Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Tepelerin ardından, çok uzaklardan...
...Teletabiler geldi oynamaya.
- Bir... - Bir.
- İki... - İki.
- Üç... - Üç.
- Dört. - Dört.
Ve Teletabiler birbirlerini çok severmiş.
- Dur! - Neden burada kalıyorsunuz hâlâ?
Geri gelmeyecekler!
- Gel, otur buraya. - Teyze, neler oluyor?
Jimmy, olduğun yerde kal. Sesini çıkarma...
...ve sakın buradan kımıldama.
Baba?
Jimmy, kaç!
- Anne? - Kaç buradan!
Kaç!
Kaç!
Baba! Baba?!
Baba?
Baba?
Baba?!
Baba! Baba, neler oluyor?
Kusursuz şekilde öngörülmüş olan şeyler.
Çok korkuyorum, baba.
Sanırım annem ve kardeşim öldü.
Hayır, oğlum.
Ölmediler. Kurtarıldılar.
Bugün muhteşem bir gün.
Mahşer günü.
Al bunu, oğlum.
Bunu her daim yanında tut.
İnan.
Evet...
Evet, çocuklarım!
Evet!
Tanrım, beni neden terk ettin?
Öfke Virüsü, İngiltere'yi kırıp geçirdi.
Avrupa Kıtası'ndan püskürtüldü.
İngiliz anakarası virüsü zaptetmek için karantinaya alındı.
Hayatta kalanlar kendilerini savunmaya bırakıldı.
28 Yıl Sonra
Çeviri: ÖFT tw: @mrendirsin
Bugün büyük günün, Spike.
Kalk bakalım.
"Gerekmedikçe Yeni Malzeme Alma"
"Kaynaklarımız Az, Düşün"
Sonra görüşürüz.
Fenerini, kazağını, düdüğünü ve su matarını aldın mı?
Ver bakalım.
Bıçağını da koy.
Aferin sana.
Koy şunu da.
Pastırma mı? Kahvaltıda?
Dave ve Rosey dün gece getirdi.
- Seninki nerede? - Ben yaparken yedim biraz.
Tabii, tabii.
Spike. Hepsi senin.
Ben gidip annene bakacağım. Sen yemeğini bitir.
Tabağını da kaldır.
Geliyorum, aşkım.
Buradayım.
Sorun ne? Ne oldu?
Uzanman gerek.
- Burada kalıp dinlenmelisin. - Yapamam.
Spikey...
Merhaba, anne.
Bebeğim...
Yaygara koparmak istemedim...
...ama başım...
- Sorun değil. - Sanki zonkluyor.
Bana bugün okulun nasıl geçtiğini anlatsana.
Okula gitmedim, anne.
Sabah daha.
- Öyle mi? - Evet.
Sabah ve...
Isla? Unuttun mu?
- Spike bugün okula gitmeyecek. - Neden?
Hafta sonu mu geldi?
Hayır, bugün cuma.
Öyleyse neden okula gitmiyor?
Bunu konuşmuştuk.
- Birkaç kez. - Neyi konuştuk, Jamie?
Spike ile dışarı çıkacağız.
- Bu ilk seferi. - İlk sefer mi?
Adadan çıkıp anakaraya gitmeyi mi kastediyorsun?
- Evet. - Ne?
- Isla... - Neden söz ediyorsun sen?
- Isla, sakin ol... - Aklını mı kaçırdın sen?!
- O daha bebek! - 12 yaşında.
Bebeğimizi öldürmeye mi çalışıyorsun, amcık?
- Spike, aşağı in... - Seni manyak, bebek katili.
Hayır, sen aşağı in baba.
Babam hâlâ burada olsaydı diri diri derini yüzerdi, bebek katili.
- Tamam... - Amcık!
Amcık!
Amcık!
- Anne? - Hayır.
Benim.
Spike?
Spike.
Neler oluyor? Ter bastı.
Niye bu kadar sıcak basmış hissediyorum?
- Havadan dolayı, anne. - Çok sıcak.
Sana kahvaltı getirdim.
Biraz pastırma.
İyi hissettiğinde yersin.
- Gidiyor musun? - Evet.
Nereye?
Okula.
Tamam, Spikey.
Seni seviyorum.
Ben de seni seviyorum, anne.
Günaydın, evlat.
- Sam? - Yayı senin için yeniden gerdim.
- Gerek var mıydı? - Hayır.
Aslında kendim için yaptım.
Sam, sen onu merak etme.
Ger bakalım, evlat. Ağırlığını hisset.
Tut öyle.
Hiç titreme yok. Daha güçlü.
Hadi, evlat. Gidelim biz.
Bu gece görüşürüz.
Sağ olun, millet.
Annem yolladı.
Sağ ol, Betty.
Akşama büyük parti var, Spike.
Geç kalma.
Onu sağ salim geri getir.
Bol şans, Spike.
Sağ ol, Jacob.
Şuna baksana, Spike. Tüm liderlik komitesi burada.
- Sadece gülümse ve kısa kes. - Seni uğurlamazsak olmazdı.
Senin için hepimiz heyecanlıyız.
Daha küçük olduğunu düşünsem bile.
14 veya 15 yaşında gitmesi çok daha uygun olurdu.
O hazır, Jenny. Hadi, evlat.
Topluluğumuzun kurallarını biliyorsun, Spike.
Gidersen geri gelebilirsin...
...ama geri dönmezsen...
...birinin gelip seni bulmasına izin yok.
Kurtarma yok, istisna yok.
Bunu zor yoldan öğrendik.
Geçmişte kaybettiğimiz insanlar dolayısıyla.
O yüzden anakaraya adım attığında...
...kendi başınasın, anlıyor musun?
Evet, Jenny.
Bu sabah bir şey gördün mü, teyze?
Hiçbir şey görmedim. Tamamen sessiz.
Etraf temiz mi?
Etraf temiz.
Kapıyı açın onlara.
Aferin.
Dikkatli olun, beyler. Gelgiti kaçırmayın.
7, 6, 11, 5...
...9 ve 20 mil bugün.
4, 11, 17, 32 bir gün önce.
4, 11, 17, 32 bir gün önce.
İlerleyin, ilerleyin, ilerleyin...
Durmak bilmeden ilerleyin.
Bu savaşta terhis yok.
Bu ne peki, Spike?
- Bu geçit yolu. - Anlat bakalım.
Anakaraya giden tek yol bu.
Sadece deniz çekilince geçilebilir.
Deniz yükselince burayı su kaplar.
Yükselince yüzebilir miyiz?
Hayır. Denizde akıntı var.
Bizi adanın ötesine iter ve denize çeker.
Ve boğuluruz.
Bakmayın, bakmayın, bakmayın...
Önünüzdekine bakmayın
İlerleyin, ilerleyin, ilerleyin İlerleyin durmak bilmeden
İnsanlar, insanlar, insanlar...
Onları izlerken deliye döner.
Denizin yükselmesine dört saat var.
Bunu yapıyor muyuz? I
Şimdi geri dönemeyiz, baba.
- Neden? - Herkes korkak olduğumu sanır.
Evet, öyle. Buna müsaade edemeyiz.
Hadi o zaman.
Sayın, sayın, sayın...
Palaskadaki mermileri sayın.
Gözünüzden kaçırırsanız tepenize çıkarlar.
Durmak bilmeden ilerleyin.
Bu savaşta terhis yok.
Tüm yakıtı buradan alıyoruz.
Günün birinde burada çalışacaksın.
Gündüz vakti işinizi görme zamanıdır
Ama gece beraberinde milyonlarca başka şey getirir.
İlerleyin, ilerleyin, durmadan ilerleyin.
Çok büyük!
Yürümeye devam edersek...
...denizin görünmediği bir yere varır mıyız?
Elbette.
Kıyı görmeden günlerce ve haftalarca yürürsün.
Orada hiçbir şey yok, Spikey.
Ulaşılacak bir yer yok.
Başka köyler var.
Evet ama bizde olmayan bir şeyleri yok.
Ve kasabalar ile köylerden uzak duracağız.
İşte, bak şuna.
Alçakgezen.
Hızlı değil.
Tehlikeli olmadıkları anlamına gelmez.
Eğer bir tanesini görüyorsan...
...muhtemelen ağaçlarda birkaç tane daha vardır.
Yayın göğüs için yeterli güçte değil.
Tam boynundan vurman lazım.
Tamam, baba.
Korkuyor musun?
Birazcık.
- Ya sen? - Hayır, ben iyiyim.
- Bu mesafe iyi mi? - Evet, sanırım.
İlk avını öldürelim hadi.
Nişan al.
Rüzgârı hesapla.
O senin.
Ondan sonra gelen her şey de benim.
Hazır olunca gönder.
Gönder!
Baba?
Güzel avdı, Spike.
- İyi hissediyor musun? - Sanırım, evet.
Hissetmelisin.
Seninle gurur duyuyorum.
Yürü şimdi. İlerlemeliyiz.
Çığlığı bölgedeki diğer enfekte olanları uyandırmıştır.
Hadi, devam edelim.
Harikalar.
Çok güzeller.
Şuna bak.
Aferin.
Etrafta faydalı bir şey var mı diye bakmaya hep değer.
İnsanlar burayı 100 kez aramıştır.
Ama hiç belli olmaz.
Lanet olsun.
Hadi be...
Bunlar faydalı mı?
Hayır, onlardan bol bol var.
Ama bu öyle.
Ne o?
Frizbi. Hiç frizbi görmedin mi?
Harikadır. Bayılacaksın.
Gel buraya, oğlum.
Bakışlarını kaçırma, Spike.
- Baba, lütfen... - Spike, sana söylediğimi yap.
Buradan çıkaracağın bir ders var.
Ona ne olmuş?
Bağlanıp enfekte olanlar için bırakılmış gibi görünüyor.
Artık o da enfekte.
Enfekte mi?
Evet.
- Neden biri böyle bir şey yapsın ki? - Cezaydı belki de.
İbret olsun diye.
Anakarada garip insanlar var.
Etrafta dolaşıyorlar.
Bu yüzden evimiz çok kıymetli.
Ders bu muydu?
Hayır.
Öldür onu.
Ne kadar çok öldürürsen o kadar kolaylaşır.
Kendini kötü hissetme.
Hastalık onların zihnini ele geçiriyor.
Ne bir aklı var ne de ruhu.
Spike.
Öldür şu lanet şeyi.
Öldür onu!
Neyi bekliyorsun, Spike?
Şimdi, evlat!
Spike bitir şunun işini.
Tanrı aşkına, Spike. Gebert şunu!
Aferin, evlat.
Kafa.
Kalp.
Bırakın!
Şanslıysak burada bir av daha var.
Hadi.
Bunlar Alçakgezen değilmiş.
Bunlar hızlı olanlardan, Spikey.
Kokuyu alıyor musun?
Bağırsaklarından geliyor.
Nedense bunu seviyorum.
Baba?
Baba?
Ne oldu?
Bunu bir alfa yapmış.
Buradan, Spike. Hadi.
Bu taraftan, yürü!
Geri mi dönüyoruz?
Evet, avını öldürdün. Bunun için gelmiştik.
Erken döndünüz demezler mi?
Konuşma, Spikey.
Sadece gözünü dört aç.
Temiz.
Gidelim.
Tamamen...
...hareketsiz kal.
Alfa.
Hassiktir...
Ağaçlara dönüyoruz! Ağaçlara, yürü hadi!
Baba?!
Koş hadi!
Çabuk, çabuk!
Devam et, hadi, hadi!
Gel. Savunmaya geçelim. Soluklanalım biraz.
İlki bende, ikincisi sende.
Nefesini yavaşlat.
Yavaşlat.
Yürü, hadi!
Yürü, yürü, çabuk!
Hassiktir!
Tamam, iki kişilik iş. Savunma!
Tamam. Vur şunu!
Kafaya ve kalbe. Kafaya ve kalbe, Spike.
Gir içeri!
Hadi!
- Hadi, evlat! - Baba!
Baba?
Çatı katı. Oraya bak!
Koy ayağını.
Hadi!
Hassiktir...
Hadi, oğlum.
Eve Hoş Geldin Spike
Arkaya dikkat, çocuklar. Yol verin.
Çay saati.
Bugün iyi iş çıkardınız.
Harikaydınız.
Hava kararmadan acele edin.
Bu garip.
Alfalar diğerleri gibi değil.
Sadece daha iri değiller, daha akıllılar da.
Ne yapacağız?
Onunla savaşamayız.
Oklarım bitti.
Zaten o şeyleri devirebilmek için...
...düzinelerce saplamak gerek.
O yüzden biz de bekleyeceğiz.
Çok üzgünüm, baba.
Neden?
Hepsi benim suçum.
- Hiçbir şey vuramadım. - Neden söz ediyorsun sen?
Denedim ama çok korkuyordum ve hep ıskaladım.
Neden söz ediyorsun?
Bu senin suçun değil. Ve denemeye devam ettin.
Oku hedefe kadar bile gönderemeyen...
...yetişkinler gördüm ben, sen öyle değilsin.
Spike. İyi iş çıkardın.
Gerçekten.
Gelgiti kaçıracağız.
Evet... bir sonrakine artık.
Hey, denize baksana.
Bak.
Tam orada.
Karantina devriyesi.
Muhtemelen Fransız.
Baba?
O ne?
Yangın.
Bir şey mi yanıyor?
Evet...
Bir şey.
O da bir köy mü acaba?
Hayır.
Ne o zaman?
Bilmiyorum. Oraya hiç gitmedim.
- Hep mi böyleydi? - Hiç gitmedim dedim ya, Spikey.
Spike?
Spike!
- İşte orada. - Spike, gel buraya.
Dışarı! Dışarı çıkmalıyız!
Lanet olsun!
Hadi.
Hadi, çıkmamız lazım!
Sıkıntı yok, evlat.
Sıkıntı yok. Buradan çıkacağız.
- Ne oldu? - Eski bir bina.
Bilemiyorum, baca elimizde patladı.
Sese geleceklerdir.
Gitmemiz gerek.
- Deniz çekildi mi ki? - Yeterince çekilmiştir.
Hızlı ama sessiz olmalıyız. O alfayı görürsen...
...doğruca geçide gidip karşıya koş, tamam mı?
Hiçbir şey için durma. Hadi!
- Sen nerede olacaksın? - Hemen arkanda!
Alfayı göremiyorum.
- Su hâlâ yüksek. - Fazla değil.
Sığ olacak ama başarabiliriz.
Lanet olsun. İyiyiz, tamam.
Botlarını çıkar.
Tamam, geçitten hiza al.
Yolumuz o.
Sıkıntı yok, nefes al sadece.
Hadi, gidiyoruz.
Sen önden.
Nasıl bir gündü ama, Spike?
Anakaraya ilk çıkışın.
İlk avın. Enfektelerden ilk kaçışın.
Sonra görüşürüz, Alfa!
Gelgiti kaçırdın.
Geri döndüğümüzde anneme anlatacak çok şeyim var.
Baba?
Koş, Spike!
Koş!
Git hadi! Çabuk ol!
Durma, hadi!
Tanrım!
- Ayağa kalk! - Baba!
Spike, hemen kalk!
Spike, yürü! Hadi, yürü Spike!
Çabuk ol!
- Yapamam! - Evet, yapabilirsin!
Yardım edin!
Uyanın, uyanın! Kalkın! Kalkın!
Gelen var! Gelen var!
Alfa!
Açın kapıyı! Açın şu kapıyı!
Alfa! Alfa!
Bir Alfa geliyor! Işığı ona tutun!
Yere yat!
Yürü! Çabuk, Spike! Hadi!
Hassiktir!
Sona geldik, Spike.
Nefes al!
Lanet olsun...
Açın kapıyı!
Jenny! Aç şu lanet kapıyı!
Bekle!
Açın şu kapıyı lan!
- Tanrı aşkına! - Bekle!
- Hayır! Lanet olsun, Jenny! - Bekle!
- Gözlerime bak! Temiziz! - Bekle.
Ona bak! Gözlerine bak!
O temiz! Biz temiziz!
Tamam, açın girsinler!
25-30 metre mesafede. Uzun otların arasında. Rüzgâr da var.
Ve o ok nereye girdi?
Tam boynuna!
Sonra şişko pislik ayağa kalktı...
...ve kız gibi etrafta çığırmaya başladı!
Sonra da bok çuvalı gibi yere yığıldı.
Sonra bir baktık...
...sekiz lanet enfekte tam üzerimize doğru koşuyor.
"Hassiktir, işte başlıyoruz' diye düşünüyordum ki...
...sonra buradaki koca taşşak çekip ikinci oku gönderdi.
Ne? Hepsini ıskaladım.
Hayır, ıskalamadı. Alçakgönüllülük ediyor.
Bizim Spike böyledir işte. O tam bir dev katili!
Dur, Rosie. Dur...
Bizi neden getirdin buraya?
Ne...?
Spike?
Seni gece yarısından sonra görmeyi beklemiyordum.
Annemi görmeye geldim. O nasıl?
İyi mi?
İyiden daha iyi.
Kalkıp dolaştık, tarlalarda yürüdük.
Nöbet geçirmediği...
...zamanlarda çok enerjik oluyor.
Senin günün nasıldı?
O daha önemli.
Babam olduğundan farklı anlatıyor.
- Nasıl? - Kahramanmışım gibi.
Ama onun için öylesin.
Yalan gibi geliyor.
Peki orada ne oldu?
Şişmanlardan birini vurdum.
Çok hantaldı.
Ama sonra hızlı olanlar peşimizden koştu.
Hiçbirini vuramadım.
Hava kararana kadar saklandık.
Çok korkmuştum.
Midem bulandı.
Annemle evde olmak istedim.
Baban da muhtemelen aynı şekilde hissetmiştir.
Ama bir şey diyeyim...
Hiç öyle bir arazi görmemiştim.
- Çok büyüktü. - Ne gördün?
Tepeleri...
Ormanı.
Bir de yangın.
Yangın mı?
Acaba bizim Kelson'u mu gördün?
Hâlâ yaşadığını düşünmezdim.
Güneybatıda mıydı?
Tanrım... O zaman Kelson'dur.
İster inan ister inanma, o yaklaşık 30 yıl önce PH'imdi.
- PH nedir? - Bir doktor.
- Doktor mu? - Evet.
Wigglybe'nin hemen dışında muayenehanesi vardı.
Babam yangının ne olduğunu bilmediğini söylemişti.
Ve tüm doktorların öldüğünü.
Bu yüzden kimse annemin neyi olduğunu bilmiyor.
Her konuda yalan söylüyormuş gibi geliyor.
Yok canım. Ne var biliyor musun?
Muhtemelen seni korkutmak istememiştir.
Doktor Kelson...
...tuhaf biri.
Nasıl tuhaf?
Yangının bu kadar özel olan yanı ne?
Baban anlatmak istemiyorsa...
...sanırım ben de anlatmamalıyım.
Neden partine geri dönmüyorsun?
- Ben annene iyi bakarım. - Hayır.
Sen git.
Ben bakacağım artık ona.
Tamam.
Kandırdım.
Hepsi yalan söylüyor, anne.
Spike, markete gider misin bizim için?
Bana biraz Nurofen lazım.
- Nurofen mi? - Başım...
Boş ver. Önemli değil.
Merhaba?
Yukarıdayız, aşkım.
Ne partiydi ama.
Tam bir kargaşa.
Çalılıklarda sürüklenmiş gibi görünüyorsun.
Sürüklendim belki de.
Bir buğday tarlasında uyandım.
Sen nereye kayboldun, Spikey?
Seni aradım ama onur konuğu ortalıkta yoktu.
- Eve geldim işte. - Pekâlâ, dev katili.
Kahvaltı hazırlayacağım ben.
Neler oluyor, Spike?
Neden anneme bakabilecek bir doktor olduğunu söylemedin?
Doktor mu?
Bizim doktorumuz yok.
Yıllardır burada bir doktor olmadı.
Doktor Kelson, baba. Anakaradaki yangın.
Kimle konuştun sen?
- Doktor var yani? - Sam miydi?
Aptal herif.
Kafana fikirler sokuyor.
O doktor değil, Spike.
Belki yıllar önce öyleydi.
Ama delireli çok oldu.
Ne demek istiyorsun?
Doktor mu, değil mi?
Sen doğmadan önce...
...yiyecek toplardık.
Ama giderek zorlaştı.
Daha uzaklara gitmek gerekti...
...ve günün birinde bir grup Kelson'un evinin oraya gittik.
Tamam mı?
500 metre uzaktan ölü kokusunu almaya başladık.
O kokuya alışık...
...olduğumuzu anlıyorsun, değil mi?
O zamanlar ölüler her yerdeydi.
Ama bu...
...tamamen farklıydı.
O koku sanki...
...dokunabileceğin bir duvar gibiydi.
Oradaki tepenin zirvesine çıktık ve aşağıya baktık.
Ve...
...hiç böyle bir şey görmemiştim.
Cesetler vardı.
Yüzlerce.
Hizaya sokulmuşlardı.
Adamlar, kadınlar, çocuklar...
Ve o yangının ortasında...
...yan tarafta Kelson duruyordu.
Akıl almaz bir amaç uğruna...
...bütün cesetleri oraya sürüklemiş.
Birkaç saniye sonra...
...arkasını döndü ve doğrudan bize baktı...
...ve gayet rahat bir şekilde el salladı.
"Hey, aşağı gelmek ister misiniz beyler?" der gibi.
Evet. Arkamızı dönüp kaçtık.
Ve 15 senedir...
...hiçbirimiz oraya dönmedik.
Dediğim gibi...
O adam deli.
Hassiktir...
Annemin ölmesini mi istiyorsun?
Tabii ki istemiyorum...
Spike, bu ne biçim bir soru?
Onun gerçekte nesi var?
Bilmiyorum.
Ölüyor mu?
Bilmiyorum.
Bence ölüyor.
Sen de öyle düşünüyorsun.
Ölürse Rosie ile mi birlikte olacaksın?
- Laflarına dikkat et. - Dave ne düşünür bu konuda?
Sana laflarına dikkat et dedim!
Oğlum...
Jamie!
Zonkluyor, Spike. Zonkluyor...
Biliyorum, anne. Üzgünüm.
Su ister misin, aşkım? Gidip getireyim biraz.
Bizden uzak dur lan!
Sizden mi?
Duydun işte.
Git başımızdan, baba.
Yangın var!
Yangın...
- Duman çıkıyor. - Evet! Yangın var. Yangın!
- Yürü, hadi! Çabuk! - Ahırda yangın çıkmış!
- Hemen gitmelisiniz! - Kapıyı bırakamam, Spike!
Mecbursun. Bu yüzden beni gönderdiler.
Sirende ben dururum ama hemen gitmelisin.
Herkese ihtiyaçları varmış! Git hadi!
Çabuk!
- Git! - Gözün ufukta olsun ve sirenden ayrılma!
Hadi, anne. Gidelim.
- Nereye gidiyoruz? - Sahile.
- Tarlalara da tabii. - Sahile mi gidiyoruz?
Burası anakara.
Evet.
Ama biz...
...anakarada olamayız.
Çok tehlikeli.
Sorun yok, anne.
- Seni güvende tutacağım. - Hayır, hayır, hayır.
Bu doğru değil. Doğru değil. Nerede...?
Jamie!
Nerede...?
- Baban nerede? - Babam burada değil.
O zaman artık geri dönmeliyiz.
- Eve dönmeliyiz. Koşmalıyız... - Anne.
Geri dönemeyiz.
- Sular yükseldi. - Tanrım...
- Doktora gidiyoruz. - Ne? Doktor mu?
- Gerçek bir doktora. - Hayır.
Eski zamanlardan.
Sen hastasın, anne.
Doktor seni iyileştirecek.
Anlaştık mı?
Tamam.
Tamam, anne.
Geceyi burada geçireceğiz.
Orada kalacağız.
Baban komik mi?
- Babam mı? - Evet. Yani seninle şakalaşır mı?
Deden çok komikti.
Ne kadar olduğuna inanamazsın.
Herkes onun çok ciddi olduğunu düşünürdü.
Ama benim yanımda şakacıydı.
Baban da öyle mi?
Yani, baş başa olduğunuzda?
Hayır.
Senin de onun gibi güçlü olduğundan emin olmak istiyorum.
Biliyor musun, yüzüne bakınca...
...dedenin gözlerini görüyorum.
Çok güzel.
Aynen öyle.
Biraz uyumalısın.
Ben uyanık kalacağım. Nöbet tutacağım.
Tamam, baba.
Ne oldu?
Bilmiyorum.
İşte.
İyiyiz.
Çabuk, çabuk, çabuk!
Çirkin pislikler.
Tamam, geri dönüyoruz.
Şuna bak.
Melek.
Bana meleği gösterdiğin ilk seferi hatırlıyor musun, baba?
Buranın yakınlarına gelmiştik. Arabadan inmiştik...
Ağaçların üzerinden yükselişini görene kadar yürümüştük.
Sonsuza kadar böyle duracağını söylemiştin.
Piramitler veya Stonehenge gibi.
Yani baktığın zaman...
...geleceği görmüşsün sanki. O günü hatırlıyor musun?
7 veya 8 yaşından büyük değildim.
Demiştin ki, biz gerçek zaman yolcularıyız.
Ve şimdi gelecekteyiz.
Ve ben...
...korkmuştum...
Çünkü ciddi olduğunu düşündüm.
Ve gerçekten gelecekteydik...
Bu sefer kaç yüzyıl geleceğe gittik?
Binlerce mi, daha mı fazla?
Anne?
Spike.
Burnun yine kanıyor.
Kımıldama.
Hareket etme.
Hayır, hayır, dur!
Gözünü kırpma!
İyisin.
Siktir...
Hadi, anne.
Durma, anne!
Durma sakın!
Koş!
Devam et! Hadi, anne, hadi!
İçeri gir! İçeri gir!
Hassiktir!
Hadi! İçeri gir!
Nefes alamıyorum... Spike, gaz yüzünden!
- Nefes alamıyorum... - Hayır, anne! Hayır!
Spike, neredesin?
- Eğilin! Hemen! - Hayır!
Ne oldu?
Benzin. Buharlaşmış. Yıllar boyu da birikmiş.
Ben...
Ben Spike.
Bu da annem.
Ben Eric.
Nesi var onun?
Bilmiyorum.
Doktora götürüyorum.
Peki.
Şimdi ne olacak?
- Ne demek istiyorsun? - Burada yaşıyorsun, değil mi?
Bu adada yaşıyorsun? Yerlisin?
- Yerli mi? - Şimdi ne olacak lan?!
- Daha çok enfekte mi gelecek? - Bilmiyorum. Muhtemelen.
Sesi duymuşlardır. Tabii gelecekler.
Berserker gelip kafalarımızı koparacak.
Anlıyor musun?
- Buralı değilsin sen. - Şunu susturur musun, lütfen?
- Dur biraz, nerelisin? - İsveçliyim...
- Şimdi sustur onu. - Elinde değil.
Onun elinde değil. Sen de yardım edemezsin.
Ne sikime size yardım ettim ki ben?
Mermilerimi harcamayabilirdim.
Buradan çıkmam lazım. Ben gidiyorum.
Sen gidebilirsin.
- Onu bırakmayacağım. - Teşekkürler, baba.
Yüce Tanrım... bu iş daha da boka sarabilir mi acaba?
Lanet olsun...
Okuldan en iyi arkadaşım...
...kendisi bir kurye.
Kurye nedir bilmezsin ki sen.
O...
...paket teslim ediyor. Bilirsin...
İnternetten sipariş ederler ya?
Eminim interneti de bilmiyorsundur.
Önemli değil. O...
...o bir şoför ve ona dedim ki...
"Hayatını boşa harcıyorsun, Felix.
Sadece bir hayatın var ve onu heba ediyorsun."
O da dedi ki...
"Sen ne yapacaksın, dangalak?"
Ben de donanmaya katıldım. Bir şey kanıtlamak için.
Şimdi kim hayatını heba ediyor peki?
Dediklerini anlamıyorum.
Bir teslimat şoförü olmalıydım diyorum.
Şu an bir yerlerde trafikte sıkışır kalırdım.
Dar bir sokakta çok hızlı gidiyor falan olurdum.
- Neden buradasın peki? - Gemim battı.
İskoçya'nın doğu kıyısında devriye geziyorduk...
...ve bir şeye çarptık. Fena çarptı bizi.
Önemli değil.
Birkaçımız cankurtaran botu buldu ve...
...kıyıya çıkmak istemiyorduk elbette...
...ama rüzgâr bizi savurdu.
Sekiz kişi çıkmıştık karaya ve geri kalan tek benim.
Seni kurtaracaklar mı?
Bütün adanın karantina altında olduğunu biliyorsun, değil mi?
Devriye botları ne diye var sanıyorsun?
Karantina olduğunu biliyorum...
...ama sadece bizim için olduğunu sanıyordum.
Bu adaya adımını atan...
...her zavallı piç için var karantina.
Karaya ayak bastın mı bir daha çıkamazsın.
Kasabama gelebilirsin.
Annemi doktora götürdükten sonra.
Evet, nerede ki bu doktor?
Orada.
Uzak değil.
Uzak değil mi?
Sen dene biraz da anneni taşımayı.
Biraz ara vereceğim.
Bir buçuk gün sonra ilk yemeğim.
Bir tane daha al.
Elmaları gerçekten seviyor gibisin.
Evet.
%1.
Sinyal yok.
O ne?
Yakında bir tuğla olacak...
...ama bir süreliğine daha radyo gibi olacak.
Resim çeken türden.
Sizin radyonuz var mı?
Fotoğraf var mı?
Bazı insanlarda eski fotoğraflar var.
İşte. Şuna bir bak.
Bu yeni.
Nişanlım kendisi. Ya da eski nişanlım.
Galiba.
Yüzünün nesi var?
Ne demek istiyorsun?
Tuhaf görünüyor.
Sensin tuhaf. O hatun bir içim su.
- Senin derdin ne? - Ne olduğunu biliyorum.
Kasabadaki bir kızda da aynı şey var.
Şey mi?
Deniz ürünlerine alerjisi var. Ne zaman deniz tarağı yese...
...bütün ağzı şişip kocaman oluyor. Ver şunu.
Evet, bitti işte.
Hoşça kal, aşkım.
Felix ile takılma.
Baba?
Üşüyorum.
Neden sana baba diyor?
Tuhaf olan bu.
Yani, eminim...
...bu taraflarda akraba evliliği çok vardır...
...ama bu pek olası görünmüyor.
Sadece kafası karışık.
Hep böyle değildi.
Çoğu zaman hep nasılsa öyle.
Kim hep nasılsa öyle?
Sen, anne.
Anne mi?
Sen kimsin?
Ben Eric.
Bu da baban, Spike.
Ne?
- Komiklik ediyor, anne. - Dingillik ediyor.
Anne!
Affedersin.
- Hayatımızı kurtardı o. - Bir dingili görünce anlarım.
- Tanrım, söylesene nereye gidiyorduk? - Doktora.
Doğru. Tamam.
Hadi gidelim, anne.
Yürüyebiliyor muydu?
Niye bu kadar kocaman olmuş.
Yani, Berserker.
Sam bazılarında enfeksiyonun...
Sam bazılarında enfeksiyonun...
...bir tür steroid etkisi gösterdiğini söylüyor.
- Öyle mi? - Yani, steroid ne bilmiyorum...
...ama sanırım onları Alfa yapan şey bu.
Alfa mı? Borsa simsarı gibi bahsediyorsun onlardan.
Koduğumun Wall Street'çileri gibi.
Ne?
Berserker ne biliyor musun? Daha iyi bir kelime.
Şey gibi...
Deli bir Viking savaşçısı gibi bir şey.
Bende aslında Viking'im.
Enfekte olursam belki onlardan birine dönüşürüm.
Neydi lan o?
Bilmiyorum.
Nereye gidiyorsun?
Onu bırakmayacağım.
Anne?
Anne?
Spike, bekle!
Anne, ne yapıyorsun?
Dur!
Hayır. Hayır, hayır, hayır...
Hassiktir! Lanet olsun...
Ne halt ediyorsun? Bırak onu!
Kes şunu, Spike.
Spike, kes şunu.
Buradan.
- Su ver. - Tamam.
Ne lan bu? Ne bu?!
Hepiniz delirmişsiniz.
Aferin, Spike.
Bırak onu.
Bırak onu dedim.
- Bırak onu! - Bebek o.
Bir zombi bebek!
O yüzden bırak onu, seni ensest manyağı!
Bu piçlerin nefes almasına izin veremeyiz! Onu öldürmeliyiz!
Küçük bir kız.
Onu yere bırak ulan!
Enfekte gibi görünmüyor.
Enfekte değil.
Eğer hemen yere bırakmazsan...
...ikinizi de öldüreceğim. - O enfekte değil.
Hepiniz öldüreceğim. Beş saniyeniz var.
- Beş... - Kalk, anne.
- Dört. - Hayır.
Üç!
Alfa.
Yürü, anne! Yürü!
Kaç, anne!
Anne, trenden in!
Anne! Okula koş!
Durma, koş!
Morfin sylazin.
Çok hızlı etki eder.
Görünüşümü bağışlayın, ben...
...kendimi iyotla boyadım, bu...
...mükemmel bir koruyucudur.
Virüs iyotu hiç sevmez.
Sanırım bunu ben alacağım, Samson.
Bırak... bırak.
Buna Samson diyorum.
Üç yıldır bu bölgede yaşıyor.
Genellikle ondan uzak duruyorum, tabii.
- Efendim... - Efendim mi?
Ne kadar terbiyelisin.
Doktor Kelson siz misiniz?
Benim.
Ben Spike. Bu da annem Isla.
Spike. Isla.
Bu bir bebek.
Yardımınıza ihtiyacım var.
Gelin o hâlde.
Uyanmadan önce gitmemiz lazım.
O ne?
Ben...
...neredeyse 13 yıldır birinin...
...bana bu soruyu sormasını bekliyordum.
Hep burada yalnız öleceğimi düşünürdüm.
Yaşlılıktan, açlıktan ya da şiddetten.
Hiç cevap verme şansım olmadan.
Şeyi biliyor musun? Memento mori?
- Hayır. - Latincedir.
İroniktir ki bu ölü bir dil.
Ölümü hatırla demek.
Ölmek zorunda olduğunu hatırla.
Bu onları dışarıda tutmaya yardımcı oluyor.
Çok fazla ölü vardı.
Hem enfekte hem de enfekte olmayan.
Çünkü hepsi aynı.
Her kafatası bir düşünce kümesi.
Bu gözler gördü...
...ve bu çeneler konuşup yuttu.
Bu onlar için bir anıt.
Bir tapınak.
- Özür dilerim, efendim. - Endişe etme, hayır.
Bu manada değerli değiller.
Yapı gayet sağlam...
...ama kemikler zamana bağlı olarak...
...ya da farklı etmenlerden, Spike'ın elinden dağılıyor.
Memento Mori...
...gerçekleşmiş olur.
Bu adamı tanıyor musunuz?
Adı Eric'ti.
Hayatımızı kurtardı.
Hadi Eric'e bir ev bulalım.
Devam et. Güzel.
Aferin sana.
Vah zavallı Eric.
Ona bir yer seç.
Çok güzel.
Aferin, Spike.
Bebek daha yeni doğmuş.
Bir enfektenin bebeği.
Ama o enfekte değil.
Onu annesinden aldık.
Ne kadar ilginç...
Plasentanın büyüsü.
Bu olabilir mi diye merak etmiştim.
Ama süte ihtiyacı olacak.
Su onu en fazla birkaç gün hayatta tutar.
Bu yüzden mi beni görmeye geldiniz?
Bebek için?
Hayır.
Sağ işaret parmağını alıp burnuna koy.
Sonra da buradaki işaret parmağıma dokunmaya çalış.
Tamam.
Isla, memeni ve koltuk altlarını...
...kontrol etmemin faydası olur. Senin için uygun mu?
Böyle acıyor mu?
Kafa karışıklığın...
...nöbetler gibi mi geliyor?
Evreler hâlinde mi yoksa sürekli bir şey mi?
Dalgalar gibiydi ama...
Sanırım deniz yükseliyor.
Senden bir kelimeyi hatırlamanı istemiştim.
Evet.
Ne olduğunu hatırlıyor musun?
Isla...
Teşhis ekipmanım yok ve biyopsi de yapamam...
...ama gözlemlediğim kadarıyla...
...sanırım kansersin.
Beyninden vücuduna yayılmış olabilir...
...ya da vücudundan beynine.
Her hâlükârda metastaz yapmış.
Semptomlarını açıklıyor...
...ve korkarım...
...göğüslerinde ve lenf düğümlerinde kitleler var.
Çok üzgünüm.
Ama kafam karışık. Kafamın karıştığını biliyorum.
Garip şeyler söylediğimde...
...kendime şaşırıyorum...
...ama ben...
...yine de söylüyorum.
Ama kafam hep karışık değil.
Kanser olabileceği aklıma gelmişti.
Sana nasıl söyleyeceğimi bilemedim.
Çok korkmuştum.
Başkasının sana söylemesini istedim ama kimse söylemedi.
Anlamıyorum. Annemi...
...iyileştiremeyeceğini mi söylüyorsun?
Keşke yapabilsem ama korkarım bu mümkün değil.
Ne demek bu?
Ölecek mi?
- Kanser onu öldürecek mi? - Evet.
- Ne zaman? - Söylemesi zor.
Yakında.
Acı çekecek mi?
Spikey, canım...
...zaten acı çekiyorum.
Bu gerçek olamaz. Doktor, lütfen.
Lütfen ona yardım etmelisiniz.
İlaca ihtiyacınız var.
Hastanedeki eski ilaçlardan birine.
Yerini söylerseniz eğer...
- Spike... - Gidip getirebilirim.
Sadece söyleyin, lütfen.
Onu iyileştirebilecek bir ilaç yok.
Doktor...
Doktor, lütfen.
Buraya gelmek çok zordu.
- Sizi bulmak çok zordu. - Spike, gel buraya.
Ama bir şey yapamayız diyor.
Sana söylemeliydim.
Sana söylemeliydim.
Spike...
...doktor beni iyileştiremez.
Ama bana yardımcı olabilir.
- Anlamıyorum. - Ben anlıyorum.
Bunu hep hatırlamaya çalışmanı istiyorum.
Ben anlıyorum.
Anne? Anne?
İyisin, iyisin.
Anne? Anne?
Sadece dinlen, sorun değil.
Al kucağına onu.
Spike.
Memento Mori.
Ne anlama geliyordu?
Hatırla.
- Ölmemiz gerektiğini. - Doğru.
Ölmenin çok yolu var.
Bazıları diğerlerinden daha iyidir.
En iyileri huzurlu olanlardır.
Birbirimizi severek bıraktığımız zamanlar.
Anneni seviyor musun?
Onu seviyorum.
Isla, sen Spike'ı seviyor musun?
Hem de çok.
Memento Amoris.
Sevmeyi asla unutma.
Isla. Gel.
Burada bebeğin yanında kal.
Seni seviyorum, Spike.
Anne?
Spike.
Ona bir yer bul.
En iyisini.
Seni seviyorum, anne.
Çabuk! Saklan!
Lanet olsun... Sağ ol, Spike.
Sanırım...
...senin ve bebeğin...
...eve vakti geldi.
Hadi, işte böyle.
Geçti, canım.
28 Gün Sonra
Baba.
Ben iyiyim.
Beni aramana gerek yok.
Hazır olduğumda geri döneceğim.
Denizi göremeyene kadar...
...yürümeye devam etmek istiyorum.
Doktor Kelson'u bulduk.
O deli değil.
Nazik bir adam.
Bebek enfektelerden birinin.
Ama o enfekte değil.
O iyi.
Kapıların hemen dışında bırakılmıştı.
Lütfen ona iyi davranın.
Adı Isla.
Hayır...
Hayır! Spike!
Spike!
Harika atıştı!
Gerçekten şiir gibiydi.
Ama...
...sanırım daha da fazlası geliyor şimdi.
Senin gibi iyi bir genç savaşçı için bile.
Dahil olmamızın sakıncası var mı?
Bizim için zevk olur.
Tamam.
Bekleyin.
Bekleyin.
Başlayalım.
Bir...
İki, üç.
Dört!
- Nasıl ama? - Nasıl ama?!
Merhaba.
Benim adım Jimmy.
Dost olalım mı?
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.