All language subtitles for Law & Order Special Victims Unit S07E06 Raw 1080p AMZN WEB-DL DDP 5 1 H 264-CHDWEB (1)_track17_[tur]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil) Download
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Ceza adalet sisteminde,

bilhassa cinsel suçlar menfur olarak kabul edilir.

New York City'de,

bu korkunç suçların soruşturmasıyla görevli olan dedektifler

Özel Kurbanlar Birimi adlı seçkin bir ekibin üyeleridir.

İzleyecekleriniz, onların öyküleridir.

Tekme, yumruk, dirsek, diz.

Tekme, yumruk, dirsek, diz...

-Sinir krizi mi geçiriyor? -Hayır, Kral Mega yapıyor.

Krav Maga bu. Gizli ajanlara kendilerini savunmaları için öğretiyorlar bunu.

Nereden öğrendin?

Annemden.

Aerobik derslerinde yapıyorlar.

Dirsek, tekme, yumruk!

Ne oldu?

Herkes okulun içine hemen!

Birinde silah var. Koşun!

İtişmeyin! Eğin kafanızı!

Ateşi açan kaçtı diye biliyoruz.

Vurulan çocuklar?

Acil'i balistik örtüyle kapladık.

Bir oğlanı parktan aldık.

-Yaşıyor muydu? -Hayır.

Başka ölü var mı?

İki kişi vurulmuş, okula kaçabilmişler.

Bacağından yaralanan Bellevue'ya götürülüyor.

Diğeri de geliyor.

Durumu nasıl?

Sol omuzda kurşun yarası.

Kanama sıkı bandajla durdu.

-Yaşamsal belirtiler sabit. -Onunla gidiyorum.

Selam. Adın ne?

-Annabelle. -Selam Annabelle.

Seni vuranı gördün mü?

Hayır.

Seni tehdit eden oldu mu?

Sınıf arkadaşlarından biri?

Hayır. Canım acıyor.

Biliyorum tatlım ve çok cesursun.

Ben ne yaptım ki? Beni neden vurdular?

Bilmiyorum şekerim.

-Kaç çocuk vardı orada? -42.

Okul başlamadan bir saat önceydi.

Çoğu öğrenci henüz gelmemişti.

Ateşi açan neredeymiş?

Bilmiyorum. Hiç silah görmedim.

Hiç tehdit olmuş mu?

Yeni kovulan çalışanlar, öğretmenler, dargın ebeveynler.

Devlet okulu olduğumuz için hepsinden var.

Bir liste çıkarın, tamam mı?

Fort Tryon Armory'de bir aile merkezi kuruyoruz.

Çocukları ailelerine orada vereceğiz

ama önce onları sorgulamanızı istiyorum.

Ateş edilme öncesinden ne hatırlıyorsan anlat, oldu mu?

Öfkeli sözler söyleyen birilerini duydun mu?

Sence nereden ateş edildi?

Kaldırımdan.

Kaldırımdan mı?

Kaldırımda silahlı biri gördün mü?

Silahı görmedim.

Ama kaldırımdaki biri olmadığını biliyorum.

Öyle mi? Peki.

Kimdi?

Bilmiyorum ama bir minibüsün içindeydi.

Minibüs ne renkti?

Ben minibüs falan görmedim.

Ne gördün peki?

Açık pencereler.

Arabada mı?

Hayır. Bina pencereleri.

Sokağın karşısında.

Hangi bina?

Hepsi.

İnsanlar her yönden ateş ediyordu.

Yani birden çok ateş eden vardı.

Hayır, sadece bir.

Oyun parkındaki biri olmalı.

Seni vuranı görmediğinden emin misin yani?

Evet.

İyi haber isteyen?

Ben isterim tabii.

Röntgenler merminin uyluk kemiğini ıskaladığını doğruluyor.

Ufak bir yumuşak doku hasarın var

ama artık kısa süre içinde maraton koşabileceksin.

Ama ben hiç maraton koşmadım ki.

İşte, artık koşarsın.

O kadar iyi olacaksın işte.

Hiç balistik delil yok mu?

Tertemiz girip çıkmış.

Merminiz hâlâ o oyun parkında.

Jeffrey ve Annabelle de iyileşecek mi?

Dr. Beresford da tam bizim için Annabelle'e bakmaya gidiyordu.

Durumu nasıl?

Hâlâ ameliyatta.

Size haber veririm.

Olivia.

Buradayım.

Johnny Mayhew.

-O kim? -Sınıfımdan bir çocuk,

hep izin alır.

-Ne olmuş ona? -Bir silahı var.

Johnny'yi ne zaman bir silahla gördün?

Yaz tatilinden sonraki ilk gün.

Okula çantasında getirdi.

Tutmama izin verdi.

.380 yarı otomatik bir oyuncak değildir Bayan Mayhew.

Asla yaklaşmamanı söylemiştim.

-Hop! Başınız yeteri kadar belada. -Ben ne yaptım?

Temizleme yağı kokuyor.

Oğlunuzu mu koruyorsunuz Bayan Mayhew?

Kullanmam gerekirse tutukluk yapmasın diye haftada bir temizlerim.

Emniyet açık değil, çekmecenin kilidi yok.

Çocuk kilidi de yoktur herhâlde.

Ruhsatınız var mı?

Kardeşim hediye etti.

Hiç kaydettirmediniz mi?

Etmeli miydim ki?

Bayan Mayhew silah bulundurmak

ve çocuğun refahını tehlikeye atmakla suçlamak zorundayız sizi.

Hadi oradan ya.

Bir teknisyenin de ateşleme kalıntısı için Johnny'yi test etmesi gerekiyor.

Neden? Şimdiye dek evi bile terk etmedi.

Johnny'nin o çocukları vurmuş olması mümkün değil.

503 BATI 160. SOKAK 3 EKİM PAZARTESİ

Bir öğretmen matematik sınavı kontrol etmek için erken gelmiş.

Saldırıda burada mıymış?

Hemen önce öğretmenler odasına gitmiş.

Serseri bir mermi şu açık pencereden girmiş,

şuradaki haritayı delmiş.

Görünüşe göre Tulsa'ya isabet etmiş.

Kasti değildir herhâlde.

En sonunda da tam...

...burada durmuş.

Kalibresi neymiş?

Fazla ezildikleri için anlaşılmıyor ama bu mermiyle ilgili

elimizde iki temas noktası mevcut. Masa...

...ve harita. Bu sayede nişan hattını belirleyebiliyoruz.

Benim solum mu senin mi?

Senin solun.

Silahlı buradan nişan almış.

Bir şey buldum.

Pek rahat bir nişancı yuvası.

Kusursuz bir konum.

Saklanma yeri de var, tastamam.

Geriye ne bırakmış?

Kovanlarını toplayacak kadar akıllıymış.

"Silahı bırak, tatlıyı al." repliğini hatırlar mısınız?

Sonrasında neden kimsenin silah görmediği anlaşıldı.

Katlanır dipçik, sürgülü mekanizma, dâhilî şarjör.

Güçlü dürbün ve bir de flaş karartıcı.

Bence minik Johnny Mayhew ihtimal dışı.

Bu hassas bir dürbünlü tüfek.

Kafanda belli bir hedef varsa kullanırsın.

Hangi çocuğu vuracakmış?

BELLEVUE HASTANESİ UYANMA ODASI 3 EKİM PAZARTESİ

Birinizin kızınızı hedef almak

için bir sebebi olabilir mi?

Elbette hayır.

Altı yaşında bir çocuğu kim neden vursun?

Ya siz? Siz hiç tehdit edildiniz mi?

-Tartıştığınız biri? -Yok.

Denver'dan daha geçen ay taşındık.

Hemen hiç kimseyi tanımayız.

Dedektif, haber verilmesini istemişsiniz.

Kurtarılamayan oğlanın annesi az önce gelmiş.

Bayan Whitlock.

Ben Dedektif Benson.

Evet, oğlum Jeffrey'nin okulda yaralandığına dair bir mesaj aldım.

Gelmem söyleniyordu. Durumu iyi mi?

Onu bana neden göstermiyorlar ki?

-Sizinle konuşan olmamış. -Hayır. Ne oldu?

Nerede o?

Şöyle yapalım, şuraya oturup...

Hayır. Oğlumun yanında olmalıyım.

Kocam işte cep telefonunu açamıyor ve...

Ama sanırım acil telefon numarası olarak

okula bunu verdik, aradayken telefonu açmış

ve eve mesaj bırakıp... onunla...

...burada buluşmamı söyledi ama o...

Bayan Whitlock.

Çok üzgünüm.

Lütfen... sakın...

Okulda bir silahlı saldırı oldu.

Oğlunuz kurtarılamadı.

Tanrım!

Kocam geldi.

Ona nasıl söylerim, bilmiyorum.

Cezaevi memuru musunuz?

Rikers.

Tanrım!

-Oğlunuz Jeffrey... -Evlatlıktı.

Bir yıl önce.

Hamile kalamıyorduk.

Evlat edinme sırası yıllar sürer denmişti.

Zengin değilseniz tabii. Değiliz biz de.

Sonra bakım evinde 20.000 çocuk olduğunu öğrendik.

Sırf New York'ta.

Beş bininin yasal olarak hemen evlat edinilmeye müsait olduğunu söylediler.

Jeffrey yerleştirilmesi zor olan yaşça büyük gruptaydı.

Yedi yaş üstü grup.

Mark Rikers'ta çalışır.

Her gün harabeye dönmüş çocuklukların meyveleriyle uğraşmak zorunda.

Şiddet döngüsü.

Onu kurtarıyoruz sanmıştık.

Bay Whitlock, Rikers'ta kin besleyen bir mahkûmu dikkate almamız gerek.

17.000 hükümlüyü ağırlıyoruz orada.

Öne çıkan biri var mı?

Bana tüküren oldu, yumruk atan oldu...

...yemek, sidik, dışkı bile atan oldu.

Tehditlerden payımı ben de aldım, tüm gardiyanlar gibi.

Jeffrey'yi nereden bilebilirler ki?

Hınçlarını neden ondan çıkarsınlar?

Çok tatlıydı o.

Öldüğüne inanamıyorum.

Hepiniz çocuklarınıza tekrar kavuşacaksınız.

İçeride danışmanlar mevcut.

Lütfen çocukların onlarla konuşmasına izin verin.

Maddy, yardımın için sağ ol hayatım.

Komiserim, bence hepsi bu kadar.

Çocuklardan bir şey çıktı mı?

Evet, olanların yaklaşık 40 farklı versiyonu.

Yetişkinlerin ifadeleri yeterince kötü,

çocuklar ne yapsın?

Azgın hayal gücü, yüksek oranda telkine açıklık

ve kurguyu gerçekten ayırma zorluğu.

Bendekiler de öyle.

Bir kurbanın babası Rikers'ta cezaevi memuruymuş.

-Gerçekten mi? -Hayır! Eve gitmek istemiyorum!

Maddy, hadi. Hadi tatlım.

Onu sorguladım, bir şey çıkmadı.

O zaman tekrar sorgulasak iyi olur.

Hadi.

Maddy, nerede yaşıyorsun?

Apartman dairesinde.

Dairede seninle yaşayan var mı?

-Evet. -Kim?

Annem.

-Başka kimse var mı? -Yok.

Maddy, sana hiç...

...kaba davranan biri var mı?

Evet.

Kim?

Söylemeyeceğime söz verdim.

Söylersen ne olur?

Benim boyumda devasa bir silahı var

ve eğer söylersem

annemi ve tüm arkadaşlarımı vuracağını söyledi.

Maddy, kim o?

Eve gidersem beni de vurur çünkü söylediğimi zanneder.

Ama yemin ederim ki söylemedim.

Seni nasıl incitiyor?

Pantolonumu indirtiyor bana.

Lütfen annemi vurmasına izin vermeyin.

Başkasını incitmesine izin vermeyiz.

Ama önce kim olduğunu söylemen gerekiyor, tamam mı?

Maddy.

Kim o?

Bay Bugeyes.

Bay Buggesi'yi kastediyor. Adını söyleyemiyor da.

Bay Buggesi kim peki?

Kendisi binamızdaki yaşlı bir bey. Emekli, çok cana yakındır.

Maddy ile yalnız kalırlar mı?

Ona bir şey mi yapmış?

Onunla konuşmamız gerekiyor.

Maddy okuldan 15.00'te çıkıyor ama ben 17.00'ye kadar işte olurum.

Faydalı bir şeyler yapmayı seviyorum diyor.

Ona karşılıksız bakıyor.

Hangi dairede kalıyor?

Yapma! Dur!

Hoşuna gitti mi?

Bay Buggesi?

Bay Buggesi, kapıyı açın!

Tecavüz ettiğin son kızdı bu

-pislik yuvası herif! -Hop!

Tamam, yeter!

-Bırak! -Geç şuraya. Geç şuraya.

Şuraya. Eller duvara.

Eller duvara.

-Şuuru yerinde değil. -Siz kimsiniz?

ÖKB Telsiz'den Merkez'e.

Yaralı bir sanık için 54 ve 2.'ye bir ambulans istiyorum.

Daire 4-C. Charlie'nin C'si.

Anlaşıldı, ambulans yolda.

Patrick McCorkle.

Maddy'nin akrabası mısın?

Yeğenim olur.

Bayan McCorkle, Patrick'e haber uçurmuş sanki.

Şimdi, bak...

-Çok kızgınsın, anlıyorum. -Anladığını sanmam.

-Seni yine de tutukluyoruz. -İyi.

Bizi aynı hücreye koyun, yeter.

Beynini dağıtmadan önce Buggesi bir şey söyledi mi?

Özür diledi.

Doğal olmayan dürtülerle doğmuş, kendini kontrol edemiyormuş.

Şuna bak.

Kızı bununla mı tehdit etmiş?

Bir havalı tüfek.

Oyuncak.

Gerçek bir dürbünlü tüfek gibi. Özellikle yedi yaşında çocuk için.

Evet, tek fark şu ki parktaki üç çocuğu

vuran bu değildi.

Ateşi açanın Buggesi olmadığı anlamına gelmez.

İnsanların birden çok silahı olabilir.

Saldırı sırasında Buggesi bir dişçi koltuğundaymış.

Maddy'nin dayısı adamı öldüresiye dövdü.

Tacizci olduğundan emin miyiz?

Florida'da yakalama emri çıkarılmış.

Adam iade edilecek, işleri bitene dek de ilişemeyeceğiz.

Ya Munch'ın çatıda bulduğu silah?

-İz bulundu mu? -Hayır.

Ama seri numarası sağlam.

Silahın izini nereye kadar sürebiliyoruz?

Ülkeyi turlamış adeta.

Sturgis, Güney Dakota'da içine sevgi katılarak üretilmiş.

Brainerd, Minnesota'daki bir toptancıya gitmiş,

oradan da "Gun Ho!" diye tuhaf bir adı olan

küçük bir dükkâna sevk edilmiş.

-Ne zaman? -Bir ay olmamış.

Gun Ho! geçen perşembe satmış.

Satış yasal mıymış?

Tamamen kanundaki boşluktan faydalanılmış.

Uzun namlulu olduğu için sabıka kontrolü şart koşulmuyor.

-Nakit satış. -Elbette.

Beyannamede alıcının imzası var mı?

Evet, ama okunaksız.

Sahte olduğuna kalıbımı basarım.

Bakalım neye benziyor...

"S. Brockwull" veya... "Rockwell".

İlk harf "G" de olabilir.

Satışı yapan kim?

Gun Ho!'nun sahibi. Adı...

Brian Ackerman.

Epey yarım yamalak bir iş yapmış.

Belirgin bir imza veya adının tamamını alamamış.

Bay Ackerman'la görüşelim.

4 EKİM SALI

Kimse var mı?

Merhaba?

Kusura bakmayın, kapalıyız.

Konu neydi acaba?

Silah dükkânında çalışmak için fazla küçük değil misin?

16 yaşındayım efendim. Buranın sahibi babam.

Adın ne?

Kyle Ackerman.

Baban seni burada yalnız mı bıraktı?

Evet, maaş karşılığı etrafı süpürüyorum.

Kyle, bize kapıyı açman gerek.

Affedersiniz, arama izniniz var mı?

Niye? Babanın yaşadığı

-hırsızlık olaylarını soruştuyoruz. -Ne?

Güvenlik sistemine bakacağız.

Yarın tekrar gelseniz?

Yani, bir çocuğu tüm bu silah

ve cephaneyle baş başa bırakmazdım ben.

Hayatım silahlarla geçti.

Oraya giremezsiniz.

Baban daha fazla kayba

uğramasın diye güvenliği kontrol edeceğim.

Altı aydır başımıza hırsızlık olayı gelmedi.

Burada başkası yok demiştin.

Sizi ilgilendirmez.

Belki de hırsız bu.

Hayır, değil.

Ya, bakın, ben ciddiyim! Oraya giremezsiniz!

Vay be, bu hep karşılaşılacak bir şey değil işte.

Sen ne yapıyorsun burada ya?

Birinci Madde'deki ifade özgürlüğü hakkımızı kullanıyoruz.

"Yahudilerin soykırımı uydurmasının sebebi."

Üzgünüm Star.

Yahudi mi?

Pardon. Bu çocuğun annesi misiniz?

Bir aile dostuyum. Sizin ne işiniz var burada?

P.S. 74'teki silahlı saldırıyı soruşturuyoruz.

Ne olmuş ona?

Afrika kökenli bir Amerikalı öldürüldü.

Üst kattan alınan bir tüfekle.

O minik maymundan mı bahsediyorsunuz?

Üzüntüden kahrolmuş.

Hop. Bunu yapamazsınız.

Burası polis devleti değil.

Özel mülke zarar veriyorsunuz.

-Ayrıca izinsiz giriyorsunuz. -Çıkıyorduk tam.

Bizimle gelir miydiniz?

Seninle hiçbir yere gelmiyorum. Yahudi.

Polise mukavemet.

Şimdi kesin bizimle geliyorsun.

Nereye geliyormuşum?

Siyonist hükûmetin kuklalarının

yetkisini tanımıyorum.

Kyle, haklarımız var.

Cebinden babanı arayıp

siyasi tutuklu olarak götürüldüğümü söyle.

Yahudi şehri New York'ta tüm suçları temizlediniz mi?

Yoksa karşılığında maaş aldığınız işi yapmaya mı korkuyorsunuz?

Grup seksçi, taş içen Latino piçleri ve karabaşların peşinden gitmeye.

Bilgin olsun, ben burada çalışıyorum.

Pozitif ayrımcılık sahnede baylar bayanlar.

Bu taraftan evlat.

Bekleyin, bir dakika.

Bizi ayıramazsınız.

Onu sorguya çektiğinizde velisi olarak bulunmayı talep ediyorum.

Hayatım, o tutuklu değil.

Sadece babası gelip alana dek burada kalacak.

Ağzını açma Star.

Babam gelene kadar bekle. O ne yapacağını bilir.

Sen meraklanma tatlım.

Ne yapacağını bilir tabii, size dava açacak.

Gerçekten iyi bir Şerefsiz Yahudi avukatınız vardır umarım.

Beyaz üstünlüğü yani.

Nasıl bir şeymiş o?

Ari ırk.

Kanunen yasak değil.

Nefret suçu kanunu var ama.

Son zamanlarda birileri ilanlarınızı

üç farklı ilçedeki tüm sinagoglara yapıştırmış.

Birinci Madde'nin izni çerçevesinde grubumun ideolojisiyle alakalı

bilgi dağıtıyorum ben.

Bunu ben yapmadım.

Tam olarak sen ne yaparsın Star?

Felsefesini benimsediğim bir arkadaşa yardımcı oluyorum.

Brian Ackerman'ın silah dükkânı var.

Bir de nefret grubuna önderlik ediyor. İlginç bir kombinasyon.

Siz iki Neonazi hiç "Racool" veya "Rockwall" adlı biriyle karşılaştınız mı?

Hayır. Kimmiş o?

P.S. 74'e ateş açan adam ya da kadın.

İlk başta kurbanlar arasında bir bağ kuramadık.

Afrika kökenli Amerikalı Jeffrey Whitlock,

beyaz ama Yahudi Danny Kohler

İtalyan asıllı Annabelle Paoletti.

Kahverengi gözlü, esmer.

Onda hataya mı düştün?

Öyle olmalı çünkü bir Yahudi'ye göre fazla güzel.

Onu vuranı gördünüz mü?

Sen söyle.

Bununla alakam yok.

Rockwell'in kullandığı silah senin çalıştığın dükkândan çıkmış.

Mesai sonrası yardımcı oluyorum ben. Çalışmıyorum orada.

Aşk notlarını kâğıda döküyorsun.

Siparişleri postalıyorum.

Gelen siparişlerin hızı Brian'ı aşıyor.

Brian postayla ticaret yapıyormuş.

Web sitesinin üzerinden.

Çok popüler. Bir ara sen de gözden geçir.

"BlitzkriegSavascilari.org".

DAS'ın resmi sitesi.

"Devrimci Aryan Savaşçılar".

Nefret grupları İnternet'e bayılıyor.

Aptalları birbiriyle buluşturuyor, oturup sövüyorlar.

Nefret taktikleri de paylaşıyorlar.

On yıl önce ırkçı nefreti savunan bir web sitesi vardı.

Duyduğuma göre sayıları 500'e yakındı.

Belki İnternet'te öyle ama ya New York'ta?

Her yerdeler.

Çevrimiçi ve çevrimdışı.

Gözcü gruplar New York'ta faaliyet gösteren

21 farklı grup tespit etmiş.

BlitzkriegCocuklar'a tıkla bakayım.

Blitzkrieg çocuklar.

Kyle Ackerman'ın kendi sitesi var.

Hitler gençliği aynen devam.

Sayfasında ne var?

Kaçmaya devam et Yahudi!

Kaçmaya devam et!

Oyunun adı Nihai Çözüm.

Oyuncular bir siber klan veya dazlak çetesi üyesi oluyor.

Sanal bir şehirde azınlıkları kovalıyor.

Küçük web'ci ırkçı diyorsun?

Şu an en yüksek puan benimki.

JFK Reloaded ne yahu?

Oralara hiç girme bence.

Bunlar oyun sadece.

Beyazların öldürüldüğü bir sürü oyun var

ama senin gibiler belli ki sorun etmiyor.

Senin gibiler derken? Polisler mi?

Zenciler.

Yani, biri ikimizi ve bize benzeyen herkesin kökünü kurutsa

hoşuna mı giderdi?

Elbette hayır.

DAS şiddeti savunmaz.

Onlar yabanilerin işi.

Onlar kim, iyi biliriz.

Hiç şansın yoktu, değil mi?

Ne?

Baban bebekliğinden beri

sana nefret aşılıyor.

Aslında sana acıyorum.

Hiç üzülme. Beyaz olarak doğduğum için şanslıyım.

Genetik açıdan kısa çöpü çeken sensin.

Biliyor musun, bilim insanları ırklar arasında aslında genetik farklılık

bulunmadığını keşfetti.

Mevzu sadece ten rengi.

Yahudiler...

...Havva ile Şeytan'ın birliğinin tohumlarıdır.

Sen kimin soyundansın peki?

Kyle!

Birinin yardımına ihtiyacım var.

Tercihen İngilizce konuşan ve IQ seviyesi 60'ın üzerinde biri olsun.

Babası.

Merhaba! Bu lağım çukurundan kim sorumlu?

O ben oluyorum Bay Ackerman.

Gerçekten mi?

Beyazları artık nüfuzlu konumlara getirmiyorlar sanıyordum.

Homoseksüel değilsen tabii.

Bu söylenmelerin web sitendekinden bile komikmiş.

Dedi erkek işi yapan feminist.

Sen bu işe burnunu sokma Hillary.

Oğluma ne yaptınız?

Merak etme, hâlâ sapkın

-fikirler besliyor. -Kyle!

Baba.

Siz ikiniz babamla ilgili söylediğinizi yüzüne de söyler misiniz?

Korkaklar.

Bu çocuğu evde eğitiyorsun sanırım.

Gerçekleri öğrenmesinden mi korkuyorsun?

Babam harika bir öğretmen.

Devlet okulundaki gibi dersleri

azınlıkların düzeyine çekmiyor.

-Veya kızdırmamak için tarihi çarpıtmıyor. -Hayatım.

Beynini tamamen yıkamış.

Yalanları özümseyen bir aptalsın sen.

Üzgünüm, sizi hüsrana uğrattım efendim.

Sınırı aşmalarına hiç izin vermemeliydim.

Bunu evde konuşuruz, hadi.

Gitmeden önce dürbünlü tüfeği sattığın kişiyi bize tarif etmen gerekiyor.

Her gün binlerce silah satıyorum.

Yüzleri hatırlayamam.

Asgari satış gerekliliklerini de.

İkinci Madde'yi unutuyorsun.

Bir bireyin silahlanma hakkına müdahale etmek benim işim değil.

Gidelim Kyle.

Star ne olacak?

Bayan Morrison bir polise saldırdı.

Sorgusu devam ediyor.

Peki, arabada bekle sen.

Siz mülküme izinsiz veya geçerli sebep olmadan girdiniz...

Elliot.

...hatalı tutuklama yaptınız, oğlumun

ve Bayan Morrison'ın anayasal haklarına tecavüz ettiniz.

Dedektif Stabler, doğru mu bu?

Hayır efendim.

Oğlu Kyle mülke girmemize müsaade ettikten sonra

zorlayıcı nedenlerle bodrum katına yöneldik,

orada izinsiz girdiğini düşündüğümüz bir şahıs

Dedektif Munch'a saldırdı.

Yalancı.

Paranoyak?

Hakaretlerinizi daha fazla dinleyemeyeceğim.

Soykırım inkârcısı arkadaşlarına dönüp

biraz daha komplo teorisi mi üreteceksin?

Ben bir akademisyenim. Yanlış tarih bilgilerini web sitemde ele alırım.

Yanlış bilgi demişken,

kibarlık edip bize faks çektiğiniz

silah satın alma beyannamesi burada.

Evet, her şey tastamam sanıyorum.

Belki şu imzanın şifresini çözmemize yardımcı olabilirsiniz, "G. Rockwell."

Bu, Amerikan Nazi Partisi'nin kurucusu

George Lincoln Rockwell olabilir mi?

Olması mümkün değil çünkü 67'de kendisi suikasta kurban gitmişti.

Tüfeği alan adam grubunuzun bir üyesi miydi Bay Ackerman?

Hayır, onu hiç görmedim.

Tarif edin onu.

Afrika kökenli bir Amerikalıydı.

Politik olarak doğru ifade hâlâ bu, değil mi?

Bilmiyorum, o kadar sık değişiyor ki yetişemiyorum.

Memur Taylor.

Ne var?

Bu Bay Ackerman.

Kendisi Devrimci Aryan Savaşçılar'ın lideri olur.

Kendisine çıkışa kadar eşlik eder misiniz lütfen?

Memnuniyetle. Buradan Bay Ackerman.

Ellerini çek, teşekkür ederim.

Suç laboratuvarı tüfek dürbününün yastık kısmından DNA çıkardı.

Saldırgan terlemiş. DNA veri tabanından eşleşme sağladık.

Brannon Lee Redding adlı hüküm giymiş bir suçlu.

Polis!

Hadi, hadi, hadi!

-Kımıldama! -Duvara yaslan!

Bir sorun mu var memur bey?

-Temiz! -Temiz!

Evin çok hoşmuş Brannon.

Teşekkürler, titizimdir.

Zenciler giremez!

"KuIrSa." Ne demek bu?

Kısaltma. Kutsal Irk Savaşı.

Kavgam.

Oprah'nın Kitap Kulübü'ne üye değilsin galiba.

Bunlar şişe kapağı mı?

Çok iyi değil mi?

Şişko dazlak o kadar aptal çıkmadı.

Oturur oturmaz avukat talep etti.

Konuşamıyoruz onunla.

Munch ve Fin'e göre yolda susmak bilmemiş.

İtiraftan ziyade ırkçı laflar etmiş.

İtiraf şart mı? Cinayet silahında DNA'sını bulduk.

Çalındığını iddia ediyor.

Hırsızın kalkıp onun cezaevi memurunun

oğlunu vurması oldukça büyük bir tesadüf.

Jürinin bunu yutabilecek olması kafa karıştırıyor.

Silahın geçmişi nedir?

Redding Rikers'tan önceki cuma salıverilmiş.

Ardından perşembe günü, beyaz ırkın üstünlüğünü savunan

arkadaşı Brian Ackerman'dan tüfeği alıyor.

Okul saldırısı dört gün sonra olmuş.

Ackerman'ın parmağı var mı bizce?

İdeolojik olarak çok benzerler

ama şimdiye dek elimizdeki tek bağ bu.

Ackerman, Rikers'a hiç gitmemiş.

Brannon niye hapis yatmış?

Etiyopyalı bir taksi şoförüne saldırı ve yaralama.

Dedektif Benson.

Ölen oğlanın babası.

Bay Whitlock.

Adamı bulduğunuzu duydum. Doğru mu bu?

Öyle sanıyoruz.

Bir şey söyledi mi? Neden yapmış?

Hayır, gerekçesiyle ilgili sizden yardım alırız dedik.

Beyefendi, bu adamla Rikers'ta bir münakaşa yaşadınız mı?

Hiç yaşamadık.

Brannon Lee Redding. Benim binamda bile değildi.

Bu cezaevi memuruna ne garezin vardı?

Yoktu. Düzgün bir adama benziyor.

Onun oğlunu öldürdün.

Oyun parkındaki çocuğunu nasıl tanıdın?

Birini nasıl öldüreyim? Silahım çalındı.

35 milyonda bir.

Başkasına ait bir DNA'nın bu tüfeğin üstünde olma ihtimali bu.

Eyvah, bana atadıkları şu Yahudi avukat bir yolunu bulur umarım.

Heshy, bunu mahkemeye taşırsan müvekkilini emsallerinden

oluşan bir jürinin yargılayacağını söyledin mi?

Dazlaklar mı? Harika.

Hayır, insan olan emsallerin.

Çeşitli ırklardan oluşan hoş bir grup.

Teklifin nedir Casey?

Önce sen.

Müvekkilin ne teklif ediyor?

Sonsuz saygı ve sevgimi.

Seninle sevimli beyaz bebeklerimiz olmaz mıydı?

Başka kim vardı Brannon?

Hiç kimse.

DAS diye bilinen Devrimci Aryan Savaşçılar'ın

bir üyesi misin?

Hayır, ama nerede kaydolabilirim?

Yıl boyu mahkeme tarihi beklediğin Rikers'taki hücrende.

Uyanıklık yapma Casey.

Sözde kurbanın babasının çalıştığı cezaevine kimse koymaz onu.

Duyulmaz mı sanıyorsun?

Eğlenceli olur. 7/24 hücrende korkudan bir köşeye sinersin.

Yemeğine cam parçaları koymalarından

korkup yemeğe inmeye korkarsın.

Tamam. Koruyucu gözaltı. 25 ila müebbet.

Tamamını eş zamanlı yatacak.

40. OTURUM 26 EKİM ÇARŞAMBA

Başlamadan önce, herkesin mahkeme kurallarına

aşina olduğundan emin olalım.

Hilebazlığa karşı sıfır tolerans politikası güderim.

Heyecan dozunun artmasını takdirle karşılarım

ama heyecanınızı kontrol ederseniz atılmazsınız.

Bu taşkınlık ve küfürlü konuşmaya müsaade olmadığı anlamına geliyor.

Capisce, Bay Redding?

Evet Sayın Hâkim.

Anladığım kadarıyla ön duruşmadaki ifadenizi değiştirmek istiyorsunuz.

Evet, suçumu kabul ediyorum.

Lütfen ayağa kalkın.

Söylevinizi dinliyoruz.

Suçunuzu mahkemeye açıklayın.

İki Yahudi çocuğu ve o maymunu vurdum.

Cehennemde yanasın seni ırkçı domuz!

Asayiş! Hanımefendi oturun yoksa atılırsınız.

Size gelince Bay Redding. Suç beyanınızı reddediyorum.

Ama Sayın Hâkim, bir anlaşma söz konusu.

Mahkememde kararları ben veririm Bay Horowitz.

Ayrıca bu... "anlaşmayı" menfur buluyorum.

Bunu kabul ettiğiniz için kendinizden utanmalısınız Bayan Novak.

Ben... özür diliyorum.

Bariz bir nefret suçu, travma geçiren sayısız çocuk,

ikisi sakat,

pırlanta gibi bir çocuğun da hayatı harcandı.

Sayın Hâkim'in önerisi nedir?

İki seçenek Bay Redding.

Beyanınızı değiştirip mahkemede şansınızı deneyin

ya da suç başına 25 ila müebbet teklifini kabul edin.

Fakat korkunç teklifte belirtildiği gibi peş peşe uygulanacak,

eş zamanlı olarak değil.

Mahkemeye gitmeyi seçip

suçlu bulunursanız size hiç müsamaha göstermem.

Şartlı tahliye memurunuzun

anne babası bile daha doğmadı.

Hayır. Hayatta olmaz.

Vaat edilen anlaşmayı istiyorum.

Adliye memurları, tutukluyu çıkarın.

Siktir oradan ihtiyar!

KuIrSa!

KuIrSa!

-Asayiş. -KuIrSa.

Yahudilerin elindeki medya mı beynini yıkadı senin?

-Sessizlik. -Yoksa Siyonist hükûmetin

yozlaşmış uşaklarından biri misin sen de?

Çıkarın o kadını.

Beyaz gücü.

Mahkememe saygısızlık etmenin cezası

-500 dolardır küçük hanım. -Ne yapacaksın?

Birinci Madde'yi mi mücrimleştireceksin?

1.000 dolara çıktı.

Adliye memurları, nezarete atın.

Siyasi tutsaklara özgürlük!

1.500 etti.

Saymaya devam et Hâkim Bey.

Anlaşma istiyorum orospu.

Brannon, avukatın olmadan seninle konuşamam.

Nerede o?

Yahudi Yahudioğlu beni sırtımdan bıçakladı.

Hâkim Schuyler'ın kararıyla Heshy'nin bir ilgisi yok.

Gel iki beyaz olarak bunu aramızda halledelim.

Sırf bu görüşme için vekalet hakkımdan feragat ediyorum.

Buna ne diyorsun?

Bu sefer de yalan söyleyip benimle dalga geçmezsen.

Hiç yalan söylemedim ki.

DAS ile hiç bağın olmadığını söyledin.

Yok zaten.

Tüm bunlar senin kulağına hoş geliyor.

Cinayet silahını liderleri Brian Ackerman'dan satın almışsın,

onun baş hayranı Star Morrison da

sana dönük muameleyi

protesto ettiği için şu an nezarethanede.

O tüfeği satın almadım. Ackerman verdi bana.

Neden yapsın bunu?

Kandırıp bana saldırıyı yaptırdı.

Peki Star'ın müdâhil oluşu?

Sence bir kadının yanında iş konuşacak kadar

aptal mıyım ben?

O ben çıkarken içeri girdi.

Manitasıdır onun.

Kim bilir yatakta ne konuşuyorlar.

Ben hoş, efendi tipli Nazilerden hoşlanırsın sanmıştım Star.

Dazlağın duruşmasına neden geldin?

Meraktan.

Ackerman gözünü üstünde tutman için mi gönderdi?

İsim vermesin diye mi?

Ben sadece beyaz bir adama destek olmaya gittim.

Anlaşmanıza sadık kalmazsınız dedim.

Bak ne diyeceğim.

Bir daha gün yüzü göremeyeceğini fark edince,

senin Brannon'ın beyaz gururu yok oldu gitti.

Bu kadar hızlı döneni görmemiştim.

Ne anlattı sana?

Dazlaklarla sizin DAS grubunun ittifakıyla ilgili her şeyi.

-Bunu yeni öğreniyorum. -Hiç şaşırma.

Brannon'a göre Ackerman ona silahı verdiğinde sen de oradaymışsın.

Sattığında. Onlar arkadaş değildi.

Brannon, Rikers'tan yeni çıktığını söyleyecek kadar yakınlarmış.

Ayrıca Ackerman ona grubunuzun

ırk hainlerinin izini sürdüğünü ve oradaki Mark Whitlock adlı

beyaz bir gardiyanın siyahi bir çocuğu evlat edindiğini söylemiş.

Gardiyanla görülecek bir hesabı olan bir mahkûmdan bahsediyoruz.

Raporlara baktık.

Brannon'ın Whitlock'la bir münakaşası olmamış.

Öz denetim ve disiplin DAS'ın gurur kaynağıdır.

Ackerman dazlaklarla böyle bir şey için hayatta iş tutmaz.

Ona çocuğun bir okul fotoğrafını bulup

cinayet silahını vermiş.

Seni oyuna getiriyorlar.

Her neyse.

Komplo. İkinci dereceden cinayet.

Yardımcı savcı seni Ackerman aleyhine ifade vermen için arar.

İfade veremem ben.

Korkmanı anlıyorum.

Başımın çaresine bakarım ben.

Sana koruma sağlarız.

Hayatta ifade vermem.

Star Morrison'a celpname gönderdim.

Geleceğini pek sanmıyorum.

Brannon ile Ackerman arasındaki görüşmeyi teyit ediyor.

Tanıklık etmezse mahkemeye karşı ikinci suçunda

hücresine aynen geri döner.

Casey.

Mahkeme celbimi aldın mı?

Brian Ackerman'ın vekilliğini ben devralıyorum.

O pisliğin seni kandırmasına nasıl izin verdin Barry?

Dava Birinci Madde'yle ilgili değil.

Söylediklerini beğenmediğiniz için

onun peşindeyseniz tam olarak öyle.

Onunla hiç konuştun mu?

Ağzından dökülen her sözcüğü ahlaki olarak tiksindirici buluyorum.

Ancak sözleri ne kadar alçakça olursa olsun

anayasal haklarının çiğnenmesini

gerektirmiyor, değil mi?

40. OTURUM 27 EKİM PERŞEMBE

Doğruyu, tamamen doğruyu ve sadece

doğruyu söyleyeceğinize yemin eder misiniz?

Yemin ederim.

Adınızı belirtin.

Yanıtlamayacağım.

Bayan Morrison, sadece adınız.

ABD Anayasasının 5. Madde'si tarafından bana tanınan,

kendi aleyhimde tanıklık etmeme hakkıma başvuruyorum.

Bayan Novak, iddia makamı bu tanığa muafiyet tanımaya hazır mıdır?

Tanıdık bile Sayın Hâkim.

Bayan Morrison, görünüşe göre size muafiyet tanınmış.

Konuşmayacağım.

Tanık azledilmiştir.

Sayın Hâkim, kısa bir ara rica ediyorum.

Sıradaki tanığınızı çağırın Bayan Novak.

İddia makamı Brannon Lee Redding'i çağırıyor.

Özel görüşme.

Yaklaşın.

Bu tanıkla ilgili bir sorununuz mu var Bay Moredock?

Hem de birçok sorunum var Sayın Hâkim.

İlkin, suikastçı ortağı olması nedeniyle tanıklığı

kanıtlarla desteklenmelidir.

Sayın Hâkim, tanıklığını

destekleyecek fiziksel delilleri sunduk.

Atfınız ölü çocuğun...

Git web sitesine gir Barry.

Irk hainleri sayfasına tıkla.

Bay Moredock bu tanığa müsaade ediyorum.

-Sayın Hâkim... -Geri çekilin

Bay Moredock, kararımı verdim.

Kötü bir karar bu.

-Bay Moredock. -Şahsi görüşlerinizin

hukuki yargılamanızı gölgelemesine müsaade ediyorsunuz.

Saygısızlık cezasına az kaldı bayım.

Yalnızca müvekkilimin haklarını koruyorum Sayın Hâkim.

Bu ülkede Neonaziler dahi bu haklara sahiptir.

Toplantı yapmaya hakkına, ifade özgürlüğüne

ve ikinizin hiç hoşuna gitmese de adil yargılanma hakkı mevcuttur.

Davanızı savunma fırsatınız olacak.

Sıradaki tanığı çağırın Bayan Novak.

Bay Redding, Brian Ackerman'la ilk olarak ne zaman tanıştınız?

Çıkmamdan yaklaşık bir hafta sonra.

O görüşmede ne oldu peki?

Dövmelerimi görüp Rikers'tan yeni çıktığımı anladı.

Beni yemlemeye çalıştı.

Nasıl?

Dazlaklar anca konuşur dedi.

Kendi grubunun daha örgütlü olduğunu söyledi.

"Bir hedef listem var." dedi.

Listede özellikle ilgimi çekecek biri varmış.

Hangi hedefmiş o?

Beyaz bir Rikers gardiyanının evlatlık zenci oğlu.

Ev ve okul adresini verdi bana.

Okul resmini bile verdi.

Irk haini!

Kyle!

Adliye memurları! Adliye memurları!

Kyle!

At silahını!

Kyle, buradan çıkamazsın.

Hepimiz fedakârlık yapmaya mecburuz.

-At silahını! At! -Federal ajan.

Ateş etme! Federal ajan.

Federal ajan, ateş etme.

Kyle?

Kyle.

BELLEVUE HASTANESİ UYANMA ODASI 27 EKİM PERŞEMBE

FBI mı? Federal ajan olduğuna inanamıyorum.

Neden tanıklık edemediğimi anlamışsındır şimdi.

Adını söylemen bile yalancı tanıklık suçu olurdu.

Neydi adın?

Dana Lewis.

Dedektif Munch,

söylemek zorunda olduğum tüm sözler için özür dilerim.

O lafları ne kadar menfur gördüğümü söylesem az.

Ama açığa çıkmamalıydım.

Ne zamandır gizleniyordun?

Yaklaşık beş ay önce sızıp zamanla rütbemi yükselttim.

Ortağın geliyor.

Affedersiniz, kendinize iyi bakın.

Dedektif Tutuola, sizden özür dilemek isti...

Sorun değil.

Pekâlâ. Kendinize iyi bakın.

Nereden vuruldun bakalım?

Kıçımdan vuruldum.

Öpüp iyileştirecek misin?

Huyuma gitmezsen içeri gizlice soktuğum paketi alamazsın.

İncir mi? McClinty's'den mi?

-Elbette. -Sağ ol dostum.

Beni bir ortağı daha işe alıştırmak zorunda bırakmadığın için sen sağ ol.

İyileşmene sevindim kardeşim.

-Kathy'yi arayan oldu mu? -Hayır. Aramayın.

Elliot. Böyle yapma iş...

Boşanma işlemlerini başlattı.

Ne zaman?

İki hafta önce.

Belgeler evde, henüz imzalamadım sadece.

Silahları nasıl sokmuşlar?

Yetişkin saldırgan Cristopher Rawlings.

DAS üyesi, sahte bir rozet ve kimliği varmış.

Metal dedektörden geçmemiş.

Direkt içeri almışlar.

Silahı Kyle Ackerman'a vermiş.

Zayiat var mı?

Bir adliye memurunun durumu kritik.

Diğerini kaybettik.

Hâkim Schuyler'i de.

Brian Ackerman'la konuştun mu?

Bir kahraman gibi öldüğü için oğlu Kyle ile gurur duyduğunu söyledi.

Irkı için savaşarak.

Selam Bayan Benson. Operasyon tamamlandı.

Ne buldunuz?

İki ana hedef 22,5 kilo amonyum nitrat, üre

ve diğer birtakım bomba yapım malzemeleri satın almış.

McVeigh'in Oklahama'da kullandığının birebir aynısı.

Hedef neymiş?

Bilmiyoruz.

En azından yakalamışsınız.

Bu hoşuna gidecek.

Sonraki baskın sırasında

dosyanla alakalı olabilecek bazı bilgiler bulduk.

WHITLOCK'IN KONUTU 462 BATI 163. SOKAK

28 EKİM CUMA

Jeffrey'nin hiç resmi yok.

Jana onun ölümüyle baş etmekte biraz güçlük çekiyor.

Danışmanı onu anımsatan eşyaları kaldırmamızı önerdi.

Elbet bir hatıra saklamıştır.

Bir okul projesi, sevdiği bir oyuncağı.

Konu nedir?

Konu oğlunuzun sizin için ne kadar değerli olduğu.

Ona yaptırdığınız iki sigorta anlaşmasına ait poliçeye göre

Jeffrey'nin değeri tam 750.000 dolarmış.

Ne?

Biraz fazla değil mi sizce de?

Yani, bir çocuğun yaşam sigorta poliçesinin

sadece ortalama 50.000 dolar olduğu düşünülürse.

Sigorta aracımızın önerdiği buydu.

Siz de aylık 350 dolar aidat ödemekte bir sorun yaşamadınız mı?

İki yıl önce iflas başvurusu yaptığınıza göre bana kalırsa yaşamış olmanız gerek.

Bir çocuğa yuva vermek için zenginliğe gerek yok.

Tazminatı Jeffrey öldükten beş gün sonra talep etmişsiniz.

Hiç mi bekleyemediniz?

Akıl kârı değil bu.

Bunlar FBI'ın terörist bir dazlak grubuna yaptığı bir baskında elde edildi.

Adınızdan söz ediliyor Bay Whitlock.

İleriki bir sigorta ödemesinden vermeyi

vaat ettiğiniz meblağı gösteriyor.

Biri bana tuzak kuruyor.

750.000 doların üçte biri.

İki poliçenizin toplam tutarını tam olarak nasıl bilebilirler ki?

Brannon oğlunuzun resmini Ackerman'dan almadı.

Jeffrey'nin okul resmini onlara veren sizdiniz.

Bu güzelim çocuğu sırf onu öldürmek için evlat edindiniz, değil mi?

Anlamıyorsunuz...

Sizi tanıyanlar şaşırmış olmalı.

Siyahi bir çocukcağızı evlat edinen iki ırkçı.

Biz ırkçı değiliz.

Paraya ihtiyacımız vardı.

İZLEDIĞINIZ ÖYKÜ HAYAL ÜRÜNÜDÜR. GERÇEK KIŞI VE OLAYLARA YER VERILMEMIŞTIR.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.