayı? -Huyu işte huyu.

İnsanın fıtratı değişir mi?

İnsan doğanı görünce güvercin,

güvercini görünce doğan olur.

Kumandanım Cemal ve Talat Beyler.

-Hürriyet Kahramanı. -Kardeşim.

Oturun Beyler!

Yarın değilse öbür gün Abdülhamid’in gazetelere çıkacak beyanatı!

Okuyun.

Sesli okuyun rica ediyorum.

''Bugün bütün millet İttihatçıdır ben de Reisleriyim.''

Hemen bütün telgraflardan havadisi geçeceğiz.

Lüzum görülürse ev ev sokak sokak gezeceğiz,

herkese ihtilali bizim yaptığımızı, Abdülhamid’i meclisi açmaya mecbur edenin,

Kanuni Esasi’ye sahip çıkanın bizler olduğunu anlatacağız.

Hususiyetle İstanbul’a derdimizi anlatamazsak yanarız beyler.

Tamam. Doğru evet. Yapalım.

Mebuslarla yekten alakadar olunması icap eder.

Hangi fırkadan, hangi görüşten olduğu mühim değil.

Hiçbir mebusa, hürriyetin bizim elimizle geldiği,

meclisin bizim sayemizde açıldığı unutturulmamalı.

Abdülhamid’e itimat edemeyeceklerini,

ilk fırsatta Mithad Paşa’ya yaptıklarını

onlara da yapacağını kafalarına sokmalıyız.

Bütün bu tedbirleri alacağız.

Abdülhamid’in hürriyeti kendi getirmiş gibi gösteriş yapmasına müsaade yoktur.

İlk olarak İstanbul’a Avcı Taburlarını göndermeye karar vermiş bulunuyorum.

Ne yapacak avcı taburları İstanbul’da?

Hürriyete sahip çıkmak için ne gerekiyorsa yüzbaşım.

Hangi sıfatla yapacaklar bunu?

Anlamıyorum. Nereye varmaya çalışıyorsunuz?

Hürriyet bizim yıllardır hayalimiz.

Uğruna hapis yatanlarımız, işkence görenlerimiz, sürülenlerimiz oldu

En iyi siz bilirsiniz.

Lakin ya Kanuni Esasi ya ölüm dediğimiz vaka ise,

bizler burada Anayasanın hangi kuvvetine dayanarak karar alıyoruz?

Mevzunun hassasiyetini göz ardı etmiyor musunuz?

Bilakis. Bu hassasiyeti biz gözetmezsek kimse gözetmez.

Kanuna ve nizama uyulsun istiyorsak, bu önce bizden başlamalıdır.

Tavsiyeniz nedir Mustafa Kemal Yüzbaşım?

Bana kalırsa...

...İttihat ve Terakki bu saatten sonra yoluna bir fırka olarak devam etmelidir.

Ve, fırkada vazife almak isteyenlerin askerlikten istifa etmesi,

askerlikte kalmak isteyenlerin fırkadan istifa etmesi lazımdır!

Doğru söylüyor! Doğru söylüyor!

Arkadaşlar! Arkadaşlar!

Oturun!

Kongreyi birbirine kattı.

-Bir paye versek. -İtimadım yok.

Nasıl yaşadığı ortada.

Bir de sırrımı kime nerde teslim edecek diye uykusuz mu kalacağım?

-Mustafa Kemal öyle şey yapmaz. -Haksızlık ediyorsun.

Sırrını teslim et diyen yok. Bir paye ver. Yakınında tut.

O dediğin ahmak takımı için geçerli. Mustafa Kemal için değil.

Bir kenarda otursun maaşını alsın diye Şam’a sürdüler.

Rüşvet meselesinden ortalığı ayağa kaldırmış.

Askeri birbirine katmış. İllallah etmişler.

Kendin söylüyorsun işte vazifeşinas olduğunu.

Biz de Abdülhamid gibi şüphe ile,

vehim ile adam eksiltmeye devam mı edeceğiz daha ilk günden?

Mustafa Kemal kadar kabiliyetli,

şahsiyetli kaç subay var orduda?

Biz sırtımızda yumurta küfesiyle yürüyoruz bu yolda Ömer Naci.

Abdülhamid'in otuz yıllık zayıf siyasetini devam ettirmek değil bizim gayemiz.

Biz Osmanlıyı eski günlerine döndüreceğiz.

Dünyaya hükmettiği günlere.

Türk'ün adı duyulduğunda insanların haşretle titrediği günlere.

Fatih olmaya, Kanuni olmaya...

Ben siyasete filan atılamam.

Bir de verdiğim kararlarımın münasebetini Mustafa Kemal’e izah etmekle uğraşamam.

Şimdi kim bilir nerde, kiminle beni çekiştiriyordur.

Enver, Enver, Enver!

Onu bu kadar yüceltmek iyi bir şey değil.

Enver’i kıskanma. Hürriyet için dağa çıktı o.

Anlamıyor musunuz?

Bütün bu övgü ve söylevler yüzünden, öyle şımaracak,

Öyle kendini beğenmeye başlayacak ki,

Memleketin başına bela kesilecek.

Ne yapıyorsun kardeşim. Azıcık sakin ol.

Neymiş? Mebusların kulağını çekecekmiş, İstanbul’a asker gönderecekmiş!

-Yavaş biraz. Yavaş. -Ne yavaş!

Hürriyet yok mu kardeşim! Hürriyeti ilan etmedik mi biz?

İstediğimiz gibi konuşalım diye değil mi!

-İyi, tamam. Konuş. Allah Allah! -Konuşurum tabi.

Konuşmalıyız çünkü.

Hürriyeti sofralarda birbirimizi çekiştirmek için mi ilan ettik?

Yaşasın millet yaşasın vatan diyoruz. Nasıl yaşayacak vatan?

İnkilap yapmadan nasıl yaşayacak millet.

Kemal, neden bu kadar öfkelisin sen.

Vakit daralıyor Fuat. Savaş çıkacak.

Avrupa, Düveli muazzama kaldırmış pençesini bekliyor.

İnkılapların yapılması şart arkadaşlar.

Ne inkılabı yapacaksın?

Orduda Binbaşıdan yukarı ne kadar rütbe varsa yakacağım.

Hayda! Hayda!

Yok paşaymış, generalmiş. Yok!

Tekrar imtihan etsinler bakalım hangisi o rütbeye layık görelim.

Öyle sarayda padişahın eteğinden madalya toplayanlara geçit yok!

Sizin kendinize itimadınız yok. Benim size sizden fazla itimadım var.

Seni Hariciye Nazırı yapsam, bizi senden iyi kim temsil edebilir?

Seni Harbiye Nazırı yapsam. Muvaffak olamaz mısın? Pek tabi de olursun.

Seni seni Nuri Efendi. Harp Okullarının başına getirsem.

Kim senden iyi subay eğitebilir.

Gülüyor ya. Neye gülüyorsun?

Sen ne olacaksın?

İşte sizi bu vazifelere getiren adam olacağım.

Ya Kemal...

...bana vazife vermedin.

Salih, sen, sen dur be Salih sen hep benim yanımda dur.

Ben bir hacet gidereyim.

Doğru söylüyor.

Neden ilacı başkasında aramak?

Neden illa başka biri olsun?

Neden biz olmayalım?

Kızım, yetişir anlatacağım.

Günaydın anacım.

-Günaydın, günaydın. -Günaydın abi.

Günaydın Makbuş.

Sen yanımda olduğunda dünyalar benim oluyor.

Çorbanı getireyim abi.

Benim de öyle anacım.

Hayırdır?

Makbule'nin yaşı geçiyor.

Akranları çoluk çocuğa karıştı. Ben önce abin evlensin,

-sıra sana gelir desem de... -Anacım başlama yine.

Niçin çocuğum?

Benim akıbetim belli değil. Bir de elin garibanını mı sürükleyeyim peşimden?

Niçin belli değilmiş? Gül gibi mesleğin var.

Evlensen, ben de torun sevsem?

Memleket karışık anne. Daha da karışacak.

Sen kimseye karışmazsan kimse de sana karışmaz evladım.

Ah be anacım. Babam kime karışmıştı da bunlar geldi başına?

Makbule hadi!

Makbule’nin bir talibi var.

-Senin bildiğin biri mi? -Adı Lütfü.

Temiz bir çocuğa benziyor.

-Ne yapayım istiyorsun? -Bir tanış, konuş işte.

Anne anlamadığım işler.

-Kız kardeşindir. -Geldim.

-Afiyet olsun abi. -Sağol.

-Abi. -Evet.

Lütfü’yü şu senin ittihatçılarla tanıştırsan da. Bir memuriyet verseler.

Ben gidiyorum.

Otur paşam yemeğini ye.

Ben ne dedim de kızıyorsun abi.

Şuncacık saadet için çabalıyorum.

Sen böyle bir şeyi benden nasıl istersin?

Ben kimden ney için ricacı olmuşum şimdiye kadar.

Ne olur kız kardeşin için yapsan?

-Biz de abimiz var diyoruz sorana. -Yapamam.

-Ve de yapmam! -Makbule yetişir otur.

-Yalan mı yani ne hayrını gördüm. -Paşam otur.

-Anca vatan, millet, memleket! -Geri dur.

Ne oluyor ya bu evde kızçem.

En azından öğrenmişsin derdimin ne olduğunu.

Çekil gözüm görmesin seni!

Bir sabredemedin, tuıtamıyorsun o çeneni.

Ricacı ol muş!

Hadsiz.

Kumandanım.

Size yeni bir vazife emri var.

Tamam.

Doğru mu yaptık şimdi?

Bu kadarına şükretsin.

Kumandanım.

Rahat çavuş.

-Adın ne? -Seyfettin komutanım! Hoşgeldiniz.

Hoşbulduk.

Bize vazifeyi buraya yazmışlar.

Öyleymiş. Ben size odaları göstereyim.

Burası telgrafhanemiz.

Fenni bir kaç malzeme var.

Lamba, gazyağı vesaire burada.

Bu oda nöbetçi için. Küçükte bir mutfağımız var.

Bu oda da naçizane sizin için.

Burada birlikte çalışacağız demek.

Gönül isterdi lakin emekliye ayrılıyorum Kumandanım.

Senin yerine geldik demek.

Ben de duyunca onu idrak edemedim.

Affınıza sığınarak.

İstasyon şefliği için neden bir kurmay yüzbaşı düşünüldü?

Ben en iyisi size bir kahve yapayım. Nasıl içersiniz?

-Az şekerli. -Baş üstüne.

''Selanikli Gümrük Memuru Ali Rıza Efendi Ruhuma el-Fatiha''

Lütfü.

Nerede yaşamayı düşünüyorsun?

Öyle Makbule’yi alıp gitmek gibi bir düşüncen var mı?

Yok komutanım. Burada Selanik’te.

Okul okun mu?

İdadide okudum.

-Ne iş var aklında? - Bir memuriyet olsaydı.

Yok!

Memuriyetten, İttihatçılardan, şunculardan bunculardan uzak duracaksın.

Al bunu. Bir iş kur kendine başlamak için kafi gelir.

-Nasıl kabul ederim? -O zaman Makbule’yi de unut.

-Ama kumandanım... -Şartım bu.

Bizde vazifenin büyüğü küçüğü olmaz, değil mi çavuş?

Olmaz kumandanım.

-Ben size bir kahve yapayım. -Olur.

''Takımın Muharebe Talimi'' General Karl Litzman

Gel.

''İKDAM GAZETESi''

''İsmail Muhtar Paşa Sokak Ortasında Vuruldu''

''İstanbul için İmza'' ''Almanların Taallülü Üzerine''

''İttihad ve Terakki Cemiyeti'ne Muhalefet Eden Gazeteci Ahmed Samim Bey Öldürüldü''

''Muhalif Gazeteci Hasan Fehmi Bey Galata Köprüsünde Vuruldu''

''İstanbul Asayişi''

''Reşid Beyefendi ile Cemil Paşa'nın Azimeti''

''Hürriyet, Adalet, Musavat''

Hayırlı olsun.

Bana görev vermez misin al işte.

Geç bakalım dalganı Salih Efendi.

Prusya Ordusu Mareşallerinden Van der Goltz...

...bir tatbikata katılmak için şeref verecekmiş.

Tatbikata refakat edecek ve zabıt tutacak gönüllü bir arkadaşımıza ihtiyaç var.

Dediler.

Karşı ordunun bütün kuvvetleri yamaç itibari ile mevzilenmiş durumda.

Sizin kuvvetleriniz ise açıkta.

Saha ve irtifa avantajı onlarda.

Geri çekilme taktiğiniz nedir?

Geri çekilmek için en münasip zaman aralığı nedir?

Hava karardıktan sonra, iki saat içinde kademeli geri çekilme emri verilir.

İvedilikle merkez, akabinde sağ ve sol cenahların

merkezi koruyarak çekilmesi münasiptir.

Topçu atışı ile çekilen birliklerin emniyeti sağlanır.

Çekilmek mecburiyetindeysek eğer.

Almanca konuşuyor musunuz?

Öğrenebildiğim kadar.

Subaylığınız Almancanızdan daha kuvvetli.

Ne kastettiğinizi açıklayınız.

Bulunulan mevzi bataklığa müsaittir.

Düşman kuvvetlerinin taarruza geçmesi onlar açısından avantaj kaybı olacaktır.

Ricata gerek bir hal yoktur.

Doğruya en yakın cevabı yüzbaşımız verdi.

Ama doğru cevap değildi.

Hileli bir soru diyelim.

Peygamberiniz Muhammed’in sözüydü yanılmıyorsam,

''Savaş hiledir.''

Güzel söz.

Anlamadım.

Böyle bir vaziyette,

...tarif ettiğiniz gibi kuvvetler kilitlenir.

İki taraf da mevzini terk etmez.

Oysa tam da bu anda,

...bir geri çekilme beklendiğinde,

...sürpriz bir saldırıyla, harbin gidişatını değiştirebilirsiniz.

Gafil Avlama!

Gafil Avlama!

Gel.

Kolordudan emrediliyorsunuz Yüzbaşım!

Bu işe karışmamak en doğrusu Nuri.

Kemal?

Yüzbaşım. Yarbay Cemal ve Talat Bey acil bekliyorlar.

Tamam Geliyoruz.

-Ne oluyor? -İstanbulda isyan çıkmış.

Enver’in gönderdiği Avcı birlikleri ayaklanmışlar.

-Kime? -Envere.

Şeriat isteriz, diye başlamış. Kendi komutanlarını infaza kadar varmış iş.

-Abdülhamid bunun neresinde? -Şu an kestiremiyorlar.

-Enver?

Berlin’de. Haber verdiler ama gelir mi gelmez mi?

-Gelmeyip ne yapacak? -Yahu belki de yolun sonuna geldiler.

Belki Enver’i, Cemal’i, Talat’ı hain ilan edecekler.

Enver kendini emniyete almadan hareket etmez bu saatten sonra.

Bunların olacağı belliydi. Bizi niye çağırtmışlar?

Cemal’le Talat sabahtan beri herkesi çağırtmışlar.

Bir çözüm arıyorlar.

Bize mi sordular bunca şeyi yaparken?

Seni kızağa çekerken?

Bakın beyler, karışmayacağız.

Karışmayacağız. Bizim bu kararlara muhalif olduğumuz en başından biliniyor.

Hesap vereceklerse kendileri versinler. Kaçıyorlarsa kaçsınlar.

İnkılaplar?

Bunca zamandır uğraştığımız meclisin açılması?

Biz üzerimize düşeni yaptık Kemal.

Ayrıca iyi günlerinde bizi yanlarında istediler mi ki

-kötü günlerinde istesinler. -Beyler!

Sizi bekliyoruz!

Avcı Taburlarının efrat kadrosunu istedim.

Geldi kumandanım.

Sirkeci Telgrafhanesi ne durumda?

Bunların hangileri? Tarihleri ne bunların!

Tasnif edilmedi efendim.

Tasnif edin getirin o vakit!

Geçin! Buyrun!

İsmet Bey, Rauf Bey, Kazım Bey.

Durumdan haberdarsınız. İstanbul’daki isyanın şümulünü öğrenmeye çalışıyoruz.

Bahriye Nazırı Rıza Paşa'yı yaralamışlar.

Laskiye mebusu Emir Aslan Bey'i de öldürmüşler.

Asar-ı Tevfik Zırhlısı kumandanı Ali Kabuli Bey'i

sarayın önünde süngüleyerek öldürmüşler.

Avcı birlik kumandanlarını vazifeden el çektirelim.

İşe yaramaz, başlarında kumandan mı kaldı zaten.

Bir muhtıra çekelim.

Bütün İstanbul Matbuatının yayınlayabileceği şekilde.

İşbirlikçilerin en fena akıbete uğrayacağını bildirelim.

İstanbul gazeteleri öldürülen yazarların müsebbibi olarak...

...İttihat ve Terakki’yi görürken çok zor.

Kendinize gelin!

Eğer olaylar büyürse bütün emeklerimiz heba olur!

Hürriyet hürriyet dediğimiz şey başlamadan biter! Biteriz!

İstanbul’a yürümeden olmaz.

Bu dedikleriniz ancak o zaman işe yarar.

Orduyu orduyla mı karşı karşıya getireceğiz?

Hali hazıdaki orduyla değil.

Bu mevzu için yeni bir ordu teşekkül ettirilebilir.

İttihatçı subaylardan oluşan bir ordu.

Onun için vakit yok yüzbaşım.

Doğru kumandanım.

Lakin tafsilatıyla çalıştığım bir sefer planı var. İstanbul’da bir...

...karışıklık çıkması ihtimaline binaen.

İsmine Hareket Ordusu dedim, takdir sizin.

Fakat nasıl? Ne vakit çalıştınız?

En son münasip gördüğünüz vazifede vakit sıkıntım olmadı Talat Bey.

Sizi dinliyoruz.

-Yıldız Sarayı çok önemli. -Evet

İstanbul’a varılır.

Şehre girilmez önce, muhtıra verilir.

Lakin İstanbul halkını tehdit eden bir muhtıra değil.

Onlardan yana olduğumuzu,

hürriyeti müdafaa derdinde olduğumuzu sarih biçimde beyan eder.

Mebusan ve Ayan meclislerinin desteği alınır.

Halk teskin edildikten sonra şehre girilir.

Lüzum görülen tedbirler alınır.

Suçlular cezalandırılır.

Memleketteki huzursuzluk öyle bir hale geldi ayaklanmışlar işte.

Çok karışmış Arabistan.

Ne olacak peki şimdi? Büyüyecek mi bu iş?

Bu bozukluk böyle devam ederse nasıl büyümesin Zübeyde?

Burası da karışık.

Bugün Araplar ayaklandı bakalım yarın nerede başlayacak?

Allah korusun!

Niçin ayaklanmış bu adamlar baba?

Boşver evladım. Sen düşünme bunları.

Senin anlayabileceğin şeyler değil.

Anlat baba. Ne olur.

İdaremiz kötü Mustafa'm.

Ne yapıyor idare?

Haksızlık yapıyor. Haksızlık yapan sevilir mi?

Sevilmez.

Niye onlara haksızlık yapıyorlar?

Onlara yazık değil mi?

Ben Araplardan sık sık leblebi alıyorum,

...susam kesmesi alıyorum. Hepsi de iyi kadınlar.

Daha dün gördüm ben onları.

Senin yanlışın var baba.

Sen üzülme Mustafa'm.

Dediğin gibi, onlar iyi uslu insanlar.

Bu haksızlığı kim yapıyor baba?

Dedim ya idare yapıyor.

İdare bizim idaremiz değil mi?

Bizim, bizim idaremiz...

O zaman ne için ayaklanıyor?

Önce toplarla saldıracaklar.

Geçen seferki gibi.

Sonra piyade ile.

Biz yine bekleyeceğiz.

Tamam? Yok acele.

Bizim topların menziline girecekler!

Yaklaşınca! Anladınız mı!

Bunlarda bir makine var! Tayyare!

Uçuyor.

Gökten geliyor! Büyük böyle! Kuş gibi.

Gökten geliyor. Ama demirden.

Lakin!

Demirden!

Kuş gibi kuş!

Teyyare, kuş gibi.

Makine makine!

Kuşa ateş eder gibi ateş edeceksin!

Dan! Dan!

Kuş vurur gibi!

Anladın mı?

Anladın mı?

Kahrolsun İtalya! Yaşasın vatan! Yallah yapın hazırlıklarınızı yallah.

Çok güzel anlattın.

Bırak Allah aşkına ya!

İlahi Nuri.

Bunlarla zor, zor.

Yine saldıracaklar.

Kıyıya çıkmalarına hiç müsaade edilmemeliymiş.

Nasıl güçlendirdiler mevzileri baksana.

Nasıl söküp atacağız?

Söküp atsak ne olacak Nuri?

Hadi diyelim İtalyanlar burayı aldılar sonra?

Bu çöle sıkışıp kalmayacaklar ya. Fransızlar ne diyecek bu işe?

Mısır’a doğuya gitseler, İngilizler’in ayağına basacaklar.

Büyük bir harbin habercisi bunlar.

Ne kadar büyük?

Hiç olmadığı kadar.

Selamünaleyküm kardeşlerim.

Aleykümselam.

Gazanız mübarek olsun.

Amin.

Yakup.

Binbaşım.

-Nuri. -Binbaşım.

Şeyhim,

Derne kumandanı Binbaşı Mustafa Kemal.

Kolağası Nuri Bey.

Sizleri burada görmek bizlere cesaret veriyor.

Allah razı olsun.

Estağfurullah. Görevimiz bu.

Tanıştırayım, yakın dostum Ömer Muhtar.

Memnun oldum.

Şeyhim.

Muharrirler bekliyor. Beyanat vermemiz icap eder.

Değerli muharrir kardeşlerim.

Biz burada,

...asırlardır süren kardeşlik hukukumuz üzre birlikteyiz!

Ne İtalyan gavuru, ne başka bir haçlı artığı,

...bin yıllık müslüman toprağına ayak basmayacaktır!

Bizim için İstanbul, Bursa, Edirne...

...ne kadar mukaddesse Trablus da öyledir!Vatan toprağıdır!

Kanımızın son damlasına kadar, savaşmadan terk etmek düşünülemez!

Ömer Muhtar.

Müsait mi?

Tabi buyrun.

Sağ olun.

Neden askerlerle yemiyorsunuz?

Askerle biraz mesafeli olmak lazım.

Yoksa dediğinizi yaptıramazsınız.

Yeri geliyor, ölüme gönderiyoruz.

Kendi arzularıyla gitmiyorlar mı yani?

Şu çocuklara kendi arzuları ne zaman sorulmuştur ki.

İnsanın kendi arzuları olması...

Nasıl diyorlar,

...Avrupai bir heyecan değil mi?

Hürriyet fikri avrupai bir heyecan mı sizce?

Biz bin yıldır, ehli sünnet vel cemaat diye yaşamış milletleriz Binbaşım.

Birlikten kuvvet doğar.

Evet ama...

Ya o kuvvet o birlik lehine kullanılmazsa?

Birilerinin şahsi emellerine alet olursa?

Peki Allah’ın en büyük emri kendisinden başka kimseye kulluk etmemek değil mi?

Bu bir hürriyet tarifi değil mi?

Bakınca yıldızları görüyoruz.

Oysa, bu yıldızlardan kat kat fazla gezegen var. Ama onları görmüyoruz.

Allah her kulunu bir yıldız gibi yaratır.

Kendisinden başka hiç kimseye muhtaç olmasın diye.

Ama herkes, o ışığı tutamaz içinde.

Zamanla taşlaşır, soğur.

Işığını koruyamayan ne yapacak?

Işığını koruyana tutunacak.

Hürriyet diye diye kraldan kurtulan Fransızlar...

...elli sene geçmeden Napolyon’a nasıl tutundularsa, öyle.

Mesele, bir kişiye değil,

...ışığını hep taze tutan bir fikre iman etmek Binbaşım.

Kişilere tutunmak, fikirlere tutunmaktan kolaydır.

Yoksa Allah peygamber göndermek yerine, kitabın kendisini gönderemez miydi?

Mesleğiniz nedir?

Öğretmenim.

Belli.

Hadi biraz oturalım yarın ölüme göndereceğimiz şu çocuklarla.

Ömer Muhtar Bey geliyor.

-Otur. -Buyrun Ömer Muhtar Bey.

Otur.

Çorba koyun.

Hemen hızlı.

Menzilde Nuri!

-Ateş! -Menzilde!

Ateş!

Sen burada kal!

-Ne oldu? -Kuma takıldı kumandanım.

-Sonra teker kırıldı galiba. -Beraber.

Bir iki üç!

-Durduramayız artık geri çekilelim. -Geri çekilmek yok!

Bir iki üç!

Yardım edin!

Yardım edin!

Annem!

Acıyor!

Allah aşkına bana yardım edin!

Çok canım acıyor.

Kabus görüyordun.

Gözüne şarapnel değmiş akıbeti sonra belli olur dediler.

İyi hayattayız işte muharebe ne oldu?

Püskürttük, ama gene gelecekler.

Boşuna savaşıyoruz burada.

Belki.

Ne diye Enver’in lafının peşine düşüp geldin buralara?

Ölüyordun az daha.

Senin anlamadığın bu Yakup.

Benim bir hususu tenkit etmem, hizmet etmeme mani değil.

Sana kötü bir havadisim var.

Neymiş?

Yunan saldırmış,

Selanik düşmüş.

İtalya'nın hava taarruzlarına karşı yetersiz kalıyoruz.

Doğru mu?

-Sen niye kalktın? -Bir geri dur Nuri! Bir dur!

Doğru mu Binbaşım?

Doğru.

Tek kurşun atmadan.

Selanik'i memleketimi verdiler, doğru mu anladım?

Hesabını soracağım Binbaşım endişen olmasın.

Ne zaman soracaksın?

İstanbul’a dönüyoruz. gereken neyse yapılacak?

Burası ne olacak?

Buraya niye geldik o zaman?

Buradan nereye gideceğiz? İstanbul, Edirne, Bursa kadar mukaddes...

...başka neresi var orayada gidelim!

Çıkın dışarı!

Çık!

-Sen ne istiyorsun binbaşım? -Benim ne istediğim belli!

Asıl sen ne istiyorsun Enver?

Selanik’i üç beş vasıfsız subaya terk edecektiysen,

...bu kadar gücü uhdende neden tuttun?

-Ben elimden gelenin en iyisini... -Devirdiğin padişahın yerine...

...getirdiğinin yeğeniyle evlenecektiysen,

...saraya damat olmaktıysa derdin,

...biz öncekini niye devirdik?

Naciye Sultan’ı bu münakaşaya malzeme etmenizi reddediyorum.

Niye?

Biz okumuşlar hürriyet hayalleri kurabiliriz. Ama unutma,

...sıradan insanlar için devlet Payitaht demek.

Dediğim gibi. Hesabını soracağım.

Ne oluyor? Ne yapıyorsunuz? Hainler!

İstifanızı imza ediniz Sadrazam Kamil Paşa.

-Kolay gelsin. -Hoş geldin Nuri abi.

Hoş bulduk.

Gözün nasıl oldu?

Hadi kalk, seni bir yere götüreceğim havan değişsin.

Ali Fethi istifa etmiş askerlikten.

-Enver.. -Tamam tamam,

...yetişir.

-Konuşmayalım mı Mustafa? -Ne konuşacağız Nuri?

Neyi konuşacağız? Selanik’i satmışlar.

Selanik'i satmışlar.

Tek bir kurşun atmadan,

...topukları kıçlarına vura vura kaçmışlar.

Bulgar Edirne’yi almış.

Gazeteler Naciye Sultan’la aşkını konuşuyor.

Ne konuşucaz.

Böyle kendi kendini doldurunca çözülecek mi?

Sorsan...

...Binbaşı Mustafa Kemal Selanik. Ama yok.

Artık yok dimi Selanik?

Sadece Binbaşı Mustafa Kemal.

Ben de istifa edeyim Fethi gibi. Bitsin gitsin.

İstifa edeceksin öyle mi?

Bizim komşu...

...evlerinin önüne gelen bir kediye kıyamamış, eve almışlar.

Ama kedi yemek koydukları kaptan bir türlü yemek yemiyormuş.

Eee ne yapıyormuş?

Önce, yemeği yere döküyormuş sonra yerden yiyormuş.

Yani, kediyi sokaktan aldın iyi tamam da,

...sokağı kediden almak zor iş.

Sen asker doğdun. Asker öleceksin.

Annem, Makbuş ne halde gidip göremiyorum bile be Nuri.

Mustafa.

Söyle.

Beri bak delirtme beni söyle ne söyleyeceksen birşey mi oldu?

Hiç istemiyor musun Mustafa?

Evlenip, bir yuva kurmayı?

Evde bekleyen bir hanımın, bir sofra?

Kızma bana. Ben senin kardeşinim. Üzülüyorum.

Vakit mi vardı onca savaşın arasında?

Bırak Allah aşkına. Hepimiz bulduk o vakti?

Bir oğlun olsun da istemiyor musun hiç?

Ya Nuri nerelere getirdin lafı?

Nereye getirdik ya?

Bende birşey söyleyeyim bari. Kimse bakmıyor mu buraya? Hilmi bak buraya.

-Hoş geldiniz. -Hoş bulduk.

-Hoş geldiniz. -Hoş bulduk.

-Neresi burası? -Her şey böyle evlerde dönüyor artık.

Kim bu insanlar Nuri?

Şairler, ressamlar, siyasetçiler, istihbaratçılar. Ne ararsan var.

-Alır mısınız? -Teşekkür ederim.

Fethi mi o?

Ya nerdesiniz?

Hemen alıp geliyorum dedin.

Lafladık biraz. Sohbet güzeldi.

-Güzel. Hoş geldiniz. -Hoş bulduk.

Neşen yerinde. Aldığım habere nazaran?

Enver’le mi uğraşacağım?.

Talat Paşa Sofya’ya büyükelçi olarak gitmemi istiyor

-Ne ala. -Ne diyorsun sen Fethi!

Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun? Bir anlat bakayım bana!

Gel konuşmayalım şimdi bunları. Arada uzaklaşmak lazım.

Şimdi konuşmayalım ne zaman konuşucaz?

Bu insanlar kim bilmiyorum.

Ama akıbetimiz umurlarında değil zannımca.

Böyle bir zamanda çalıp söyleyip, hoş sohbet edebildiklerine göre.

Sana da aşk olsun Nuri. Beni tanımazmış gibi!

Müsaadenizle.

Bir ikramımızı dahi kabul etmeden mi ayrılacaksınız?

Ev sahibemiz Madam Corinne.

Binbaşı Mustafa Kemal Selanik.

Memnun oldum.

Başka bir zaman umarım. Müsadenizle.

Hiç olmazsa bir şarkı ikram edeyim size.

Nazarınızdaki kayıtsızlığımız perçinlensin, öyle gidin.

Nuri siz iletirsiniz.

Mustafa.

Eşi bir Türk subayıydı.

Balkan Harbinde şehit oldu.

Niçin ağlıyorsun kızım?

Adın nedir senin?

Vasfiye.

Annen baban nerede Vasfiye?

Bilmiyorum.

Allah'ım bizim bu kıza göz kulak olmamız lazım.

Sen de bize göz kulak ol.

Gel. Gel.

Sayın Büyükelçi, Enver Bey’in yükselişiyle ilgili düşünceniz nedir?

Enver Paşa, Devlet-i Ali için her zamankinden daha fazla çaba sarf ediyor.

Ama bir subayın aynı sene içinde üç kez rütbe alması?

Hem harbiye nazırı olması,

...hem de Padişah'ın yeğeni Naciye Sultan ile evliliği?

Olağan dışı durumlar, olağandışı tedbirler gerektirir.

İyi eğlenceler.

-Teşekkürler. -Teşekkürler.

-Ne diyor? -Enver’i soruyor?

Siz ne dediniz?

Selamı var dedim. Ne diyeceğim?

Nerede kaldı bu Kemal?

Gitmek istiyorum artık.

-Yeter ama. -Nereden aklına geliyor böyle fikirler?

Geliyor işte.

İngiliz Büyükelçi Enver’i sordu sen gelmeden.

Ne dedin?

Ne diyeceğim. Çalışıyor dedim. Yutmadı tabii.

İstihbarat bekliyor Bulgarlar, Almanlarla mı, İngilizlerle mi görüşüyor diye.

Enver mi?

Para göndermiyor tabi.

Bende hiçbir kaynağı kullanamıyorum.

Para kalmadı ki kasada Kemal.

Anca sefalarına yetiyordur saraydakilerin.

Şu kız kim?

Ortadaki mi?

General Kovaçev’in kızı Miti.

Her şeyi de Enver’den para gelmemesine bağlamayalım.

İzninizle.

Hanımefendi bu dansı bana lütfeder misiniz?

Mükemmel dans ediyorsunuz.

Teşekkür ederim. Teveccühünüz.

Bulgarca konuşuyor musunuz?

Güzelliğinizi ifade edebilecek kadar değil.

''Avusturya Ordusu, Belgrad’ı Bombalamaya Başladı''

Hoş geldin!

Hoş bulduk.

Babamın ani bir toplantısı çıktı.

Başka zaman belki.

Hayır hayır burada evde.

Tanışmanızı çok istiyorum.

Haber verdiler geldiğini.

Rahatsız etmeseydik.

Babacığım.

Yarbay Mustafa Kemal.

Kıyafet balosunun yıldızı.

Kral Ferdinand hala sizi anlatıyor dostlarına.

Müşerref oldum efendim.

Dostlarımla önemli bir toplantı halindeyim.

Bu akşam beni affedin.

Asıl uygunsuz zamandaki ziyaretim için siz affedin.

Rica ederim.

Miti. Misafirimizle yalnız ilgileneceksin

Şikayetçi olacağını sanmıyorum.

Evime şeref verdiniz.

O şeref bana ait efendim.

Çok teşekkür ederim.

Teşekkür ederim.

Almanlar ne isterlerse yapalım istiyorlar.

İngilizlerin onlardan farkı yok.

İngilizler en azından bizi Osmanlı’ya karşı desteklemişlerdi.

Güzel hatırımız için değil.

Önünde sonunda Osmanlı’ya saldıracaklar.

Biz de arada kalacağız.

Henüz karar vermek için erken.

Daha detaylı istihbarat almalıyız.

Her şeye hazırlıklı olmamız lazım.

İstersen misafirine bir bak.

Anladığım kadarıyla Miti, bu genç ve yakışıklı subaya gönlünü kaptırmış.

Miti henüz genç.

Açık konuşayım subay da oldukça karizmatik.

Hele ki ulusal günde yaptığı kostüm şovu,

...unutulmayacak belli ki.

Bunu onaylıyorsunuz diyebilir miyiz general?

Parlak genç Osmanlı subayı damadın olabilir mi?

Dediğim gibi,

...Miti henüz çok genç.

Eminim başka sevgilileri de olacaktır gelecekte.

Ayrıca,

...bir Türk'le evlenmesindense kafamı kesmeyi tercih ederim.

''General Kovaçev'e Özel''

Kemal!

Kemal aç benim!

Teşekkür ederim.

Kemal! Kemal!

Kardeşim bana bak! İyi misin?

Bir doktor çağırın.

İyiyim Fethi. İyiyim.

Oh be.

Gel.

Kazanamayacaklar.

Almanlar, Ruslarla Fransızların arasında kalacak,

Harbe girdik bile.

Almanlarla müttefik olduk.

Dün iki Alman zırhlısı,

Karadeniz’de Osmanlı sancağı çekip Sivastopol’u bombalamış.

Ahmak!

Enver inkar ediyor,

...ama geçmiş olsun.

Ben İstanbul'a gidiyorum.

Ne yapacaksın İstanbul’da? Daha dur ayağa kalkamıyorsun.

Vazife isteyeceğim cephede. Ne yapacağım.

Sıhhatinle inatlaşıyorsun Kemal.

Biletimi alsınlar Fethi.

Cepheye bu halde mi gideceksiniz?

Sen yürü çocuk.

Ali Fethi bey yazdı geleceğinizi.

Nereye.

Sizi bu vaziyette otel odalarında bırakacak değilim.

Hem belki bu vesileyle bana Sofya Sefaretinizden bahsedersiniz.

Yoksa sefahat mi demeliydim?

Senden şikayet var.

Doğu sınırında halka zulmediyormuşsun.

Senin hezimetini konuşacaklarına,

...benim zulmümü konuşsunlar.

Hezimet filan yok.

Ben de öyle diyorum.

Gazete gazete dolaşıp Sarıkamış’ı yazmayacaksınız diyorum.

Gir!

Kumandanım.

Yarbay Mustafa Kemal’in vazife emrini soruyorlar Erkan-ı Harbiye'den.

19. Tümen’e yazsın demiştim.

19. Tümen yedek birliklerden teşekkül ediyor.

Cepheye sevk olunacakları kesin değil diye cevap geldi.

Kumandanım, sıkıntılı bir tümen diyorlar.

19. Tümen.

Emredersiniz Kumandanım.

Çık şimdi.

-Hüseyin Çavuşum. -Söyle.

Bir grup asker var talime katılmıyorlar. İstemiyorlarmış.

Kim onlar?

Şunlar. Elebaşları var.

Göster bakalım.

Hadi herkes hizaya!

Kalkın ayağa hadi! Kalk!

Kalk diyorum kalk! Duymuyor musunuz lan beni! Kalk hadi!

Kime diyorum!

Üşüyoruz.

-Kardeşlerim hasta! -Asker!

Bak son kez ikaz ediyorum.

Kalkmazsan ceza vereceğim.

Kalk!

-Tut kaldır şunu on başı. -Emredersiniz.

Kalk asker!

-Bırak! -Kalk!

Dur! On başı!

Rahat.

Oturun.

Oturun! Oturun!

Bir çorba da ben içerim çavuş.

Emredersiniz kumandanım.

Alp’e de artan kemik ne varsa.

Yemek seçmez kendileri.

Çocuklar haklı, soğuk Çavuş.

Gerçi öldürecek kadar değil, haksız mıyım?

Sarıkamış’ta öldürdü kumandanım.

Dayımı, kardeşimi öldürdü.

Soğuk deyince benim aklıma ne gelir biliyor musun?

Kumandanım.

Sağolasın.

Baba evindeki ocağımız.

Çocukken erken kalkardım bazen.

Yaz kış fark etmezdi,

...annem o ocağı yakana kadar üşürdüm.

Mutfaktaki ocaktan ne olacak?

Bütün evi ısıtacak değil.

Ama olsun.

O ocak yandı mı,

...içim ısınırdı.

Dünyanın en büyük donanması geliyor çocuk.

İngilizler, Fransızlar yedi düveli toplamış.

Düveli muazzama diyorlar bide.

Düveli muazzama.

Şu Çanakkale boğazında onları durduramazsak,

...ne olacak biliyor musun?

Nerelisin sen?

Bitlis kumandanım.

Bitlis'teki ocağı var ya baba evinin.

O sönecek.

-Sen nerelisin? -Aydın kumandanım.

Senin baba ocağın da sönecek.

-Sen çocuk? -Kırşehir kumandanım.

Seninkide sönecek.

Senininki de sönecek! Seninki de sönecek! Seninki de!

Hepinizinki sönecek!

Ben size soğuk vaat ediyorum!

Ben size açlık vaat ediyorum!

Ben size perişanlık vaat ediyorum!

Ben size ölüm vaat ediyorum, ölüm!

Ben, Yarbay Mustafa Kemal!

Baba ocağınız sönmesin diye,

...size zafer vaat ediyorum!

Düveli Muazzamanın geleceği varsa...

...göreceği var diyorum!

Siz de benimle varım diyor musunuz!

Varız!

-Duyamadım asker! -Varız!

-Benimle yürür müsünüz! -Yürürüz!

-Ölüme! -Ölüme!

-Zafere! -Zafere!

-Zafere! -Zafare!

-Zafere! -Zafere!

-Gazamız mübarek olsun! -Amin!

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.