All language subtitles for No.Country.for.Old.Men.2007.UHD.BluRay.2160p.DDP.5.1.DV.HDR.x265-hallowed

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic Download
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian Download
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified) Download
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew Download
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian Download
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish Download
es-419 Spanish (Latin American) Download
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese Download
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Çeviri: Puck:Robin robin@yedincigemi.com

25 yaşımdayken bu ilçenin şerifi oldum.

İnanması zor.

Büyükbabam kanun adamıydı. Babam da öyle.

Babam ve ben aynı anda şeriflik yaptık. O Plano'da, ben burada.

Galiba bundan bayağı gurur duyuyordu.

Ben duyuyordum.

Eski şeriflerin bazıları silah bile taşımazdı.

İnsanların çoğu buna inanmakta zorluk çekiyor.

Jim'lerden genç olanı, Jim Scarborough hiç silah taşımadı.

Gaston Boykins, Commanche ilçesi şerifi iken hiç silah taşımadı.

Eskilerin hikâyelerini dinlemek hep hoşuma gitmiştir.

Bu konuda hiçbir fırsatı kaçırmadım.

İster istemez eskilerle kendinizi kıyaslarsınız.

O günlerde nasıl görev yaptıklarını merak etmekten kendinizi alamazsınız.

Huntsville'de elektrikli sandalyeye gönderdiğim delikanlıyı hatırlıyorum.

Ben tutukladım, ben tanıklık ettim.

14 yaşındaki bir kızı öldürmüştü.

Gazetelerde aşk cinayeti diye geçti...

...ama çocuk bana aşk falan olmadığını söylemişti.

Kendini bildi bileli birini öldürmeyi planlıyormuş.

Dışarı salsalar aynısını yaparmış.

Cehenneme gideceğini biliyormuş.

15 dakika sonra orada olacağını biliyormuş.

Ne anlam çıkarmalı bilmiyorum.

Hakikaten bilmiyorum.

Şimdi göreceğiniz suça karşı önlem almak çok zor.

Korktuğum o değil zaten.

Bu işi yapabilmek için...

...ölmeye hevesli olmak gerektiğinin hep farkında olmuşumdur.

Ama tüm varlığımı ortaya sürüp...

...anlam veremediğim bir şeyle karşılaşmak istemiyorum.

İnsanın canını tehlikeye atması gerek.

Olsun deyip geçmesi...

...bu dünyanın bir parçası olacağım demesi gerek.

- Evet efendim, içeri yeni girdim. - Durum ne?

Şerif, adamın yanında bir şey var.

- Amfizem falan için oksijen tübü gibi. - Ne?

Ucuna takılı da bir hortum.

Oksijen tübü mü? Ne yapıyormuş ki onunla?

Bir anlasam?

- Geldiğinde bakarsın. - Birazdan geliyorum.

Tamam efendim, durum kontrolüm altında.

Merhaba, sorun nedir?

Lütfen arabadan çıkın, bayım.

Niye ki?

Arabadan çıkmanız gerek, bayım.

Bu ne için?

Lütfen kıpırdamayın, bayım.

Kıpırdama.

Hay aksi.

Hiç suyum yok.

Aguam maguam yok.

Dilimizi biliyor musun?

Son adam nerede?

Sağ kalan son adam. Öyle biri olmalı. Nereye gitti?

Ben olsam geldiğim yoldan giderdim.

Lobos falan değilim.

Peşinden gelenleri izlemek için durduysan...

...aptal kafamı uçuruverirsin.

Ama durduysan...

...gölgelik bir yer olmalı.

Çantada ne var?

Tıka basa para dolu.

Nerede o günler?

Silahı nereden aldın?

Aldığım yerden.

Para verip mi aldın?

Hayır. Buldum.

Welyn!

Ne var?

Sesini yükseltme.

O zımbırtıya kaç para verdin?

Her şeyi bilmek zorunda değilsin, Carla Jean.

Bunu bilmek zorundayım.

O papuç kadar diline hakim olmazsan arkaya götürür düzerim seni.

Atma.

Devam et hele.

Öyle olsun. Öğrenmek istemiyorum.

Bütün gün nerede olduğunu öğrenmek de istemiyorum.

Böylesi iyi işte.

Pekâlâ.

Llewelyn.

Ne var?

Ne yapıyorsun, canım?

- Dışarı çıkıyorum. - Nereye?

Bir şey yapmayı unuttum, ama döneceğim.

Ne yapacaksın?

Bir haltı düzelteceğim. Aptalca, ama yine de gideceğim.

Dönmezsem anneme onu sevdiğimi söyle.

Annen öldü, Llewelyn.

Oldu o zaman. Kendim söylerim.

Kaç para bu?

69 sent.

Benzin de var.

Yolda yağmur var mıydı?

- Hangi yol oluyor o? - Dallas yönünden geldiğini gördüm.

Nereden geldiğimden sana ne...

...efendi?

Laf olsun diye söyledim.

Laf olsun diye söylemiş.

Vakit öldürüyordum.

Hoşuna gitmediyse senin için başka ne yapabilirim bilemiyorum.

Başka bir şey var mı?

Bilmem. Var mı?

Bir sorun mu var?

Hangi konuda?

Herhangi bir konuda.

Bana sorduğun bu mu yani?

Herhangi bir konuda bir sorun olup olmadığı?

Başka bir şey var mı?

Onu sormuştun zaten.

Kapatmak üzereyiz de.

Kapatmak üzereymiş.

- Evet, bayım. - Saat kaçta kapatırsın?

Şimdi. Şimdi kapatıyoruz.

Şimdi, saat değildir. Saat kaçta kapatırsın?

Hava kararınca.

Ağzından çıkanı kulağın duymuyor, öyle değil mi?

Efendim?

Dedim ki ağzından çıkanı kulağın duymuyor.

Saat kaçta yatarsın?

Efendim?

Duvar kadar sağır mısın sen? Saat kaçta yatarsın diye sordum.

Saat 9:30 civarında.

9:30 diyebilirim.

O saatte dönerim.

Neden döneceksiniz ki? Kapalı olacağız.

Evet. Söylemiştin.

Artık kapatmam lazım.

Şu arkadaki evde mi oturuyorsun?

Evet, öyle.

Doğduğundan beri orada mı oturuyorsun?

Esasında kayınpederimin evi.

İç güveyi olmuşsun.

Yıllarca Temple, Teksas'ta yaşadık.

Çocuklarımı orada büyüttüm.

Temple'da.

Dört yıl kadar önce buraya taşındık.

İç güveyi olmuşsun.

O şekilde ifade etmek istiyorsanız...

O şekilde, bu şekilde ifade ettiğim yok.

Durumunun şekli şemali bu.

Yazı turada şimdiye kadar en fazla ne kaybettin?

Efendim?

Yazı turada en fazla ne kaybettin?

Bilmem ki. Söylemesi zor.

Seç.

- Seçeyim mi? - Evet.

- Ne üzerine oynayacağız? - Sen seç yeter.

İyi de, ne üzerine oynadığımızı bilmemiz gerek.

Seçmen gerek.

Senin yerine seçemem.

Haksızlık olur.

Ortaya bir şey koymadım ki.

Koydun.

Bütün hayatını ortaya koydun.

Ama bilmiyordun.

Paranın üstündeki tarihi biliyor musun?

Hayır.

1958.

Buraya gelene kadar 22 yıl dolaşmış.

Şimdi burada.

Ya yazı, ya tura.

Seçmen gerek. Seç.

Bilirsem ne kazanacağımı bilmem gerek.

Her şeyi.

- Nasıl oluyor o? - Bilirsen her şeyi kazanacaksın. Seç.

Pekâlâ. Tura olsun.

Aferin.

- Cebine koyma. - Efendim?

Parayı cebine sokma. Uğur paran o.

- Nereye sokmamı istersiniz? - Cebin olmasın da, nereye istersen.

Yoksa diğerleriyle karışır ve sıradan bir para olur.

Ki öyle.

Llewelyn?

Neler çeviriyorsun?

Odessa.

Neden Odessa'ya gidiyoruz?

Biz değil, sen gidiyorsun. Annenin yanında kal.

Ama niye?

Şu an pazar gece yarısı.

Dokuz saat sonra adliye açıldığında...

...birisi pikabın şasi numarasını araştırıyor olacak.

Saat 9:30 gibi buraya damlarlar.

Ama böyle ne kadar süreyle...

Bir tanem, sen olsan iki milyon dolarının peşini ne zaman bırakırdın?

Anneme ne diyeceğim?

Kapısını çal ve "Anne, ben geldim." diye seslen.

Llewelyn...

Sallanma da eşyanı topla. Arkanda bıraktığın hiçbir şeyi bir daha göremeyeceksin.

İyi bakalım. Zahmete girip kusura bakma dediğin için de sağol be.

Bir tanem, olan oldu. Geçmişi geri getiremem.

Götürelim mi, sürtük?

Pikabı bu mu?

Tornavidan var mı?

Lastiklerini kim kesti?

Herhalde Meksikalılardır. Biz kesmedik.

Şurda ölü bir köpek var.

Aynen öyle.

Alıcı cihaz nerede?

Bende.

Petunyaların da mevsimi gelmiş.

Tutar mısın lütfen?

İster misin?

Bir şey yakalayabildiniz mi?

Tek bip sesi bile yok.

Peki.

Versene şunu.

Araba yanıyor zannetmiştim.

Bir araba yanıyor zaten.

Ama Wendell'in söylediğine göre yolun dışında da bir hadise olmuş.

İlçe idaresi ne zaman atım için kira ödemeye başlayacak?

Her geçen gün seni daha çok seviyorum.

Bu çok hoş işte.

- Dikkatli ol. - Hep dikkatliyimdir.

- Yaralanma. - Hiç yaralanmam.

Kimseyi yaralama.

Madem öyle diyorsun...

Demek arabalar böyle yanarmış.

Evet efendim. Keşke sosis getirseydik.

Sence 77 model Ford mu bu, Wendell?

Olabilir.

Bence öyle. Hiç kuşkum yok.

Yolun kenarında vurulan yaşlı adamın mı?

Evet efendim. Onun arabası.

Katil Lamar'ın yardımcısını öldürüp arabasını aldı.

Bu adamı yolda öldürdü, onun aracına geçti.

Buraya geldi ve Allah bilir kimin aracına geçti.

Çok düzgün bir mantık kurdun, şerif.

Eh, yaşlılık adamı dümdüz ediyor.

Evet efendim. Ama bir de şu diğer olay var.

Winston'a sen bin.

- Emin misin? - Emin olmakta da öte.

Loretta'nın atının başına bir hal gelirse üstündeki ben olmak istemem doğrusu.

Gelen ve giden lastik izleri aynı.

Üstelik aynı zamana ait. Çentikleri açıkça görebilirsin.

Birisi şunun şasi numarasını sökmüş.

Bu pikabı tanıyorum.

Moss adında bir vatandaşa ait.

- Llewelyn Moss mu? - Tam üstüne bastın.

Uyuşturucu kaçakçısı bir şahsiyet mi?

Bilmiyorum, ama derin kaygılarım var.

İşte şuraya gideceğiz.

Yuh artık, köpeği bile vurmuşlar.

Alışveriş pek yolunda gitmemiş anlaşılan, değil mi?

Anlaşılan bir iki arıza çıkmış.

Oradakiler kaç kalibre, şerif?

9 milimetre. Birkaç tane de Colt mermisi var.

Birisi çiftesini şunun üstüne boşaltmış.

Nasıl olmuş da çakallar üşüşmemiş acaba?

Bilmem.

Herhalde çakallar Meksikalı eti yemiyor.

Bu beyler müdüriyet kadrosundan anlaşılan.

Bence birden çok curcuna çıkmış burada.

Burada infaz...

...şurada da Vahşi Batı.

Meksika eroini varmış.

Bu cesetlerin hepsi şişmiş.

Yani bu olay daha önce olmuş. Değiş tokuşa hazırlanmışlar.

Sonra anlaşmazlık olmuş.

Belki ortada para falan yoktu.

Olabilir.

Ama buna inanmıyorsun.

Galiba inanmıyorum.

Kıyamet kopmuş, değil mi şerif?

Kopmamışsa bile Kıyamet kopana kadar idare eder.

Buyrun?

Llewelyn Moss'u arıyordum.

Karavanına baktınız mı?

Baktım.

İştedir o zaman. Not bırakmak ister miydiniz?

İşyeri nerede?

Size söyleyemem.

İşyeri nerede?

Bayım, misafirlerimizle ilgili malumat verme hakkımız yok.

İşyeri nerede?

Beni duymadınız mı?

Size hiçbir malumat veremeyiz.

Del Rio'ya kadar bunca yolu tepmek niye?

Roberto'dan bir araba ödünç alacağım.

Parasıyla alamaz mısın ki?

Kayıt altına girsin istemiyorum. Birkaç gün içinde seni ararım.

- Söz mü? - Evet, söz.

İçimde kötü bir his var, Llewelyn.

Bende ise iyi bir his. Böylece tapi olurlar.

Evhamı bırak artık.

Annem kıyameti koparacak.

Seni yerden yere vuracak.

Buna alışmış olman lazımdı.

Bir sürü şeye alıştım. Wal-Mart'ta çalışıyorum.

Artık çalışmıyorsun, Carla Jean. Emekli oldun.

- Llewelyn? - Efendim bayan?

Döneceksin, değil mi?

Döneceğim.

Biz şerifiz, açın!

Şu kilide baksana.

Girelim mi?

Silahın elinde olsun.

- Ya senin silahın? - Arkana saklanacağım.

Biz şerifiz!

Sanırsam apar topar tüymüşler.

Sanırsam haklısın.

Kilit mi o?

Galiba öyle.

Buraya ne zaman gelmiş, şerif?

Bilemiyorum.

İşte bu sinir bozucu.

- Nasıl yani, şerif? - Hâlâ buğu var üstünde.

Şerif, kıl payı kaçırmışız!

Telsizle duyuralım.

Oldu.

Ne duyuracağız?

Az önce süt içmiş bir adamı aradığımızı mı?

Şerif, işte bu sinir bozucu.

Senden bir adım öndeyim.

Sence bu Moss denen vatandaş...

...peşindeki orospu çocuklarının ne menem olduklarının farkında mı?

Bilmiyorum. Farkındadır herhalde.

Benim gördüklerimin aynısını gördü.

Bende tesir bıraktığı kesin.

- Beni bir motele götür. - Aklınızda belli bir yer var mı?

Ucuz bir yer olsun.

Bana tercihinizi söyleyin.

Anlayamadım?

Seçeceğiniz tercihin yanında fiyatı yazıyor.

Tek başımayım. Yani yatağın büyüklüğü sorun değil.

Ben Roberto Sagramore. Şu an yerimde değilim.

Lütfen mesaj bırakın.

Alo?

Llewelyn orada mı?

Llewelyn mi? Yok canım.

Gelmesini bekliyor musunuz?

Niye bekleyeyim Allasen?

Kimsin sen?

Yardımcı olabilir miyim?

Larry Mahan çizmesi alacaktım, 45 numara.

Emriniz olur.

- Çorap da satıyor musunuz? - Yalnızca beyaz var.

Ben de hep beyaz giyerim.

Tuvaletiniz var mı?

Durma. Şu odaları geçene kadar devam et.

- Hangi oda? - Sen sürmeye bak.

Biri gelmiş mi diye bakıyorum.

Devam et. Durma.

Yamuk işlere bulaşmak istemiyorum, dostum.

Bir yamukluk yok.

Seni buralarda bir yerde bıraksam da uzatmasak?

- Beni başka bir motele götür. - Ödeştik deyip burda bırakalım.

Bak, yamuk bir işe bulaştın bile. Seni kurtarmaya çalışıyorum.

Şimdi beni başka bir otele götür.

Yolun kenarındaki o vatandaşın Austin'den otopsi raporu geldi.

Kurşun hangi tipmiş?

Kurşun falan yokmuş.

Kurşun yok muymuş?

Evet efendim. Yokmuş.

Wendell, ağzımı bozmadan söyleyeyim, bu sonuç pek mantıklı değil.

Değil efendim.

Giriş yarasının alnında olduğunu söylemiştin.

Çıkış yarası yok.

Doğru efendim.

Katilin vatandaşı kafasından vurup...

...ardından çakıyla kurşunu çıkardığını mı söylüyorsun?

Efendim, bunu kafamda canlandırmak istemiyorum.

Ben de!

Tazeleyeyim mi, şerif?

Evet, Noreen. İyi olur.

Eyalet polisi ve narkotik masası bu sabah olay mahalline gidiyor.

Onlara katılmak ister misin?

Yeni ceset var mı?

Yok efendim.

O halde es geçebilirim.

12 kalibre. Mermi lazım mı?

- Evet. Boy 00 olsun. - Bunlarla çok etkili olur.

Kamp malzemeleri de satıyor musunuz?

Çadır direkleri mi?

Çadırınız var mı ki?

Öyle gibi bir şey.

Çadırın modelini söylerseniz direkleri ısmarlayabilirim.

Boş ver. Çadır alayım.

- Nasıl bir çadır olsun? - Çok direği olandan.

- Başka bir oda tutabilir miyim? - Odanızı mı değiştirmek istiyorsunuz?

Hayır hanımefendi. Odam kalsın, yeni bir tane daha tutacağım.

- Bir oda daha mı? - Evet, hanımefendi.

Oda yerleşim planınız var mı?

Evet, şöyle bir şey olacak.

38 boş mu?

İsterseniz sizinkinin hemen yanındakini verebilirim.

137 numara. Ucuz olur.

Yok, 38 iyidir.

O odada iki tane çift kişilik yatak var.

Yapma abi.

Nasıl buldunuz?

Yapma abi.

Yapmamalısın bunu. Hele senin gibi genç bir adam.

Ne yapmamalıyım?

Otostop.

Tehlikeli.

Anton Chigurh'u sima olarak tanıyorsun, değil mi?

Evet efendim, onu her şekilde tanıyorum.

En son ne zaman gördün onu?

Geçen sene, 28 Kasım'da.

Tarihten pek emin görünüyorsun.

Buyur otur dedim mi?

Demediniz.

Ama koltuğa buyur edecek kıymette bir adam olduğum için ulaştınız bana.

Tarihleri, isimleri, numaraları iyi hatırlarım. Onu 28 Kasım'da gördüm.

Ortada bir serseri mayın var. Ciddi miktarda para kaybettik.

Diğer taraf da malını.

Anlıyorum efendim.

Bu işten günlük 1.200 dolar alacaksın.

Bunda 1.000 dolarlık limit var.

Masrafların daha fazla olursa sonra öderiz.

Anlaştık.

Chigurh'u ne kadar iyi tanıyorsun?

- Öğrenmek istediğiniz ne? - Onun hakkındaki düşünceni söyle.

Genel olarak.

Mesela ne kadar tehlikeli?

Neye kıyasla? Hıyarcıklı vebaya göre mi?

Yeterince kötü ki beni aradınız.

Evet, psikopat bir katil. Ne olmuş yani?

Etrafta onlardan sürüyle var.

Dün Del Rio motelinde üç adam öldürdü.

Çöldeki o hayvani katliam alanında da iki kişiyi.

Buna dur diyebiliriz.

Kendinden pek emin görünüyorsun.

Büyüleyici bir hayat sürmüşsün, değil mi Bay Wells?

Açık konuşmak gerekirse...

...büyüyle ilgisi olduğunu pek söyleyemem.

Diyecektim ki...

Evet?

Otopark biletimi ödeyebilir miydiniz?

Galiba espri yapmaya çalıştın.

Afedersiniz.

Bu binanın kaç katlı olduğunu saydım da.

Sonuç?

Bir kat eksik.

İlgileniriz.

Tek gece, tek kişilik oda.

- 26 dolar. - Peki.

Bütün gece sen mi görevlisin?

Evet efendim. Sabah 10'a kadar buradayım.

Bu senin için. Yasadışı bir şey yapmanı istemeyeceğim.

Beni arayan biri var. Polis değil.

Bu gece giriş yapan herhangi biri olursa bana telefon aç.

Herhangi biri derken, iki ayağı üzerindeki herhangi biri.

Başka türlü olamaz.

Merak etme. Sana zarar vermeyeceğim.

Beni buradan götürmelisin.

ABD GÜMRÜK KAPISI

Trafik kazası mı geçirdin?

Üstündeki mont için sana 500 dolar veririm.

Parayı görelim.

Trafik kazası mı geçirdin?

Evet.

- Parayı uçlan. - Burada işte. Montu ver.

Parayı bayıl, usta.

Ver şimdi.

Birayı da ver.

Kaç para verecen?

Brian. Adama birayı ver.

Doktor, lütfen.

Şu araçlarla ilgili bir gelişme var mı?

Şerif, elde edilebilecek her türlü bilgiyi buldum.

Araçların ruhsatları ölmüş kişiler adına.

O Bronco'nun sahibi 20 yıl önce ölmüş.

Meksika plakalıları da araştırmamı ister misin?

Hayır. Kalsın.

Bu ayın bordroları.

O narkotik ajanı yine aradı.

Onunla konuşmak istemiyor musun?

Olabildiğince kaçınmaya çalışıyorum.

Yine olay mahalline gidecekmiş. Gelir misin diye soruyor.

Ne kadar arkadaş canlısıymış.

Rica etsem Loretta'yı arayıp...

...Carla Jean Moss ile görüşmek için Odessa'ya gittiğimi söyler misin?

Söylerim, şerif.

Vardığımda onu ararım.

Şimdi arardım, ama eve gelmemi ister, ben de kabul edebilirim.

Binadan çıkıncaya kadar beklememi mi istiyorsun?

Lüzumsuz yere yalan söylemenin âlemi yok.

General Torbert'ın doğruluk ve adalet hakkında söylediği nasıl bir şeydi?

Kendimizi her gün yeni baştan adarız. Bunun gibi bir şey.

Galiba kendimi günde iki kez adamaya başlayacağım.

Bu iş bitinceye kadar üçe de çıkabilir.

Bu da ne böyle?

Hayrola şerif?

Yakınlarda yüküne göz attın mı?

Ne büyük saygısızlık.

İplerden biri çözülmüş.

Kaç cesetle yola çıktın?

Hiçbirini düşürmedim, şerif.

Minibüse koyup götüremez miydin?

Dört çekerli minibüsüm yok.

Hatalı yüklemeden dolayı ceza yazacak mısın?

Toz ol gözümün önünden.

İyi günler.

Paraya gözün ilk iliştiğinde istikbalini böyle canlandırmamıştın herhalde.

Merak etme. Peşindeki adam ben değilim.

Biliyorum.

- Onu gördüm. - Gördün demek?

Üstelik hayattasın.

Bu herif kırılamayacak çetin ceviz falan mı?

- Hayır, ben olsam öyle nitelemezdim. - Ya nasıl nitelerdin?

Herhalde...

...şakası olmayan biri, derdim.

Adı Chigurh.

- Şugar mı? - Chigurh. Anton Chigurh.

- Seni nasıl bulduğunu biliyor musun? - Biliyorum.

- Verici denen bir cihazla. - Ne olduğunu biliyorum.

Beni bir daha bulamayacak.

- O şekilde bulamaz. - Hiçbir şekilde bulamaz.

- Benim üç saatimi aldı. - Hareketsizdim de ondan.

Hayır. Anlamıyorsun.

Ne iş yapıyorsun?

Emekliyim.

Ne iş yapardın?

- Kaynakçıydım. - Asetilen? Mig? Tig?

Hepsi. Kaynatılabiliyorsa kaynatırım.

- Dökme demir? - O da.

- Lehimlemeyi kastetmedim. - Lehimleme demedim.

- Hurda metal? - Ne dedim ben?

Vietnam'da mıydın?

Evet. Vietnam'daydım.

Ben de.

Ne olmuş, tertip mi olduk yani?

Bak, parayı bana vermelisin. Başka türlü seni korumam.

Geç kaldın. Harcadım.

1,5 milyonunu fahişelere ve viskiye yatırdım. Kalanını da burada çarçur ettim.

Adamın Odessa yolunda olmadığını nereden biliyorsun?

- Neden Odessa'ya gitsin? - Karını öldürmek için.

Belki de endişelenmesi gereken odur.

- Benden endişe etsin. - Etmez.

Bu işlerin adamı değilsin.

O araçları kazara bulan adamsın sadece.

Nehrin karşısında kalıyorum. Eagle otelde. Adım Carson Wells.

Aklın başına geldiğinde ara.

Paranın küçük bir kısmının sende kalmasına izin verebilirim.

Bir anlaşma yapacak olsaydım şu Chigurh denen adamla anlaşmaz mıydım?

Yok, yok.

Hiç anlamıyorsun. Onunla anlaşma yapamazsın.

Parayı geri versen bile içindeki rahatsızlıktan dolayı seni öldürür.

Kendine has bir adamdır. İlkeleri var bile diyebiliriz.

Parayı, uyuşturucuyu veya başka bir şeyi aşan ilkeler.

Sana benzemez. Bana bile benzemez.

Senin kadar çenesi düşük değilse ona bir avans veririm.

Carla Jean. Geldiğin için sağol.

Neden geldim bilmiyorum.

Sana söylediğim gibi, nerede olduğunu bilmiyorum.

- Hiç haber almadın mı? - Almadım.

- Hiç mi? - Tek kelime bile duymadım.

- Haber alsan bana söyler miydin? - Bilemiyorum.

- Eşimin başına dert açmanı istemem. - Başına dert açan ben değilim.

- Kiminle başı dertte? - Bayağı kötü bazı adamlarla.

O adamlar kocanı öldürecek, Carla Jean. Vazgeçmeyecekler.

Eşim de vazgeçmeyecek. Hiç vazgeçmedi.

Her zorlukla mücadele edebilir.

Charlie Walser'ı bilir misin? Hani Sanderson'ın doğusunda mekanı vardı?

Sığırları nasıl keserler bilir misin? Şuralarına tokmakla vurur...

...sımsıkı bağlarlar ve boğazlarını keserler.

İşte bir gün Charlie bir sığırı bağlamış, kesimi yapacak ki...

...sığır kendine gelmiş. Çırpınmaya başlamış.

Afedersin ama, 250 kiloluk kudurmuş bir büyükbaştan bahsediyoruz.

Charlie nalet hayvanı kafasından vurmak için silahına sarılmış.

Ama tüm o çırpınmalardan düzgün nişan alamayınca...

...kurşun sekmiş ve Charlie'nin omuzuna saplanmış.

Charlie'nin halini bir gör. Hâlâ sağ elini kullanıp kafasına şapka geçiremiyor.

Söylemek istediğim şu: Hayvanla insan arasındaki mücadelede bile...

...sonuç kesin değildir.

Llewelyn aradığında güvenliğini sağlayacağımı söyle.

Gerçi sığırları bugünlerde değişik şekillerde kesiyorlar.

Basınçlı hava kullanıyorlar.

Küçük bir taş fırlatıyor. Hayvanın beynine na bu kadar giriyor.

Hemen ardından alet emiyor. Hayvan ona neyin çarptığını bile farkedemiyor.

- Bana bunu niye anlatıyorsun, şerif? - Bilmem.

Aklım alıp başını gidiyor.

Selam, Carson.

Haydi odana çıkalım.

Bunu yapman gerekmiyor.

Ben yalnızca taşeronum. Dönüp gidebilirim.

Neden gitmene izin vereyim?

Zahmetinin karşılığını öderim.

Bir bankamatiğe gidelim. 14.000 dolar var.

Sonra herkes yoluna gider.

Bankamatik...

- Çanta nerede biliyorum. - Bilseydin yanında olurdu.

Nehir kıyısında buldum onu. Yerini biliyorum.

Daha iyisini biliyorum.

- Neymiş o? - Çantanın nereye geleceğini.

- Nereye gelecek? - Bana getirilecek ve ayaklarımın dibine bırakılacak.

Kesin olarak bilemezsin. Yirmi dakikaya getirmiş olurum.

Kesin olarak bilebilirim. Şimdi ne olacak biliyor musun, Carson?

İçinde bulunduğun durumu kabul et. Böylesi daha şerefli olur.

Cehenneme kadar yolun var.

Peki.

Sana bir şey sorayım.

Uyduğun kurallar seni bu noktaya getirdiyse...

...o kuralların ne faydası var?

Ne kadar çılgın olduğunun farkında mısın?

Muhabbetimizin tabiatını mı kastediyorsun?

Senin tabiatını kastediyorum.

Parayı alabilirsin, Anton.

Alo?

Evet?

Carson Wells orada mı?

Kastettiğin anlamda değil.

Gelip benimle görüşmelisin.

Kiminle konuşuyorum?

Kim olduğumu biliyorsun.

Benimle konuşmalısın.

Seninle konuşmam gerekmiyor.

Bence gerekiyor.

Nereye gidiyorum, biliyor musun?

Nereye gittiğinden bana ne?

Bulunduğun yeri biliyorum.

Öyle mi? Neredeyim?

Nehrin karşısındaki hastanede.

Ama gideceğim yer orası değil. Nereye gidiyorum, biliyor musun?

Evet. Biliyorum.

Peki.

Orada olmayacağını biliyorsun.

Nerede olduğu hiç farketmez.

O halde niye oraya gideceksin?

Bu işin sonu neye varacak biliyorsun, değil mi?

Hayır.

Bence biliyorsun. O yüzden sana bir teklifim var.

Parayı bana getir, gitmesine izin vereyim.

Yoksa o da okkanın altına girer. Tıpkı senin gibi.

Koparabileceğin en iyi şartlar bunlar.

Canını kurtarabilirsin demeyeceğim, çünkü kurtaramayacaksın.

Oldu, sana yapacağım bir teslimat var.

Seni şahsi meselem yapmaya karar verdim.

Peşimden gelmene hiç gerek kalmayacak.

- Del Rio'daki motelde mi? - Evet efendim.

Üçünün de üstünden kimlik çıkmamış...

...ama üçünün de Meksikalı olduğunu söylediler.

Ölmeden önce yani.

İşte bir soru işareti. Meksikalı olmayı bıraktılar mı ve ne zaman?

Aynen efendim.

Söylesene, Wendell. Kilidin göbeğini sordun mu?

- Evet efendim. Yerinden fırlamış. - Tamam.

Olay mahalline gitmek ister misin?

Hayır. Öğrenmek istediğim tek şey buydu.

Belli ki bu beyler doğal nedenlerle ölmüşler.

- Nasıl oluyor o, şerif? - Yaptıkları işin gidişatına göre doğal.

Evet efendim.

Allahım. Wendell, topyekün savaş bu. Tarif etmek için başka kelime bulamıyorum.

Kim bu insanlar?

Geçen hafta Kaliforniya'da yaşlılara oda kiraya veren bir çifti yakalamışlar.

Yaşlıları öldürüp, bahçeye gömüp emekli maaşı çeklerini tahsil ediyorlarmış.

Önce işkence ediyorlarmış. Nedenini bilemiyorum.

Belki televizyonları bozulmuştu.

Bu durum ta alıntıladığım şu olaya kadar sürmüş:

Üstünde yalnızca köpek tasması olan bir adam...

...evden kaçarken görülünce komşular durumu anladı.

Böyle bir şey uydurma olamaz. İstersen uydurmayı dene.

Ama farkındaysan birilerinin dikkatini çekmesi ne kadar sürmüş.

Arka bahçede mezar kazılması kimsenin dikkatini çekmemiş.

Dert etme. Ben de bazen kendi kendime gülerim.

Yapılabilecek başka bir şey yok zaten.

Söyle bakayım.

Sence bu kapıdan ABD'ye kimler girebilir?

Bilmem. Amerikan vatandaşları mı?

Bazı Amerikan vatandaşları. Sence kim karar veriyor?

- Zannederim siz. - Doğru. Nasıl karar veriyorum?

- Bilmem. - Sorular sorarım.

Mantıklı cevaplar alırsam ABD'ye girerler. Alamazsam giremezler.

- Anlaşılmayan bir şey var mı? - Yok efendim.

O halde tekrar soruyorum. Nasıl oluyor da üstünde elbise yok?

Paltom var ya.

- Sen benimle kafa mı buluyorsun? - Hayır efendim.

- Sakın kafa bulayım deme. - Olur efendim.

- Askerlikte yedekte misin? - Hayır efendim. Savaş gazisiyim.

- Vietnam mı? - Evet efendim. İki sefer gittim.

Hangi birlik?

12. Piyade Taburu. 7 Ağustos 1966'dan 2 Temmuz 1968'e kadar.

- Wilson! - Evet efendim.

Bu adama yardımcı olacak birini bul. Şehre gidecek.

- Çizmelerle aranız nasıl? - Gayet iyi.

- Başka şeyler lazım. - Peki.

İçeri elbisesiz giren müşterilerle sık karşılaşır mısınız?

Hayır efendim. Olağandışı bir durum.

Seninle konuşmak istemiyor.

Elbette istiyor. Telefonu ona ver.

Saatin farkında mısın?

Saat umurumda bile değil. Sakın telefonu kapayayım deme.

- Llewelyn. - Selam.

- Ne yapmam gerek? - Neler olup bittiğini biliyor musun?

Tam değil. Terrell şerifi bana geldi.

Ne anlattın ona?

Ne biliyorum ki anlatayım? Yaralandın, değil mi?

Niye böyle düşündün?

Sesinden anlaşılıyor.

Sesinde bir tuhaflık var!

Bak, benimle El Paso'daki Desert Sands motelinde buluşmanı istiyorum.

Parayı sana verip seni uçağa bindireceğim.

Llewelyn, seni yüzüstü bırakamam.

Hayır. Böylesi daha iyi. Sen yokken ve para bende değilken bana dokunamaz.

Ama ben ona dokunabilirim. Onu bulduktan sonra sana katılırım.

Kimi bulacaksın? Annemi ne yapacağım?

- Aman, ona bir şey olmaz. - Bir şey olmaz mı?

Bir şey olmazmış! Kanserim ayol!

Kimse onun canını sıkamaz.

Kimsin sen?

- Ben mi? - Evet.

Hiç kimse. Muhasebeci.

Meksikalılara alıcı cihaz vermiş.

Zannediyor... Zannetti ki ne kadar çok insan ararsa...

Aptalcaydı. Elindeki doğru aletin birini kullanırsın.

Anlıyorum.

Beni öldürecek misin?

Duruma göre değişir.

Beni görüyor musun?

Hadisenin buraya varacağını biliyordum zati.

Üç sene önceden içime doğmuştu.

Biz evleneli daha üç sene bile olmadı.

Üç sene önce ilahi lafları geçirdim içimden: Hayır ve hayırlısı.

Geldiğimiz yere bak. 35 derece sıcak.

Kanserim, üstüne üstlük gidecek bir yuvam bile yok.

El Paso Teksas'a gidiyoruz. El Paso'da kaç kişi tanıyorum biliyor musun?

- Hayır teyze. - Aha bu kadar.

- Prednizon'umu göremedim. - Çantana koydum, anne.

- Ama göremedim. - Ama koydum. Şuna koydum.

Sen orada dur. Gidip biletleri ve bagaj için araba alayım.

Eşyanızı taşımaya yardım edeyim mi, hanımefendi?

Allaha şükür Batı Teksas'da beyefendilik ölmemiş.

Çok makbule geçer. Yaşlıyım ve sıhhatim hiç iyi değil.

- Hangi otobüse bineceksiniz? - El Paso'ya gidiyoruz. Sebebini sorma.

Takım elbiseli Meksikalı görmek pek nadir.

Demek El Paso'ya gidiyorsunuz? Oraları bilirim. Nerede kalacaksınız?

Carla Jean, nasılsın?

Şerif, Charlie Walser hikâyesi gerçek miydi?

Charlie Walser da kim?

Gerçek mi? Her detayı doğrudur diyemem ama kesinlikle gerçek bir hikâye.

Tabi canım.

Şerif, bir konuda bana söz verir misin?

Söyleyin, efendim.

Llewelyn'in nereye gittiğini söylersem...

...tek başına gidip konuşacağına söz verir misin?

Sadece sen. Başkası olmayacak.

Evet hanımefendi, söz.

Llewelyn asla yardım istemeyecektir.

Yardıma ihtiyacı olduğunu hiç kabullenmez.

Carla Jean, kocana zarar vermeyeceğim.

Farkında olsun veya olmasın, gerçekten yardıma ihtiyacı var.

Sorun nedir, birader?

Bununla şarj ederiz. Birazdan hallolur.

- Buralı mısın? - Alpine'dan. Doğma büyüme.

Tut şunu.

- Hangi havaalanını kullanıyorsunuz? - Havaalanı mı, iniş pisti mi soruyorsun?

- Havaalanı. - Nereye gideceksin?

- Bilmiyorum. - Huckleberry Finn'cilik oynuyorsun, ha?

Ben de o yollardan geçtim, birader.

Bir bakalım...

İniş pistleri var. Havaalanı ise El Paso'da.

Belirli bir yere uçmak istiyorsan Dallas'a gitsen daha iyi.

Aktarma yapman gerekmez.

- Kabloyu bağlayacak mısın, birader? - Tavuk kasalarını indirir misin?

Ne diyorsun sen yahu?

- Selam, Bay Sportif. - Sana da selam.

Avlanıyor musun?

Aynen öyle.

Odamda bira var.

Karımı bekliyorum.

- Camdan bakıp beklediğin o mu? - Biri o.

- Başka kime bakıyorsun? - Olacak olana bakıyorum.

İyi de onu kimse göremez.

Bira içmek. Olacak olan bu.

Buzluğu buraya getireyim. Evliliğine halel gelmez.

Kalsın bayan. Biranın sonu neye varır biliyorum.

Biranın sonu daha çok bira içmeye varır.

Polisi arayın.

Mahalle karakolunu.

Telsiz kanallarını bilmiyorum.

Yola çıkmadan önce sana kahve ısmarlayayım mı?

Odasında para yok muymuş?

Üstünde birkaç yüz dolar vardı. Parsayı o Meksikalılar toplamış olmalı.

Bence de. Gerçi apar topar kaçtılar.

Allahın belası para, Ed Tom.

Para ve uyuşturucu.

Her kötülüğün ardındaki Allahın belası.

Ne olacak? Bu işin sonu neye varacak?

Yirmi yıl önce Teksas'ımızın sokaklarında...

...yeşil saçlı, burnuna kemikler takmış çocuklar dolaşacak deseydin...

...hayatta sana inanmazdım.

İlahi işaretler ve mucizeler. Beyefendi, hanımefendi hitabını...

...işitmemeğe başladığımız anda devamı yakındır.

Kötülük dalgası bu.

- Hepsi de bu değil. - Değil.

Yine de bunların hiçbiri senin adamı açıklamıyor.

Adam Allahın belası ruh hastası bir cani, Ed Tom.

- Ruh hastası olduğundan emin değilim. - Peki ne diyelim ona?

Bilemiyorum. Bazen hayalet olduğunu düşünüyorum.

- Etten kemikten canım. - Öyle mi?

Her şey bir yana, Eagle Motel'de yaptıkları bir yana.

Sinirleri sağlammış.

O laf adamı pek tarif etmiyor.

Resepsiyondaki adamı öldürüyor.

Ertesi gün tekrar gelip emekli bir albayı vuruyor.

İnanması zor.

Olay mahalline elini kolunu sallaya sallaya geri dönüyor.

Kim yapar böyle bir şeyi? Buna ne dersin?

İyi yolculuklar, Ed Tom.

Senin çocuğu kurtaramadığımıza üzüldüm.

Geldin demek!

- Gelenin ben olduğumu nerden anladın? - Başka kim pikabını kullanır ki?

- Duydun mu? - Nasıl yani?

Pikabımı nasıl... Benimle dalga mı geçiyorsun?

Niye böyle bir fikre kapıldın?

- Kedilerden birinin duyduğunu gördüm. - Benim pikabım olduğunu ne anladın?

İçeri girdiğinde o sonuca vardım.

Senin bunlardan kaç tane var?

Kedilerden mi? Bilmem. Bir miktar.

Aslında "senin" ile ne kastettiğine bağlı.

Bir kısmı yarı vahşi, bir kısmı kaçak.

Nasılsın, Ellis?

Gördüğün gibi. Sen de yaşlanmışsın.

Yaşlandım.

Karından mektup aldım.

Düzenli olarak yazıp aile haberlerini veriyor bana.

- Bir haber olduğunu bilmiyordum. - İşten ayrılacağını söyledi.

- Kahve koyayım mı? - Zahmet olmazsa.

Bu kahveyi ne zaman yaptın?

Artan olsa bile her hafta taze kahve yapıyorum.

Seni vuran adam hapiste ölmüş.

Angola'da.

Serbest bırakılsaydı ne yapardın?

Bilmem. Hiçbir şey yapmazdım. Bir anlamı olmazdı.

Senden bunu duymak şaşırtıcı.

Kaybettiklerini geri almaya gayret ettikçe...

...daha fazlası uçup gidiyor.

Bir süre sonra üstüne tuz basmaya çalışmak gerek.

Büyükbaban şerif yardımcısı olur musun diye hiç sormadı bana.

Loretta işi bırakacağını yazmış.

Nasıl oldu da bırakıyorsun?

Bilmem.

Mağlup olmuş hissediyorum kendimi.

Yaşlandıkça Tanrı bir şekilde hayatıma girer sanıyordum.

Girmedi.

O'nu suçlamıyorum.

O'nun yerinde olsaydım kendim hakkında aynı şekilde düşünürdüm.

O'nun ne düşündüğünü bilmiyorsun.

Mac amcanın silahını ve rozetini Ranger'lara gönderdim.

Müzeye koydular.

Baban Mac amcanın nasıl Hakkın rahmetine kavuştuğunu anlattı mı?

Hudspeth ilçesindeki evinin verandasında vurdular onu.

Yedi veya sekiz adam gelmiş. Abuk subuk şeyler talep etmişler.

Mac amca eve girip tüfeğini kapmış.

Adamlar çabuk davranmış.

Kapının eşiğinde vurmuşlar onu.

Ella yenge koşup kanamayı durdurmaya çalışmış.

Mac amca habire tüfeğini almaya çalışıyormuş.

Adamlar atlarının üstünde Mac amcanın can çekişmesini seyretmişler.

Neden sonra içlerinden biri Injun'da...

...işlerinin olduğunu söylemiş de dönüp gitmişler.

Ella yenge bilmiyor idiyse bile Mac amca akıbetinin farkındaydı.

Sol akciğerinden vurulmuş.

Hepsi bu işte. Anlatılanlar böyle.

- Ne zaman ölmüş? - 1909'da.

Onu sormadım. Hemen mi ölmüş, gece mi?

Galiba o gece ölmüş, çünkü Ella yenge cenazeyi sabah gömmüş.

Sert kara toprağı kendisi kazmış.

Başına gelenler yeni havadis değil.

Bu topraklar insanlara karşı serttir.

Olacak olanı durduramazsın.

Seni bekleyen şeyi engelleyemezsin.

Beyhude olur.

- Bu kadarla kalmayacağını biliyordum. - Doğru.

Para bende değil.

Elimdeki üç kuruşu tükettim ve bir sürü borcum var.

Annemin cenazesini bugün kaldırdım. Onun borcunu bile ödeyemedim.

Ben olsam dert etmezdim.

Oturmak zorundayım.

Bana zarar vermek için bir gerekçen yok.

Yok. Ama söz verdim.

- Söz mü verdin? - Kocana.

Anlamıyorum. Beni öldürmek için kocama söz mü verdin?

Kocanın, senin canını kurtarmak için fırsatı vardı.

O fırsatı kullanmak yerine kendini kurtarmak için seni kullandı.

Böyle olmadı. Söylediğin gibi olmadı.

Bunu yapman gerekmiyor.

Hep böyle söylerler.

Ne derler?

Bunu yapman gerekmiyor derler.

Gerekmiyor.

Yapabileceğim en iyi şey bu.

Seç.

Seni şuracıkta otururken görünce deli olduğunu anladım.

Beni tam olarak neyin beklediğini anladım.

- Seç. - Hayır.

Seçmeyeceğim.

- Seç. - Söz hakkı paranın değil.

Yalnızca senin.

Para ne diyorsa benim sözüm de odur.

Bayım, kolunuzdan kemik çıkmış.

Ben iyiyim. Burada bir dakika oturacağım.

Ambulans geliyor. Ötedeki adam telefon açmaya gitti.

Pekâlâ.

İyi misiniz? Kolunuzdan çıkan bir kemik var.

O gömleğe kaç para istersin?

Olur mu bayım? Gömleğimi veririm size.

Şu kemiğe bir bak lan.

Bağlar mısın?

Bağlayıver.

Yok bayım. Yalnızca yardım olsun diye yaptım. Çok para o.

Al. Beni görmediniz.

Geldiğinizde ben gitmiştim.

Peki efendim.

- Bir kısmı benim. - Gömleğin hâlâ üstünde lan.

- Onun için değildi ki o. - Belki, ama gömleksiz olan benim.

- Belki ata binerim. - Peki.

- Sen ne dersin? - Gününü ben planlayamam ki.

Bana katılır mısın anlamında sormuştum.

Olmaz. Ben emekli değilim.

Belki sana yardım etsem daha iyi.

Etmesen daha iyi.

- Nasıl uyudun? - Bilmem. Rüya gördüm.

Artık rüya görecek zamanın var. İlginç olanı var mı?

Her zaman kişiye özel olurlar.

Ed Tom, nazik olacağım.

Pekâlâ. İkisi ilginçti. İkisi de babamla ilgiliydi. Kendine has.

Onun eriştiği yaştan 20 yıl daha yaşlıyım şimdi.

Bir açıdan baktığında, o daha genç.

Neyse, birincisini çok iyi hatırlamıyorum ama...

Kasabada bir yerde buluşuyorduk ve bana para veriyordu.

Galiba parayı kaybettim.

İkincisinde ikimiz de eski zamanlara dönmüş gibiydik.

At sırtında gece vakti dağlardan geçiyordum.

Dağlardaki bir geçitten geçiyordum.

Soğuktu ve yerlerde kar vardı. Önümdeki attaydı ve gitmeye devam etti.

Yol boyunca tek kelam etmedi. Sadece önden gitti durdu.

Battaniyeye sarınmıştı. Kafası önüne düşmüştü.

Önümde atla giderken bir boynuzun içinde ateş taşıdığını görüyordum.

Boynuzu, içindeki ateşten çıkan ışıkla görüyordum.

Mehtabın rengini andırıyordu.

Rüyamda biliyordum ki önden gidecek...

...ve karanlık ve soğuk bir yerlerdeki sönmüş bir ateşi canlandıracaktı.

Vardığımda, orada hazır bekliyor olacağını biliyordum.

Sonra uyandım.

Çeviri: Puck:Robin puck198@hotmail.com

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.