All language subtitles for Eflatun.2022.1080p.AMZN.WEB-DL.DDP5.1.H.264-TURG_track3_[tur]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French Download
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
el Greek
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian Download
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal) Download
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian Download
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish Download
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Şekillerle görecek

ağzıyla yön bulacak!

Başka!

Bu çocuk hayal dünyasında mı yaşasın, sen neden anlamıyorsun?

Sesini kes!

Şiir gibiydi sesi...

Yağmur yağıyordu

Benim için bestelenmiş bir senfoni gibiydi.

Yağmurun sesi,

O'nun sesi,

koşuşturan insanların adım sesleri...

...piyano tuşlarına basar gibi.

O konuşurken arkadan geçen tramvayın sesi...

Hepsi sarı şemsiye yüzünden.

Eflâtun!

Günaydın!

Günaydın.

Babacığım.

Hoş geldiniz kızlar.

Şener Amca

Hadi ben kaçtım, size kolay gelsin.

Merhaba

Merhaba

Şener Bey'e bakmıştım.

Şener Amca yok.

Malzeme almaya gitti ben yardımcı olayım.

Teşekkür ederim, ben daha sonra uğrarım.

Antika saat bırakan oldu mu Eflâtun?

Bir kadın bırakacak gibi oldu.

Kutuyu açtı.

Senin olmadığını farkedince vazgeçti.

Aylin hanımdır.

Saati senin yapacağını bilseydi bırakırdı.

Sürpriz yapacaklarmış.

Hem acele lazım diyor hem de saati bırakmamış.

Yaşlılar,

...bahçenin kırılmış kapısını bir tarafa dayayıp meydana gittiler.

Birkaç kapı daha gıcırdamaya başladı.

Gıcırtıların ardı gelmiyordu.

Köylüler anlaşmışçasına vlerinden dışarı çıkıyor.

Onlar da gıcırdayarak eydana gidiyorlardı.

Kapıdan çıkan etrafına baktı. Etrafına bakan yürüdü.

Köyün yukarısından aşağısından her yanından bir sürü gıcırtı köy meydanına...

Erkencisin bugün.

Yoo, aynı saatte geldim.

Desene Ayşen yine geç kaldı.

Gelir birazdan.

Saati masana koydum.

Bu saat bozulmamış ki,

yorulmuş...

Belki de biraz küsmüştür.

Kim o?

Benim abla, Seyfi.

Siparişler tamam mı Seyfi? Tamam abla.

Ne kadar tuttu? 25.

Üstünü kumbarana at. Sağ ol abla. İyi akşamlar.

Merhabalar.

Merhaba.

Dün antika bir masa saati bırakmıştım.

Altında tarih yazılı.

Pirinç muhafazalı olan değil mi?

Evet.

Burayı daha önce fark etmemiştim.

Bizim dükkanı bilen bilir.

Biraz küçük.

Ayrıca tabelası falan da pek göze batmaz.

Ama seksenli yılların başından beri buradayız.

Ayhan Bey ile beraber açmıştık burayı.

Eflâtun'un babası.

Eflâtun.

Eflâtun!

Efendim Şener Amca?

Beyefendinin bir saati vardı.

Pirinç muhafazalı.

Hani sen dün onarmıştın.

Bir türlü bulamıyorum.

Bu mu?

Evet.

Neyi varmış?

Dişlilerinden birinin zembereği...

Biraz yorulmuş desene kızım, dün diyordun ya.

Biraz daha gecikirsem,

...tavlayı kafama geçirecekler.

İzninizle. Ben kaçtım kızım.

Saatler de insanlar gibi o zaman.

Neden olmasın?

Onların da elleri,

kolları,

hatta kalpleri var.

Kiminin kalbi pille çalışır,

...kiminin ki hareketle.

Mesela bu saatin kalbi hareketle çalışır.

Belli ki uzun zamandır kimse almamış yanına.

O da bir köşede bekleyince küsmüş sahibine.

Sahibi öldü.

Babam.

Üzüldüm.

Başınız sağ olsun.

Yıllar evvel.

Fotoğrafını çektim.

Kimin?

Saatin...

Aslında çalışmasını istediğimden pek emin değildim.

Neden?

Hareketsiz kalınca kalbi durur dediniz ya,

Bana zamanın durduğu günü hatırlatıyordu.

Eğer hareket ederse o zaman bir daha hatırlayamayacağımdan korktum.

Babamı kaybettiğimde ben de öyle düşünmüştüm.

Ama inanın zaman durmaz.

Bazen durmuş gibi yapar sadece.

İhtiyarlık işte

Bugün tavla günü değil ki.

Akıl mı kaldı bende?

Bir daha ki sefere diğer saatimi getiririm.

Ne zaman isterseniz.

Teşekkür ederim Şener Bey.

Bana değil, Eflâtun'a teşekkür edin.

Çünkü saatin yorgunluğunu o aldı.

Teşekkür ederim Eflâtun Hanım.

Rica ederim.

Buyrun.

İyi günler.

Güle güle.

Yok. Önce ofise uğramam lazım.

Aylin, patron olmam bir şey ifade etmiyor.

Tamam. Bu mevzuyu kapatalım.

Evet. Onu da hallettim.

Hediye paketi yaptırdım.

Tamam.

Merhabalar.

Hoş geldiniz.

Ben de kendi örnek şemsiyemi getireyim dedim.

Ali daha gelmedi mi?

Hukuk bürosu ile görüşüyordu. Toplantıya biraz geç girebilir.

Oflaz Bey. Bir saniye bakar mısınız?

Tabi.

Galiba renkleri beğenmediler.

Çok büyük bir dava idi.

Uzun zamandır bu kadar müdahilin olduğu bir davayı yürütmemiştim.

Bu kadar işten bahsettiğimiz yeter.

Bu nedir kızım?

Oflaz ile ufak bir sürpriz yapmak istedik.

Sadri pek severdi bu saati.

Çok zarifsin kızım.

Teşekkür ederim.

Güle güle kullanın.

Keşke Sadri de burada olsaydı.

Gurur duyardı sizinle.

Neyse bu kadar duygulanmak yeter.

Soğutmadan içelim kahvelerimizi.

Aylin.

Az önce bahsettiğin davadan biraz daha bahseder misin?

Çok merak ettim.

İlk kez bana bir davamı soruyorsun.

Gerçekten çok merak ettim.

Sonra konuşalım istersen.

Lütfen Aylin.

Sonuçta büyük bir dava.

Şaşırdım. İlk kez bana bir davamı soruyor.

Bir şeyler var sende.

Farketmedim sanma.

Bir şeyler var.

Anne!

İyi akşamlar.

Anahtarları anneme bırakırsın diye düşünmüştüm.

Özür dilemeye geldim.

Başımıza gelenlerden seni sorumlu tutmuyorum desem inanır mısın Aylin?

Ne yaptığının farkında bile değilsin.

İkimiz için yaptım.

Haklısın.

Ama ikimiz için...

İhaleyi alsaydın gidecektin.

Bazen üç yıl öncesine dönmek istiyorum.

Ben senin alışkanlığın olmak istiyorum demiştin.

Hatırlıyor musun?

Çok romantik bulmuştum o zamanlar bu sözü.

Hâlâ öyle benim için.

Ama şimdi geldiğimiz bu noktada görüyorum ki

bu söz senin için hiçbir anlam ifade etmiyor.

Olmuyor Aylin.

Eskidik artık.

Süveydasın demişti bir arkadaşım bana.

Oflaz'ın kalbindeki siyah bir noktasın.

Bu sefer gözlerinden yaş gelmiyordu.

Kurudu dedikleri bu olmalıydı.

Göğsü sıkışıyor, boğazında bir şeyler düğüm düğüm bekliyor,

haykırarak ağlıyor,

Ancak gözlerinden tek damla yaş gelmiyordu.

Oflaz

Niye haber vermedin oğlum?

Sabah kahvaltıya gelirsin sanmıştım.

Seni uyandırmak istemedim.

Müzik filan...

Tam onu kapatacaktım bir yandan da sen geldin aklıma.

Sen gittikten sonra ne yaptım bil bakalım.

Tam sevdiğin kıvamda.

Aylin aradı az evvel.

Sesi durgundu biraz.

Üzme şu kızcağızı oğlum.

Ondan iyisini mi bulacaksın?

Hem Reşat Beyler'e ne diyeceğiz?

Aile dostu olması bir yana, adam demez mi

Bu vakte kadar aklınız neredeydi diye.

Anne, seninle bu konuları daha önce konuştuk.

Peki oğlum.

Ben annen olarak bunları diyemem zaten sana.

Pijaman ayak ucunda.

Allah rahatlık versin.

Bulaşığı koyunca çalıştırırsın makineyi.

Suzan Hanımın yerine birisini mi bulsak anne?

Tek başına yoruluyorsun.

Suzan'ın bir akrabası gelecek memleketinden.

Ne zaman gelecek?

Niye benim haberim yok.

Söyledim.

Senin şu ihale ile doyuydu kafan.

Hadi.

Bir yudum olsun iç oğlum. Küsmesin.

Kapıcının karısı Fatma yardıma gelecek.

Bu kaybolmamış mıydı?

Baban depoya kaldırmış.

Geçen boşaltırken bulduk Aylin ile.

Kahve söyledim bize.

Bazen sana bakıp mı saatleri ayarlasam diyorum.

Bakıyorum yüzün gülüyor bu aralar.

Şener Amca

Ben buraya bir duvar saati koymuştum tamir etmek için.

Sen mi kaldırdın?

Hayır.

Sen dün çıktıktan sonra sahibi geldi.

Geçerken uğramış.

Sen zaten tamir etmişsin.

Ben de zembereğini yerleştirip gönderdim.

Temizlik ya da tamir için gelen olmadı mı?

Yok. Senlik bir şey çıkmadı bugün.

Biz de oturup sohbet ederiz.

Şener Amca

Hani dün gelen beyefendi vardı ya,

Şener Ağabey, orta şekerli

Sağ ol.

Eflâtun bu da senin sade.

Teşekkürler Mustafa.

Afiyet olsun.

Gel bakayım.

Selam söyle dayına.

Aleykümselam kolay gelsin.

Sağ ol.

Sen bir şey diyordun.

Bugün bir ara siparişini verdiğim kitapları almaya gideceğim.

Onu diyecektim.

Evet var şimdilik babamdan kalan.

Onu taktım.

Muhtemelen bayatlamıştır.

Tamam. Tamam Ali.

Yarın görüşürüz.

Altan ağabey... Hoşgeldin, istediğin kitabı getirttim.

Altan Ağabey, Ramuz'un kitabı nerede?

Onu bulamadım bir türlü.

Yayınevini kapandı ya.

Depoda kalanlar satılacak bu hafta.

Senin için bakacağım.

Tamam. Haftaya gelirim.

Kolay gelsin.

Güle güle.

Nazife Hanım!

Nazife Hanım!

Nazife Hanım.

Evde değildim. Dışarıdaydım.

Evde sizi bulamayınca...

Çok geçmiş olsun.

İyi günler.

Cümlelerini rüzgarın kucağına bıraktı.

Rüzgar önce köylülerin kulakları dibinde fısıldadı.

Sonra sesleri gökyüzünde geveleyerek hecelere ayırdı.

Kelimeler parçalar halinde anlaşılmazcasına esti gitti dağa doğru.

Bütün cümleler dağılmış...

...ve dünyanın buralarında bir yerlerinde gezinirken...

Nerede kalmıştık?

Zaman durmaz,

bazen durmuş gibi yapar sadece.

Kusura bakmayın, kabalık etmemişimdir umarım.

Önemli değil.

Oflaz.

Oflaz.

Bey...

Oflaz deyin lütfen.

Tanıştığıma memnun oldum Oflaz.

Ben de.

Diğer saati getirmiştim. Buyrun.

Otursanıza. Ayakta kalmayın.

Tabi.

Kusura bakmayın. Sizi biraz bekleteceğim.

Brail alfabesi değil mi?

Evet. Dün sahafımdan aldım.

Bulması biraz zor oluyor.

Ben de dün bulması zor bir şey aradım.

Aradığınızı bulabildiniz mi peki?

36'lık film.

Hiçbir yerde kalmamış.

Babam da fotoğraf çekmeyi çok severdi.

Buyurun saatiniz.

Ne kadar çabuk.

Sadece pili bitmiş.

Borcum ne kadardı?

Borcunuz yok.

Olmaz öyle.

Olur.

O zaman bari size bir kahve ısmarlayayım.

O zaman şöyle yapalım. Ben pilin parasını alayım.

Tabii.

Ayarlamayacak mısınız?

Neyi?

Saati.

Saati?

Özlemişsinizdir.

Saati?

Zamanı...

Keşke zaman sadece saatlerde durmasaydı.

Niye?

Yaşlanıyoruz diye mi?

Ara vermek için.

Belki yenilenip tekrar dönerdik hayatın içine.

Saatler arttıkça,

zaman azalmış galiba.

Bakın ne diyeceğim. Benim dışarıda birkaç işim var.

Gelmek ister misiniz?

Dükkan?

Şener amca erken çıkacağımı biliyor.

Olur.

Babamın en sevdiği renkti.

Denizin en durgun olduğu ana dermiş.

Adım oradan geliyor.

Nasıl yani?

Denizin çarşaf gibi olduğu anlar vardır ya

İşte bizim evde denizin o haline Eflâtun deriz.

Yani derdik.

Şimdi sadece ben diyorum.

Bugün deniz pek bir eflatun gibi mi?

Aynen öyle.

Saat nasıl? İyi mi?

İyi.

Anneme emanet. Kuralcı biridir. İyi bakıyordur.

İlham ya da değilsin, ama hep benimlesin.

Yalan ya da değilsin ama hep düşümdesin.

Sen kimsin? Sen kimsin?

Sen kimsin ya da benim neyimsin?

Solaya başladılar.

Kim başladı?

Gözlerini kapatır mısın?

Kapattım.

Şimdi dikkatle dinle.

Her şeyi unut, ne duyuyorsun?

Uzaktan bir araba sesi geliyor.

Bir kadın çocuğuna sesleniyor.

Daha dikkatli dinle.

Denizin sesi geliyor.

Şimdi denize doğru dön.

Döndüm.

Kokuları düşün.

Evet. Kokusu burnumda.

Şarkı söyleyen kızı duyuyor musun?

Evet.

Daha önce hiç böyle görmemiştim.

Haftada bir gün burada şarkı söylerler. Bu da benim en sevdiğim şarkıları.

O zaman onlara eşlik edelim.

Şimdi mi? Evet.

İlham ya da değilsin ama hep benimlesin

Yalan ya da değilsin ama hep düşümdesin

Sen kimsin? Sen kimsin ya da benim neyimsin?

Sen kimsin? Sen kimsin ya da benim neyimsin?

Zaman akıp gider de, Sessiz kalır şehir de

Hüzün sarar sesin de, Gözün yorar izinde

Sen kimsin? Sen kimsin ya da benim neyimsin?

Sen kimsin? Sen kimsin ya da benim neyimsin?

Babam ile pek anlaşamazdık ama birbirimizi çok severdik.

Fotoğraf ile o tanıştırmıştı beni.

Fotoğrafın bende tutkuya dönüşeceğini düşünmemişti.

Fakülteden sonra işin başına geçeceğimi düşünmüştü.

Çok bilindik bir hikaye değil mi?

Demek yeterince istememişsin.

Kolayı seçmek daha güvenli sanırım.

Annem ve babam öldüğünde,

beni akrabalarıma göndermek istediler kabul etmedim.

Şener Amca yanına almak istedi. Kabul etmedim.

Körlüğüm kimseye yük olsun istemedim.

Çünkü istemeden de olsa bana bir insan

gibi değil de, bir kör gibi davranacaklardı.

Peki zor olmadı mı?

Zamanla alışıyorsun. Etrafındakiler de alışıyor.

Bir süre sonra kimse kimseyi yadsımıyor.

Sen de fotoğraf çekmeye devam edebilirdin.

Ettim aslında.

Dergilere fotoğraf çektim.

Yazılar yazdım. Ama olmuyor.

İkisini birden yürütmek bir tanesine üvey evlat muamelesi yapmak gibi.

Film bulamadım demiştin.

Evet.

Burada birkaç kutu var. Birisinin üstünde Ela bisküvileri yazıyor.

Muhtemelen o. Çocukken kutu kutu alırdık.

Karışık kaset mi bunlar?

Evet. Babamdan hatıra.

Lisede ben de kaset doldurdum.

Güzel zamanlardı.

İğnesi kırıldı.

Yani kaset dinlediğim için

yaptırmadım.

Ev annenlerden kaldığı haliyle duruyor sanki.

Öldüklerinde her şey aynı kalsın istedim.

Hiç ölmemişler gibi.

Eve döndüklerinde eşyaların yerini neden değiştirdin diye soracaklarmış gibi.

Bir tek ortadaki sehpaya kaldırdım.

Annem her seferinde ortaya koyar,

her temizlik sonrası çarpmamı ister gibi yerini değiştirirdi.

Hiç yüzleri merak etmiyor musun?

Birkaç sene gördüm.

Hatırladıklarım var.

Hatırladıklarıma eklediklerim.

Sesler,

kokular,

dokunma hissi,

Bunların olmadığı yerde de hayal gücüm var.

Nasıl yani?

Ben ellerimle yaptığım her şekli

bir beden olarak düşlerim.

Mesela bu bir kuş.

Tuğrul kuşu

Anka kuşu

Bir şeylerin ters gittiğini anladığımda

Babam beni kucağına alıp

neden kuşları ve diğer her şeyi göremeyeceğimi anlattı.

Bunun bir son değil,

bir başlangıç olduğunu tembihledi.

Sadece şekil yapmayı değil,

Sesimi kullanarak etrafımdakileri nasıl göreceğimi de öğretti.

Aynen öyle

Bir daha

Bir daha

Şimdi bak.

Ben hiç ses çıkarmayacağım.

Sen bir kere daha yapacaksın tamam mı?

Ama bu kez yaparken bütün odayı dinleyeceksin.

Tamam mı? Hadi.

Çok güzel. Bir tane daha.

Çok güzel oldu, şimdi en büyüğünden bir tane yap.

Dinle.

Görüyor musun?

Nasıl? Sevdin mi kuşu?

Bence ona bir isim verelim.

Tuğrul kuşu diyelim mi ona?

Rengarenk kanatları olsun.

Hatta sana bir şey söyleyeyim mi?

Tuğrul kuşu efsanelerde yaşarmış.

Çok sevdiği bir arkadaşıyla birlikte yaşarmış.

Onun adı neymiş?

Hadi kızım, yatalım mı artık? Ver onu bana canım.

Gel bakalım. Gözlerimizi daha fazla yormayalım.

İyi uykular.

İyi uykular. Tatlı rüyalar.

Ayhan

Eflâtun'u böyle hayallerle büyütemezsin.

Öyle şekillerle görecek, ağzıyla yön bulacak filan.

Başka?

Hayal de mi kuramasın çocuk?

Ben bunu mu söylüyorum şimdi?

Nasıl öğrenecek yaşamı?

Hayal dünyasında mı yaşasın?

Ne zaman mutsuz olsam

böyle gölgelere sığınırım işte.

Çay vakti.

Efendim anne.

Sinir krizi mi?

Tamam. Hangi hastanedesiniz?

Kızım gel bu tarafa, düşeceksin.

Anne ben piknik yapmayacağım. Oyun oynayacağım.

Maki bitki örtüsüyle kaplıdır.

Akdeniz ikliminin en önemli özelliklerinden birisi...

Kim o?

Benim, Oflaz.

Her şey yolunda mı?

Şemsiye kullanmayı sevemedim bir türlü.

İnsanların gözüne şemsiye sokmamak için uğraşırken fark ettim.

Zaten ıslanıyorum, o yüzden ben de şemsiye kullanmaktan vazgeçtim.

Sırılsıklam olmuşsun.

İyi oldu. Ayıldım biraz.

Hadi geç içeri. Hasta olacaksın.

Saçların kurudu.

Daha kurumadı.

Hadi çocuk gibi mızmızlanma pijamalarını giy.

Ben de sana kahve yapayım.

Yağmur dineceğine artıyor.

Gerçi özlemişim yağmurda yürümeyi.

Şemsiyesiz?

Bence şemsiyeler sadece filmlerde güzel.

Yağmuru ben de severim.

Ama hep kötü anılarıma ev sahipliği yapmıştır.

Neden?

İlkokuldayken Gizem diye bir arkadaşım vardı.

Benden birkaç yaş küçüktü.

Babam ben üzülmeyeyim diye yağmurlu bir günde taşındıklarını söyledi.

Meğer o gün çok hastaymış.

Ölmüş...

Karşı komşumuz Nesrin teyze ile kocası da yağmurlu bir günde öldü.

Bizim kalbimiz bir atar derdi.

Öyle de oldu.

Aynı günde, aynı saatlerde aynı yatakta öldüler.

Ertesi yaz annemle babamı kaybettiğimde yine yağmur yağıyordu.

O fırtına nereden çıktı. Hiç anlamadım.

Gitmeyecek Ayhan. Gitmeyecek.

Gerçeklerle yüzleşecek.

Gerçeklerle yüzleşmeden hiçbir yere gitmeyecek.

Tam olarak hangi gerçeklerle

yüzleşene kadar eve hapsetmeyi düşünüyorsun?

Ayhan, senin kafandaki saçmalıklarla yaşayamaz.

Gerçek dünyayı öğrenmesi gerek!

Neden bunu anlamıyorsun?

Benim kafamdakiler saçmalık değil. Onu mutlu eden şeyler.

Ben senin bu hayallerinden, hikayelerinden bıktım.

Dur kızım gelme.

Ayağına cam batmasın.

Bu gece erken yat. İyice bir dinlen.

Dönünce sana bir sürprizim var.

Duyunca çok sevineceksin.

Sen üzülme ben anneni arabada ikna ederim.

Tamam mı?

Trafik kazası geçirdikleri gün

Eğer dönselerdi...

...babamla her akşam yaptığımız gibi takvim yapraklarını koparırdık.

Biten günün arkasındakileri okurdu bana.

Ertesi gün ön yüzündeki yenidoğan bebek isimlerini

Tarihte o gün olanları, güneşin doğuş ve batış saatini söylerdi.

O günü ben de çok iyi hatırlıyorum.

Gündüz hava günlük güneşlikti.

Ben annemin muayenehanesinde diş tellerimi sökmesi için tartışıyordum.

Üniversitede dişinde tel olan tek kişi bendim sanırım.

Ki telleri sökmesi için gitmiştim.

Ekranda Koyun Dolly'nin klonlanmasından bahsediyorlardı.

Bir an beni de klonlasalar da anneme klonumu verseler diye düşünmüştüm.

İnsan hafızası işte. Unutmam dediğini unutur,

...böyle alakasız bir şeyi hatırlayıverir.

Efendim anne?

Yok. Uyuyakalmışım.

Bir arkadaşımla kaldım.

Neden?

Tamam çıkıyorum birazdan.

Reşat Amcan seni sordu hastanede.

Aylin hala hastanede mi?

Senden sonra taburcu ettiler.

Bir ara kullanıyordu ya bir sakinleştirici,

...ondan vermişler yine.

Bu süreçte onun yanında olman lazım oğlum.

Ayrılsanız da bu bizim ailemize pek yakışmaz.

Her şey birden bire gelişmedi mi?

Anne bu konunun yıllardır sürdüğünü gayet iyi biliyorsun.

En azından arada bir arasan.

Ayrılık sürecini de kolay atlatmaz mı?

Birlikte kahvaltı ederiz diye sana uğradım bu sabah.

Keşke önceden arasaydın anne.

Sürpriz yapayım dedim.

O ara evini topladım.

Fotoğraf odan epey dağınıktı.

Dokunmadım tabi hiçbir şeye.

Sen fotoğraflardaki kadını soruyorsun.

Merak etme.

Sadece arkadaşız.

Benim için çok değerli bir insan.

Sadece o kadar.

Pembe

Pamuk şeker, böyle bir varmış bir yokmuş gibi...

Yeşil?

Naneli şeker.

Kırmızı?

Güneş.

Mavi?

Deniz kabuğu.

Sarı?

Şemsiye.

Şemsiye?

Küçükken sarı şemsiyem vardı.

Babam almıştı böyle küçücük bir şey.

Babama göre şemsiyenin sihirli güçleri vardı.

Eğer hayata karşı çok güçlü durabilirsem şemsiye beni gökyüzüne çıkaracaktı.

Ama anneme göre benim böyle safsatalarla büyütülmemem gerekiyordu.

Anneme göre hayaller yoktu, sadece gerçekler vardı.

Hayat babam için bir oyunsa,

annem için bir savaştı adeta.

Ben de çocukken hep ağaç üstündeydim.

Hava biraz esse yapraklar ufak dalgalar gibi hışırdardı.

Issız bir adada denizi dinlemek gibi.

Ağaçlar rüzgar estğinde deniz gibidir.

O yüzden burayı severim. Bana unuttuklarımı hatırlatır.

Ağaca çıkmak mesela...

Çocukken ağaçtan düşmüştüm.

Ağaç yüzünden annemle babam öyle bir tartışmışlardı ki,

...neredeyse boşanıyorlardı.

Bir şey oldu mu peki?

Bir daha ağaca çıkmadım.

Onlar da boşanmadılar.

Hadi, kalk.

Çıkalım mı?

Çıkalım.

Sizin fabrika, sarı şemsiye üretiyor mu?

Evet.

Ama Türkiye'de sadece siyah şemsiyeler satıyoruz.

Hava biraz bozmaya mı başladı?

Kaset mi sıkıştı yoksa hiç mi dönmüyor?

Çok sevdiğim bir kaset.

Bant sardı.

Bakabilir miyim?

Bana bir kalem getirir misin Eflâtun?

Teşekkürler.

Çok sevdiği bir arkadaşı varmış onunla birlikte yaşarmış.

Onun adı neymiş?

İnan bana,

kaset bandı açmak

Saat dişlisi takmaktan daha zor.

Ben gideyim artık.

Çay yapsaydım.

Hem geçen sefer de içememiştik.

Olur.

Bu sefer içebiliyoruz.

Bence insanlar cep telefonundan kurtulmalı.

Büyük halamın lafı bu.

Sizi bir gün tanıştırayım. Birbirinizi çok seversiniz.

Olur.

Büyükada havası almış oluruz.

Annemler ölmeden evvel iki haftada bir giderdik.

Desene o zaman kesin karşılaşmışızdır orada.

Sen bir sokağa dönerken...

...ben o sokağa girmişimdir.

Anasonlu kurabiye sever miydin?

Bayılırım. Hala da çok severim.

O zaman kesin anasonlu kurabiye almışızdır aynı anda.

Bir de sesi çok tiz bir amca vardı.

Sesi iki sokak öteden duyulurdu.

Vay be, uzun zamandır gitmiyorum halamın yanına.

Yarın gidelim mi?

Olur gidelim. En fazla azarlar, sonra kucaklar nasıl olsa.

Çok pardon.

Pardon.

Nasıl?

Alacak gibi miyiz?

Dosyanın son halini at o zaman.

Tamam yarın akşama kadar halledip gönderirim.

Hoş geldin Şener Amca.

Eflâtun.

Oflaz?

Hadi gel gidiyoruz.

Senin bugün ihale ile ilgilenmen gerekmiyor mu?

Hâlâ yerinden kımıldamıyor. Hadi.

Nereye?

Büyükada'ya. Halam bizi bekliyor.

Gel Eflâtun.

Banyo burası.

Ben makineyi alıp geliyorum. Soluklanıp çıkarız.

Hayır Jale. Üç hafta yetmez.

Tarihini uzatın tamam.

İmza? Jale sonra konuşuruz.

Eflâtun.

Çok afedersin, ben salonu arıyordum.

Oflaz!

Hayatım.

Kim o?

Benim abla Seyfi.

Anka Kuşu mu o?

Evet, ama ben Tuğrul Kuşu diyorum.

Ben lafı dolandırmayı pek sevmem yavrum.

Seni de böyle uzun uzadıya rahatsız etmek istemem.

Kızım,

Benim Oflaz'ım çok yufka yürekli,

...iyi kalpli bir çocuktur.

Fakat bazen ilginin sınırını bilmez.

Eğer aranızda bir şey olduğunu

ya da olabileceğini düşünüyorsan

Düşünme yavrum.

Daha sonra hayal kırıklığı olacağına

...şimdiden olsun.

Oflaz, emin ol seni çok seviyor.

Ama yakın bir arkadaş gibi.

Sadece o kadar.

İsabet olmuş efendim. Oflaz'ın dediği gibi

aramızda arkadaşlıktan öte bir şey yok.

Hem zaten

gerçeklerle yüzleşmek lazım.

Senden ricam,

...bunlar aramızda kalsın.

Ben de seni bekliyordum kızım.

Misafirimizi yalnız bırakma.

Ben Eminönü'ne kadar gidip geleceğim.

İzninizle ben kaçtım.

Büyük halamı aradım.

Bir süreliğine yurtdışına gideceğimi söyledim.

Sen dönene kadar ben ölürüm dedi.

Senden bahsettim telefonda.

Seni görmek istedi.

Şener Amca'ya adresini bıraktım.

Eğer benden önce Büyükada'ya gidersen belki uğrarsın.

Bakıcısı dışında başka kimsesi yok.

Sevinir.

Eflâtun

Şener Amca gelene kadar dükkana bakar mısın?

Ayşen

Merhaba

Nasılsın?

İyiyim.

Ben şey diyecektim.

Ben bu ay gelemeyeceğim.

Yok hiçbir şeye ihtiyacım yok.

Haber verdim.

Şener Amca'nın haberi var.

Çok selam söyle.

Eflâtun!

İçerde olduğunu biliyorum.

Aç lütfen. Endişelenmeye başladık.

Açmazsan polis çağıracağım Eflâtun.

Efendim?

Efendim Oflaz?

Lütfen ısrar etme.

Kapatıyorum.

Peki.

Konuşmayacak mısın?

Yarım kalır bazı şeyler.

Yarım?

Yarım.

Sen gittikten sonra küçük sarı şemsiyemi buldum.

Yarım kalmamam için bir şey denemem gerekiyordu.

Şemsiye babamın anlattığı gibi sihirli miydi,

...yoksa annemin aynaya fırlatıp attığı basit bir şemsiye miydi?

Annem haklıymış.

Şemsiye beni göğe yükseltmedi.

Uçamadım.

Artık gerçeklerle yüzleşmeyi tercih ediyorum.

Senin de gerçekle yüzleşmeni istedim.

Hangi gerçekle?

Gözlerini kapatır mısın Oflaz?

Ne gerçeği ile Eflâtun?

Oflaz lütfen gözlerini kapat.

Gözlerini açmayacağına söz ver.

Hoş geldin Eflâtun.

Hoş bulduk efendim.

Otursana kızım, ayakta kalma.

Tam solunda bir koltuk var.

Oflaz, ihtimamla bahsetti senden.

Saat tamircisiymişsin.

Zor olmuyor mu?

Zorlukları var tabii.

Ama benim yapabildiğim belli başlı mekanizmalar var.

Onun dışında da...

Saatler sence de zamanın iz sürücüsü değil mi bir bakıma?

Zamanı bulamasalar da izlerini biriktiriyorlar.

Biriktirdikleri izler,

her seferinde görünmez halkalar yayıyor etrafa.

Göremesem de işitirim hep.

Sen de işitir misin o halkaları

Hissederim.

Yaydıkları garip bir enerji var.

Akrep ile yelkovanın

Saniye ile salisenin...

Yani hissederek tamir ediyorsun saatleri.

Oflaz, çok güzel dedi senin için.

Yüzün gibi kalbin varmış.

Ben göremiyorum gerçi,

Ama Oflaz dediyse öyledir.

Zamanından önce doğdu Oflaz.

Eflâtun renkli çiçeklerin mevsimiydi.

Bana sen koy dediler adını.

Bizde adet öyledir.

Ailenin en yaşlısı koyar isimleri.

Düşündüm

eflâtun mevsiminde doğduysa vardır bir hikmeti dedim.

Oflaz koydum ismini.

Oflaz ne demektir bilir misin Eflâtun?

Eflâtun renk demektir.

Bizim memlekette Eflâtun'a Oflaz derler,

Oflaz'a da Eflâtun...

Kimi...

kaderini kendin çizersin der

Kimi...

çizili zaten.

Başkaları ne derse desin

Ben hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanırım kızım.

Eflâtun!

Eflâtun!

Oflaz, git lütfen.

Lütfen kapıyı açar mısın?

Oflaz evine git.

Bak komşular duyacak.

Sana veda etmeye geldim.

Gidiyorum Eflâtun.

Biliyorum umurunda değil.

Ama sana bir kaset doldurmuştum.

Daha önce verecektim.

Kısmet bugüneymiş.

Buraya bırakıyorum.

Hoşça kal.

Bir belgeselde izlemiştim Eflâtun.

İnsanlar birbirlerine dokunurken, parmak uçlarındaki elektronlar birbirini itermiş.

Düşünsene

Aslında dokunurken bile, itiyormuşuz birbirimizi.

Oysa senin yeryüzün bambaşka,

senin göğün

denizin,

hatta dokunduğun ağaç.

Gözlerin, o kadar kocaman bakıyorlar ki bana

baktıkça içimi görüyorsun

baktıkça kabuğum inceliyor.

Özgürleştiriyorsun beni.

Bu arada sana emanet ettiğim şemsiyeyi getirmeyecek misin?

Bu arada sana emanet ettiğim şemsiyeyi getirmeyecek misin?

Bu arada sana emanet ettiğim şemsiyeyi getirmeyecek misin?

Eflâtun

Eflâtun

Hadi kızım çıkıyoruz.

Yanına al istersen.

Yağmur yağarsa açarız. Olur mu?

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.