All language subtitles for The.Good.Fight.S02E11.1080p.AMZN.WEB-DL.DDP5.1.H.264-BTN_track17_[tur]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

DAHA ÖNCE...

Evet, parçalayabilirler ama yapmayacaklar.

ADRIAN VURULDU.

-Müvekkillere bir bakalım. -Evet.

Frank Gwinn. Ayakkabı satıcısıydı, değil mi?

Sweeney olabileceğini düşündün mü? Yani o bir eş katili.

Listenin tepesine iki kişiyi koyardım.

Dylan Stack ve Felix Staples.

JAY VE MARİSSA ŞÜPHELİ AVLIYOR

-Bana müvekkil listeniz lazım. -Avukat müvekkil gizliliği.

Adrian'ı vuran kişi onu öldürmek istedi. Ve Adrian hayatta, yani sona ermedi.

AMA POLİS KENDİ SORUŞTURMASINI YAPIYOR

TELEFONLA ARABA 710, HART SOKAĞI'NA, YOLDA!

1 DAKİKA

10 DAKİKA

15 DAKİKA

İlgileniyor musunuz?

Affedersiniz?

Aikidoyla ilgileniyor musunuz?

Hayır, sadece... Güzel.

Salı gecesi tekrar gelin.

Hayır, üzgünüm. Bana göre değil.

Öyle.

Hayır, yani...

Hayatım şu anda epey dolu.

Öyle düşündüğünüzü biliyorum ama öyle değil.

Salı gecesi tekrar gelin.

Efendim? Merhaba Jay, n'aber?

-Daha iyi bir şüphelimiz olabilir. -Daha iyi bir şüpheli mi?

-Adrian'ın nişancısı için mi? -Evet.

"Felix Staples" dediğini sanıyordum.

Diyorduk ama sağlam bir tanığı var.

Konuşması varmış ve video var.

Ama bize kaybedenlere bakmaya başladık.

Tamam, mantıklı.

Ve aklımıza Dennis Honeycutt geldi.

Neonazi mi?

Evet, evi yanmıştı ve bizi suçlamıştı.

Evet. Hem sen hem Boseman

mahkemede karşısındaydınız. O yüzden seni aradık.

Dikkatli olmalısın Diane. Hâlâ dışarıda.

Tamam. Yarın Adrian'a Honeycutt'ın nişancı olup olamayacağını soralım.

Bravo arkadaşlar.

Haydi ama. Instagram ünlüsüsün.

-Büyük bir şey. -Pek büyük bir şey değil.

Programımızın 500 bin takipçisi olsa patronum beni yarın terfi ettirirdi.

-Canlı yayıncılığa mı? -Hayır.

Yardımcı yapımcılar genelde canlı iş yapmaz.

Neden? Yeterince güzelsin.

Sanırım sen bu konuyu bilirsin.

-Neden, fotoğrafçıyım diye mi? -Harika bir fotoğrafçı.

Gametime Now 'da her harika fotoğraf gördüğümde ve çekene baktığımda

sen çıkıyorsun.

Olimpiyatlardı.

ABD takımının Kanada'yla olan karşılaşmasını izlemek istiyordum.

O yüzden onu eve davet ettim.

Gelmek zorunda değildi ama geldi.

...çizgide. İşte, bam!

Ne yapıyorsun?

Korunma. Düşündüm ki...

Onu yapmasak olur mu?

Maç saatini yanlış hatırlıyordu, o yüzden ne varsa onu izledik.

Şarap koyduk ve öpüştük

ve işleri yavaşlatmaya çalıştım. Ama prezervatife uzandı.

Prezervatif mi, gerçekten mi?

Daireye girişinizden ne kadar süre sonra prezervatif aldı?

Yaklaşık on dakika.

Vay canına, cidden mi? On dakika mı? Epey hızlı.

-İtiraz ediyorum. -Ama öyle.

Lezzetliymiş.

-O şarap muhtemelen senden yaşlı. -O kadar genç değilim.

Sen de o kadar yaşlı değilsin. Altı yaş hiçbir şey.

Yavaşlamak istediğini söyledi, yavaşladık.

Sonra biraz daha konuşup şarap içtik.

Yani gülüyordu.

Rahatsızlık yoktu.

O yüzden yeniden girişmeye başladık.

-Ve bastırmıyor muydunuz? -Hayır, hiç.

-Elini penisinize koyduğunuzda da mı? -Yapmadım...

-Eli bacağımdaydı. -Emily'nin mi?

Evet. Emily elini bacağımın üstüne götürüyordu.

Ben de elimi onunkine götürerek

bu hamlesini iyi karşıladığımı gösterdim, hepsi bu.

Tamam, iyice anlayayım.

Emily'nin elini penisinize götürmediğinizi mi söylüyorsunuz?

Bunu demiyorum. Karşılıklı olduğunu söylüyorum.

Sinyaller gönderiyordu, ben de geri sinyal gönderiyor olduğumu düşündüm.

"Sinyal" derken ne kastediyor bilmiyorum ama ona uyuyordum sadece.

-Ama elinizi bacağına koydunuz mu? -Evet, dizine.

Elimi penisine koymak istediğimi söylemiyordum.

Elimi oraya çeken oydu.

Külotuma uzanıyordu.

Aslında... Banyo nerede?

-Affedersin? -Yine bastırıyordu

-ve siz de yavaşlatmaya mı çalışıyordunuz? -Evet.

Sadece banyoya gitmesi gerektiğini ya da diyafram koyacağını sandım.

-İyi misin? -Evet, sadece... Banyoya ihtiyacım var.

İlerlemek istemediğini nereden bilebilirdim bilmiyorum.

-Zaten bir kere durmanızı söylemiş. -Hayır, bir kere yavaşlatmış.

-Cidden mi? -Müvekkilinizin kelimelerini kullanıyorum.

Tamam, tabii.

O ikinci kez hamlelerinizi durdurmaya çalışıyor.

Ben öyle yorumlamadım.

Bence eve gitsem iyi olur.

-Cidden mi? -Evet. Yarın işe gideceğim.

Haydi ama. Cidden gidecek misin?

Anlamadığım şu.

Hemen o anda neden gitmediniz?

Bilmiyorum, istedim.

Zorlaştırıyordu.

"Maç ne zaman?" dedi. Bunu kalmak istediği şeklinde yorumladım.

Nasıl zorlaştırıyordu?

Benim için iyi olmayacağını söyler gibiydi.

Ne şekilde?

Bilmiyorum.

Sadece... Bilmiyorum, geçiştirmek için yaptım.

Çok ısrarcıydı ve uyum sağladım sadece.

-Yani ona zorla oral seks yaptınız. -Haydi ama. İtiraz ediyorum.

Kendime hâlâ kızgınım.

Yanlış hiçbir şey yapmadın Emily.

Bakın, durmamı söyleseydi dururdum.

-Ve randevunun sonu bu muydu? -Evet.

Taksiye bindim ve eve gittim.

Kaçınılacak Piçler blogunu biliyor musunuz?

Evet, tabii ki.

Randevunuzdan sonra bir ay içinde hikâyenizin bir özeti buraya gönderilmiş.

"Zorlama, rızaya dayalı olmayan oral ilişki,

quid pro quo teklifleri..." Doğru mu?

Hikâyemi öyle mi özetlemişler?

-Yani katılmıyor musunuz? -Hayır, katılıyorum.

Hikâyenin daha kapsamlı hâline link var.

Tamam, pekâlâ. Ama Kaçınılacak Piçler'e nasıl geldi?

Ron'la randevumdan sonra...

...ağlıyordum ve ev arkadaşım ne olduğunu sordu, söyledim.

O, Gretchen'a söyledi.

Sitenin kurucusu mu? Gretchen Mackie.

Evet.

Hikâyemi ekleyip ekleyemeyeceğini sordu ve kabul ettim.

Neden kabul ettiniz?

Ron'ın bir arkadaşımla randevuya çıkacağını duydum ve düşündüm ki...

Bilmiyorum. Kayağı düşünüyordum...

...ve buzun çok ince olduğu ya da çığ olan yerlere

kırmızı bayrak dikmelerini.

Ve aynı şey gibi göründü.

Kırmızı bayrak dikmeden devam etmek yanlış geldi.

Sonra ne oldu?

Kovuldum.

Patronuma blogdan bahsetmişler ve isme göre arayabiliyorsun.

Ve "rızaya dayalı olmayan oral ilişki"yi görmüş.

Tecavüz demek olduğunu düşünmüş.

Ayrılmam istendi.

Peki diğer işler?

Spor fotoğrafçılığı küçük bir dünya.

O zamandan beri başka iş bulamadım.

-Ve bu yüzden mi dava ediyorsunuz? -Evet.

Sadece kaldırılmasını istiyorum. Ve bir özür.

Emily doğru olmadığını söylese kariyerimi geri alabilirim.

-Ama doğru. -Hayır.

Onu zorlamadım.

"200 bin dolar kazanç kaybı, özür

ve siteye Emily'nin hikâyesini kaldırtmak."

Bu firmada kaç tane erkek avukat var?

Hiçbir fikrim yok.

Bunun pazarlık görüşmelerimizle bir ilgisi var mı?

Yüzde 60'ı erkek olan bir firmada bir kadın ortakla kadın avukatın

varlıklarıyla bizi onurlandırmalarını tuhaf buluyorum sadece.

Evet.

Bunu toplumsal cinsiyet meselesine çevirebiliriz herhâlde.

Zaten toplumsal cinsiyet meselesi.

Ve cevabım şu, bizimle uğraşın.

Bunu kazanamayız. Bırakmalıyız.

Bir ifade gününden sonra mı?

Randevuda ne olduğu konusunda aynı fikirdeler.

Sadece yorumlamada farklı fikirdeler.

-Toplumsal cinsiyet siyaseti mi Liz? -Adrian, iftira yok.

Müvekkilin avukatlık ücretini bitirdik.

İlişkimizi kesmeliyiz.

Tamam.

-Aramayı ben yapayım. -Hayır, hallederiz. Sen dinlen.

O zaman Bishop ve Sweeney'ye ulaşırım.

Hayır, hallettik.

-Birleşme ne oldu? -Halledildi.

Birleşme yok.

Waltzer müvekkil avlamasını örtmek için kullandı.

Evet, konuşmaları sona erdirdik ve küçük müvekkillerinden ikisini avladık.

Ne yaptınız?

O bizimkilerin peşine düştü, o yüzden biz de onunkilerin.

Siz ikiniz nesiniz, mafya mı?

-Bunu onaylamadım. -Evet, doğru. Biz onayladık.

-İşe dönmeliyim. -Hayır. Dinlenmelisin.

Hallettik.

Jay, Marissa, gösterin.

Adrian, şüphelileri bir müvekkile ve yendiğimiz birine indirdik.

Kim?

Alternatif sağ simgesi Felix Staples

ve Neonazi Dennis Honeycutt.

O mu?

Emin değilim ama sanırım o.

Güzel, onunla konuşuruz.

Peki ya polis?

Biraz engele takıldık.

Müvekkil listemizi suistimal ediyorlardı.

Liz, müvekkil listemizle ne yapıyorlardı?

Hayır, merak etme Adrian.

-Evet, siz hallettiniz, değil mi? -Evet.

Elimizdekini polise vereceğiz.

Tamam, şimdi hepimiz gidip seni dinlenmeye bırakacağız.

İşinle ilgili konuşmak için gece döneceğiz, tamam mı?

-Gidelim. -Tamam.

Teşekkürler.

Evet, Adrian Boseman.

Hayır, hâlâ buradayım.

Bakın, bırakmayı düşünüyoruz. Girecekseniz şimdi girin.

Her ipucunu takip edip her şüpheliyi izliyoruz ama bana geldiğiniz için

sağ olun.

Müvekkillerimize baktık ve müvekkil olmadığını düşünüyoruz.

Bizce karşımızda kaybeden biri.

Dennis Honeycutt, mahkemede karşımızda kaybeden bir Neonazi.

İpuçlarımızdan memnunuz.

-Size yardım etmeye çalışıyoruz. -Biliyorum.

O zaman neden dinlemiyorsunuz?

Çünkü bu adam beyaz ve şüphelinin siyahi olduğunu biliyoruz.

-Bunu nereden biliyorsunuz? -İrtibatta kalacağız.

-Adrian Boseman beyaz olduğunu söyledi. -Evet, biliyorum. Yanılıyor.

Vay canına.

Adilik ediyorlar.

Bir ipucunu onlar bulmadılarsa istemiyorlar.

Diane, muhasebecin geldi.

Muhasebecim mi? Nedenini söyledi mi?

Hayır, sadece konuşması gerekiyormuş.

Bu iyi bir işaret değil.

Her neyse gidip Honeycutt'ı sorgulayacağız,

elindeki tanıklığa bakacağız.

Güzel. Ve sizden saat başı telefon istiyorum.

Ve... Dur.

Jay, artık burada çalışmıyorsun.

-Sorun değil. -Hayır.

Seni geri istiyoruz, yüzde on zamla.

-Sanmıyorum ki Adrian... -Hayır, Liz'le onaylıyoruz. Halloldu.

Tekrar hoş geldin.

Teşekkürler.

Peki ya bana zam?

Sekiz ila on yıl mı?

Beni hangi gezegenden arıyorsun Colin?

Çifte Cinayetin Cezası Altı Aydan Fazladır gezegeninden.

-Benimki nişancı bile değildi. -Aynen öyle.

Suç ortağıydı, bu da nişancı olması gerekmediği anlamına geliyor.

Baro sınav notlarından mı okuyorsun?

Grimes'ı arabasına bindirdi.

Birini soyacağını bilmiyordu ve...

Ne oldu?

Ne oluyor? Neler oluyor?

Hayır, hiçbir şey. Sadece...

Sanırım bu itiraf pazarlığının gerginliği.

Bir spazm hissettim.

Spazm mı? Kasılma gibi mi?

Hayır. Bilmiyorum.

Peki bir yıl?

-Ne? -Altı ay yerine bir yıl olur mu?

Tanrım. Lucca, odaklan. Nefes al.

Derin bir nefes al.

Tanrım. Lucca, otur. İyi misin?

Ne oluyor? Neler oluyor?

Hiçbir şey. Sadece ayaklarımı uzatmalıyım.

Bu ılık kompreslerden al.

- Ne kompresi? - İyiyim Maia, geçer.

-Alo? Neler oluyor? -Colin, bir yıldan yukarı çıkamam.

Ne? Alo...

Kaç haftan kaldı?

-Şimdi dört. -Dört mü?

Evet, sadece sırtüstü yatmak istiyorum.

Tanrım.

Buraya nasıl geldin? Taşıyıcıyla mı?

Asansördeydim. Benimle dalga geçiyorsun, değil mi?

-Hayır. -Hayır.

Spazm, biz...

-Geçti. -Spazm geçti mi?

Sana inanamıyorum. İtiraf pazarlığında üstünlük kazanmaya çalışıyorsun.

Normalde olduğundan daha çok zorluyorsun çünkü biliyorsun ki...

Zayıf durumda olduğumu biliyor.

Durun. Tamam, ben çekiliyorum.

Zayıf durumda değilsin.

-Bebeği kullanıyorsun. -Pardon.

-Neden geldin Colin? -Hayır.

Hâlâ öfkeli olmak istiyorum.

Tamam. Haydi.

Hayır, bitti.

-Gelecek hakkında konuşmak istiyorum. -Tamam.

Sen başla.

İfadelerini almaya devam etmelisiniz.

Anladığınızı sanmıyorum. Ron'ın avukatlık ücretini harcadık.

-Medeni hukuk davası, değil mi? -Evet.

Davacınıza para yatırıyoruz.

-Ne kadar? -2,1 milyon.

-Ve bu da... -60 ortak, 360 avukat saati.

Kaçınılacak Piçler'in peşine düşmek mi istiyorsunuz?

-Jerry küfür sevmez. -Ben de ama ismi bu.

Ron'ın davasına 2,1 milyon dolar yatırmak istiyorsunuz, değil mi?

-Evet. -Ama ödeme yok.

Sadece özür ve maaş telafisi istiyor.

Bu blog 20 erkeği daha kovdurmuş.

-Ve iki kadını. -Ve iki kadını.

Hepsini toplu davaya kattık.

Birleşince çok para ediyor.

Affedersiniz.

Hemen döneriz.

Bu, Adrian. Onu tanıyorum.

Yatağa mahkûm ve ağırlığını koymaya çalışıyor.

2,1 milyon, kaybedecek bir dava için bile çok para.

Evet? Alıyor muyuz?

Bilmiyorum. Bize kalmış.

-Düşüneceğimizi söyleyelim. -Tamam.

Evlenmeyeceğiz.

Ben de teklif etmiyorum. Ne yapacağımızı soruyorum.

Ben bebeği büyüteceğim, sen ziyaret edeceksin. Babası olacaksın.

Tamam. Ama ocakta DC'de olacağım.

Nazi kazanmazsa.

Doğru. DC'de olacaksın.

Ve eve uçtuğunda oğlunu ziyaret edeceksin.

Ya da sen DC'ye gelebilirsin.

Bir ya da iki kere, tabii.

Hayır, yani DC'de yaşayabilirsin.

Sence bu ne kadar olası?

Bilmiyorum. Ondan soruyorum.

Colin, çalışmayı bırakmayacağım. Sadece bebeğim oluyor.

Ben de çalışmayı bırakmanı söylemiyorum.

Anladığım kadarıyla DC'de hukuk firmaları var.

Tamam, eğlenceliydi.

Ama itiraf pazarlığında altı ayda anlaşmak istemiyorsan...

...işe dönmeliyim.

Bir sene var. Düşün.

Bu hukuk firması sana garanti gözüyle bakıyor, bunu biliyorsun.

Ve DC'de bir kongre üyesinin partneri olacaksın.

Ve bu para getiren bir kaynak.

-Teşekkürler Colin. -Bir düşün.

Altı ay.

Merhaba Glenn.

Sürpriz oldu.

Ama umarım fazla sürpriz değildir.

Üzgünüm.

Bunu hemen duymak isteyeceğini düşündüm.

Sanırım borsadaki bu gerileme geçici, değil mi?

Bunu bilmiyorum. Ama hızlıca harekete geçmen gerekmesinin bir sebebi bu.

Teşekkürler.

Hızlıca harekete geçmek mi? Ne konuda?

-Yine mi parasız kaldım? -Hayır.

-Bir buçuk yıl önce öyleydin. -Biliyorum.

O toplantıyı hatırlıyorum. Mutlu günlerimden değildi.

Bugün bütün olduğunu söylemek için geldim.

Bütün müyüm? Bu ne demek?

İyi durumdasın. Paranı geri kazandın.

-Hangi parayı? -Kaybettiğin parayı.

Ben... Nasıl?

Düşündüğümüz kadar kaybetmedin.

Akıllıca yatırım yaptın ve tasarruf ettin.

Buradaki kâr payın iyiydi

ve... Trump.

Biliyorum. Onun vergi indirimleri yoksul için kötü, senin için iyi.

Emekli olabilirsin. Fransa'daki o yerin peşinatını verebilirsin.

Sana kalmış.

Tamam.

Yani... Teşekkürler.

Bir şey daha.

Eşinin muhasebecisi benimle iletişime geçti.

-Eşimin mi? -Evet.

-Muhasebecisi mi varmış? -Evet.

Trump vergi indiriminin diğer sonuçlarından biri şu,

boşanacaksanız bunu takvim yılının sonuna gelmeden yapmanız iyi olur.

Dur. Anlamadım?

Eşinin muhasebecisi

bu yıl boşanmanın gelecek yıldan iyi olacağını söyledi.

Dur. Boşanma mı öneriyordu?

Evet. İstediğin bu değil mi?

Ben...

Bilmiyorum.

BAHŞİŞ

Vay canına. Serserisin.

The Turner Diaries seven çok kızla tanışmıyorum.

Latte sipariş eden çok fazla beyaz Anglosakson da yok.

Seni buraya getiren nedir?

Hemen şurada bir tanık ifadesi alacağım.

-Avukat mısın? -Hayır. Avukatları sikeyim. Nefret ederim.

Hey, bu civarda vurulan siyahi avukatı duydun mu?

Evet.

Bir sır öğrenmek ister misin?

İster miydim?

Kurt McVeigh'in telesekreterine ulaştınız. Size döneceğim.

Kurt, beni arar mısın? Bu gece bir şey içmek fena olmaz.

Diğer haberler, bugün Başkan Trump'ın bozayıların rektumlarına

maytap yerleştirmeye izin veren bir talimat imzalaması bekleniyor.

Bu talimatın tersine çevirdiği...

-Honeycutt'ı sorgulamışlar. -Ve?

O değilmiş. Miami'de babasını ziyaret ediyormuş.

-Bu bizi nereye koyuyor? -Bence polisle konuşmalıyız.

İpuçları var gibi duruyor. Bizim yok.

-Ben yaparım. -Ben de dava dosyalarına bakacağım.

Hayır Marissa. Sana Kaçınılacak Piçler davasında ihtiyacımız var.

Bıraktığımızı sanıyordum.

-Nakit girişi oldu. -Cidden mi?

-Bundan nefret etmiyor muyuz? -"Nefret" demezdim.

-Zorundayız. -Tamam.

-Neye ihtiyacımız var? -Emily'nin çıktığı diğer kişilere.

Bakalım randevularda aşırı tepki verme alışkanlığı var mı.

Yani mağduru mu suçluyoruz?

Onun mağdur olduğunu neden düşünüyorsun? Peki ya erkek?

Tanrım. Ciddi misin? Onu zorluyor ve...

-Onu zorlamamış. -Kadın seks istememiş, o zorlamış.

Seks yapmak istemediğini söylememiş.

-Tanrım. -Pekâlâ.

Yani zavallı masum erkekleri koruyoruz.

-Marissa! -Gördün mü?

-Hey! -Marissa!

-Bu yüzden... -Hey.

Marissa.

Sen yapabilir misin, yoksa Jay'e mi vereyim?

Hayır, yapabilirim. Sadece yaparken düşüncelerimi iptal edemem.

Tanrım.

Bu konuda ne düşünüyorsun?

Bence çok fazla sert düşünce olacak.

Evet, katillere, zimmetine para geçirenlere avukatlık yapıyoruz

ama sorun hep burada çıkıyor.

Kötü bir randevuymuş, hepsi bu.

-Yani Ron'a mı katılıyorsun? -Hayır.

Adi olduğunu düşünüyorum ve onunla çıkmadığıma seviniyorum.

Ama işini veya itibarını kaybetmeyi hak ettiğini düşünmüyorum.

Ama bu, Emily'nin hatası değil.

Onu kovan patronuydu.

Aynen öyle. İnternet sitesi sadece insanları uyarıyor.

Bakın, randevuda onunla sorunları olduysa

rahatsız olduğunu söylemeliydi.

-Neden? İstememiş. -Çünkü bu sadece intikam pornosu.

-Haydi. -Kendini hayal kırıklığına uğrattığı için

erkeği cezalandırmaya çalışmış gibi.

Hayır, erkeklerin her şeyin yanlarına kalacağını düşündüğü

berbat randevu dünyasından hayal kırıklığına uğramış.

Yanına kalmıyor. İş bulamıyor.

Adrian saldırganın beyaz olduğunu söylüyor

ama dedektifin siyahi bir adam olduğunda ısrar ediyor.

-Evet. -Neden?

İki tanık, vurulmadan beş dakika sonra binanızdan

bir adamın koşarak çıktığını görmüş.

Tarif edemediler ama açıkça Afrikalı Amerikalıymış.

Hayır. Herhangi biri olabilir. Kurye.

Evet ama bu adamın çöpe bir şey attığını saymazsak.

Aradık ve bunu bulduk.

-Silah bu mu? -Susturucuyla birlikte.

Balistik uyuyor. O yüzden hâlâ Lemond Bishop ve ekibini araştırıyoruz.

Asansör kapısı açıktı. İçeri bakıyorum.

Belki de yanıldım. Ben...

Tamam.

-Diğer siyahi müvekkillere bakayım. -Evet ve karşı taraflara.

Bize karşı kaybedenlere.

Jay.

Teşekkürler.

Merak etme. Birbirimiz için bunu yaparız.

TATLI

Buraya gelmeden akşam yemeği yiyemedim, o yüzden...

Umarım sorun olmaz. Şimdi zararlı şeyler yiyeceğim.

-Ver şunu. -Hayır, bu...

-Kötüsün. -Evet, biliyorum.

-Evet... -Evet. Yavaş ol.

Piçler davası nasıl gidiyor?

Bunda bizi cidden sıkıştırdın, değil mi?

Bilerek değil.

Tom ve Jerry bir hafta önce bana geldi.

Parayı koymaya hazırlar Liz.

-Ama tartışmalı. -Öyle olacağını biliyordum.

Belki Me Too çok ileri gidiyor Liz.

Böyle mi düşünüyorsun?

Bence iyi meseleler iyi başlıyor ve sonunda çete oluyor.

Siyahi Hayatları Önemlidir gibi mi?

Hayır. Anlamıyorum.

Kadınlar bir araya geliyor ve birden

dünyanın dört bir yanındaki erkekler çetelerden ya da cadı avlarından

endişe duyuyor. Ama Siyahi Hayatları Önemlidir'in

beyazların itibarını zedelemesinden aynı şekilde endişelenmiyorsun.

-Liz. -Ne?

Kötü bir randevuymuş.

Herkes kötü bir randevu geçirebilir.

Evet. Ama randevuda durmuyoruz.

-İnternet sitesini yok etmeye çalışıyoruz. -İtibar yok eden İnternet sitesini Liz.

Erkeklerin itibarını.

-Tanrım. -Hayır, senin sorunun bu.

Hayır, beni karikatürize erkek taraftarı gibi

-gösterme... -Ne? Hey...

-Hayır. Ben... -Liz, haydi ama.

-Çok önemli bir açıyı kaçırıyorsun. -Hayır.

-Bunu yaşadım. Haydi ama. -Kadın açısı.

Emily Chapin'le çıktın mı?

Emily Chapin. Evet. Sanırım iki kere dışarı çıktık.

Bir sene önceydi.

-Nasıl tanıştınız? -İşi sayesinde.

Beni retweet etti. Film Ben, Tonya 'yla ilgiliydi.

Peki ondan sen mi ayrıldın?

Hayır, o benden ayrıldı.

Yani gerçekten ayrılma değil, mesajlarıma cevap vermeyi kesti sadece.

Neden?

Sonrasından çok randevulaşma fikrini seviyordu.

Bu ne demek?

Şarabı seçmem, akşam yemeğini ödemem hoşuna gidiyordu,

romantik komedi şeyleri. Flört ve...

-Ama seks değil mi? -Evet.

Eşiğe getirdikten sonra soğuk davranırdı.

Hristiyan şeyi falan mı var bilmiyorum.

-Ne, seks yapmamak mı? -Evet.

Sonra Facebook'ta hakkımda yazdı, ondan benim ayrıldığımı söyledi.

Terk edilmiş bir erkekten saçma dedikodular.

-Peki bu kadar mı? -Evet.

İstersen diğer erkekleri aramaya devam ederim

ama kadın hakkında bir şey bulacağımızı sanmıyorum.

-Normal gibi görünüyor. -Hayır, böyle iyi. Teşekkürler.

Ne düşünüyorsun?

Müvekkillerimiz arasından o kadar düşman edindiğimizi sanmıyorum.

-O kadar iyiyiz işte. -Evet.

Ama?

Onu hatırlıyor musun?

"Paul Johnson" mı? Hayır. Kim...

Geçen sene. Papaz Jeremiah.

Onun geçiş evindeydi.

Beni kovmaya çalışmasının tek nedeni bunu bitirmem.

Çünkü ağzımda 70 yaşında birinin

-penisini istemiyorum... -Kes!

-Pisliğin tekiydi. -Evet.

Jeremiah'yı dava etti. Onu istismar ettiğini söyledi.

Bunu polise mi götüreceğiz, yoksa kendimiz mi gideceğiz?

Yani... Mesele bu.

-Bunu yapmayı neden istiyorsun? -Bilmiyorum.

Güzel göründü.

Ne öğrenmek istiyorsun?

Her şeyi.

Ne iş yapıyorsun?

Avukatım.

Tamam.

Senseiyi fırlatacaksın.

Hayır, fırlatmayacağım.

Bıçakla üstüne gelecek...

...sonra da onu fırlatacaksın.

Önce barış içinde olmaktan konuşmamız gerekmiyor mu?

Hayır.

Tamam.

Yapalım.

-Merhaba. Üzgünüm. -Merhaba.

-Yağmur mu yağıyor? -Hayır, duş aldım.

Sek viski.

-Nasılsın? -Çok iyiyim.

Ortağına geçmiş olsun.

Ortağım mı?

Vurulan.

Doğru.

Hayır, aslında iyi. Birkaç güne çıkıyor.

-Kimin yaptığını buldular mı? -Hayır ama bulacaklar.

İnancım var.

Evet?

Evet, boşanmak mı istiyorsun?

-Ne? -Muhasebecin benimkini aramış.

Sanırım bugünlerde böyle yapılıyor.

-Boşanmak istediğimi mi söyledi? -Evet.

Sanırım bu sene boşanmak vergi konusunda mantıklı olurmuş.

Bu, geçen seneki soruna dayanıyordu.

Roy durumumuzu öğrenmek istiyor.

-Roy mu? Muhasebeci Roy mu? -Evet.

Tamam.

Evet, işte bir aradayız.

Durumumuzu konuşmaya hazırız.

Ne istiyorsun?

Kurt, birbirimizi yılda kaç, 30 gün mü görüyoruz?

İkimiz de çalışıyoruz.

Biliyorum. Ama bu, evlilik etmiyor.

O yüzden boşanmak istiyorsan bana uyar.

Mesele arkadaşın mı?

-Arkadaşım mı? -Evet.

Tully'den bahsediyorsun.

-İsmi bu mu? -Evet.

Tabii. O zaman mesele Tully.

Hayır.

Mesele senin ne istediğin.

Diane...

Geçtiğimiz yıl boyunca...

...gönlünü almaya çalıştım. Şeye...

Denetimli serbestliği olan bir mahkûmdum.

Yorgunum.

Kurt, bununla ilgili iki yıl içinde en fazla şimdi konuştun.

Pek konuşmam.

Biliyorum.

Ama konuşmalısın.

İstediğin şeyin...

...ne olduğunu söylemelisin.

Ve istediğin boşanmaysa anlarım.

-Ve değilse... -Sana söylüyorum.

Hayır, hafta sonunu birlikte geçirmemiz gerektiğini söylüyorsun.

Kulübene gelmem gerektiğini.

-O zaman birlikte yaşayalım. -Ev arkadaşı olarak.

Oda arkadaşı olmak için fazla yaşlıyım.

Yani boşanacaksak boşanalım işte.

Geçen yılın çok fazla kısmını sürüklenerek, olayların başıma gelmesine

izin vererek geçirdim ve artık böyle yapmayacağım.

Tamam.

Seni yarın ararım.

Neden?

Çünkü gerçek bir cevap istiyorsun.

Bay Rose?

Evet. Sebastian Rose.

Merhaba, ben Lucca. Randevunuz var mı?

Hayır. Çat kapı geleyim dedim. Hamilesiniz.

Hayır, sadece şişmanım.

-Şaka mı yapıyorsunuz? -Evet.

Neden çat kapı geldiniz?

Yetenek avcısıyım. DC'nin en iyisi. İstediğinize sorun.

Ve sizin gibiler şu anda tam olarak insanların aradığı şey.

Tanrım. Sizi Colin mi aradı?

Colin partneriniz, müstakbel kongre üyesi mi?

Bakın, taşınmayacağım. Chicago'da kalacağım, o yüzden...

Tamam, durun. Bunları alın.

DC'deki en iyi beş firmadan teklifler.

Ve toplam iki saatlik telefonlardan sonra oldu.

Şu anda en üst düzeydesiniz Bayan Quinn.

Burada size ne kadar veriyorlar bilmiyorum ama...

Bu kadar olamayacağına sol taşağıma bahse girerim.

Sol taşağınıza, öyle mi?

Buyurun, alın.

Teşekkürler.

Colin, kes şunu.

DC'ye taşınmayacağım. Ben...

Lucca, sakin ol. Konuşacak zamanımız var.

-Buraya geldi. -Kim geldi?

Beş DC firmasından teklif verdi.

Lucca, kim geldi? Kimden bahsediyorsun?

Bir yetenek avcısı.

Yetenek avcısı mı? Ben çağırmadım.

-O zaman kim? -Tahmin et.

-Annen mi? - Onunla konuşurum. Evet.

Colin, şu anda bununla uğraşamam.

Biliyorum, konuşurum.

FEDERAL MAHKEME

Neden mi?

Çünkü dünya çok hızlı değişiyor

ve erkekler eski alışkanlıklarını tutamazlar.

Hangi eski alışkanlıklar?

-Sizce hangi eski alışkanlıklar? -Bilmiyorum.

O yüzden ifadenizi alıyorum.

Erkekler davranışları fark edilmeyecek, söylenmeyecek sanıyor.

Kadınların bildiklerini paylaşmaktan çok korktuklarını sanıyorlar.

Ve bu değişti.

Yani blogunuz erkekleri korkutmak için mi?

-Onu demedi. -Kastetmedim de.

Blogumun tepesinde şöyle yazıyor,

"Bu bir suistimaller, suçlamalar ve söylentiler toplamıdır."

"Hepsine şüpheyle yaklaşın."

Ama blogunuzun ismi eylem istediğinizi gösteriyor.

Kaçınılacak Piçler. Kaçınmak bir eylemdir.

Tanrım, beni yakaladınız.

Ses tonu bariz şekilde ironikti.

Bak, bu, erkeklerden nefret eden bir site değil Diane.

-Ben tek kelime etmedim. -Etmen gerekmiyordu.

Bizi dava edenlerin avukatısın.

Yani hepimiz arkandan yürümeliyiz, değil mi?

Çünkü sadece sen tüm kadınlar için en iyisini biliyorsun.

Siz ikinci dalga feministlerden fazlasını biliyorum.

Şimdi sadece iyi anlaşmak istiyorsunuz.

"Erkekleri incitmeyelim, onlar da incitebilir."

Tanrım, beni yakaladın.

Bir sonraki nesle yol açtınız.

Bize. Teşekkürler.

Şimdi dinlenebilirsiniz.

-O kadar komik miyim? -Evet, öylesin.

Sana göre her şey kabile gibi, değil mi?

-Kadınlara karşı erkekler. -Bir şeyler yaptırmanın tek yolu bu.

Bakın bizi nereye getirdiniz. Harvey Weinstein ve Charlie Rose.

Çenelerini kapalı tutmaları öğretilen bir nesil kadın.

Ama benim sitem çenesini kapalı tutmayacak.

Sorununu biliyor musun?

Sabırsızlanıyorum.

İsim saymakla o kadar meşgulsün ki sana ne kadar katıldığımızı göremiyorsun.

Ve siz de feminist geçmişinize o kadar güveniyorsunuz ki

size ihtiyacımız olduğunu göremiyorsunuz.

Bu, genç kadınların savaşı.

Evet. Ron öyledir. Israrcı ve biraz tecrübesiz.

Peki Ron'la ne kadar çıktınız?

Sanırım bir ay. Dört randevu.

Peki ilk randevuda sizinle seks yapmaya çalıştı mı?

Evet. Koltuğun yanında prezervatif vardı.

Şöyle ki bu işte pek iyi değil.

Bence lisede hiç seks yapmamış.

O yüzden bence kadınların zorlamaya cevap verdiğini sanıyor.

Yani Emily'nin Ron'la randevu hikâyesi sizinkiyle paralellik mi gösteriyor?

Evet. Kulağa dil.

Bence pornoda falan gördü. İğrenç.

-Sorunuz var mı? -Sen al.

Yani Ron sizinle ilk randevunuzda yatmaya çalıştı.

-Evet. -Peki yattınız mı?

Ben ona oral seks yaptım, o da bana.

Ama randevu bittiğinde Kaçınılacak Piçler'e girip yazmadınız.

-Hayır. -Neden?

Böyle biten her randevuyu yazsam

geriye erkek kalmazdı.

Ama Emily'yi diğerlerini onun hakkında uyardığı için suçluyor musunuz?

Hayır. Bu onun tercihi.

-Benimki değil sadece. -İyi değil.

Ron'ın alışkanlığı olduğunu gösteriyor.

-Teşekkürler. -Peki Emily?

Onun hakkında ne var?

Hayır, Tom ve Jerry'ye uzlaşmalarını söylemeliyiz.

Yani bir noktada bu, karşı dava davet edecek.

-Ama Emily'nin alışkanlığı var mı? -Evet. Marissa araştırma yaptı.

Bu, bir erkeği sana kötü davranmakla ilk suçlayışın değil, öyle değil mi Emily?

Anlamıyorum.

2017'de Facebook'ta eski erkek arkadaşına

"psikopat" demedin mi?

-Hayır. Lafın gelişiydi. -Yani psikopat değil miydi?

Hayır, sadece bana karşı pek iyi olmadığını söylüyorum.

-Ron gibi mi? -Hayır, farklı.

Erkeklerden ayrılma, sonra da haklarında hikâyeler anlatma alışkanlığın

var gibi duruyor.

-Bunları nereden öğrendiniz? -Saklamaya mı çalışıyorsun?

Hayır, sadece...

Bakın, üzgündüm. Patladım.

Bunun Ron'la ne ilgisi var?

Diğer ilişkilerinden bazıları hakkında konuşalım.

Saçma dedikodu olduğunda anlaştık sanıyordum.

Evet ve ifadelerde zarf atılır.

İnkâr edebilirdi.

İnkâr etti ve önemi yok. O normal.

Onu frijit bir manyağa çeviriyordun.

Hayır, meselenin başka bir yönü olduğunu göstermeye çalışıyordum.

Amy'yle sen hakkında aynı şekilde konuştun.

-Ne? Hayır, konuşmadım. -Evet, konuştun.

Benimle. Amy'nin seninle Carine hakkında paranoya yaptığını söyledin.

-Deli olduğunu. -Tamam.

O zaman ifadem alındığında belki bana karşı kullanabilirler.

Saçmalıktı.

Liz. Tanık, saldırganın siyahi olduğunu söyledi.

Evet ve katılıyoruz.

Şimdi, tanığınızın bakmasını istediğimiz, yendiğimiz biri var.

Anlat Jay.

Bu, Paul Johnson.

Adrian Boseman bir sene önce onu mahkemede yendi.

Tanığınıza göster işte.

Efendim Komiser?

Boseman vurulmasında tanık iletişim bilgileri elimizde var mı?

Var efendim. Onları getirmek, konuşmak üzereydim.

Güzel. Onlara bu fotoğrafı göster.

Onlarla daha konuşmadınız mı?

Bekleyin. Onlarla konuşmadınız mı?

-Tanıklarla. -İşim var.

Görüşmediyseniz doğruyu söylediklerini nereden biliyorsunuz?

Silahı ve susturucuyu bulduk. Şimdi geri çekilin beyefendi.

Evet ama sadece bunu mu yaptınız?

Bakın, olay yerindeki bir memur tanıklarla konuştu.

-Görüşme notları bende. -Hangi memur?

-Bırakın işimizi yapalım. -Hangi polis?

O.

Whitehead.

Jay. Neler oluyor?

-Kimin yaptığını biliyor musun? -Evet.

-İyi. Nasıl hissediyorsun? -İyi.

Hiç konuşur mu?

Senede bir.

-Seninle hiç karşılaşacak mıyım? -Benimle mi?

Bir noktada. Ama önce...

Çok iyi.

-Üzgünüm. -Açmalısın.

Avukatsın, değil mi?

Liz. Ne oldu?

Adrian'ı Whitehead vurmuş.

-Ne? -Memur Whitehead.

-Şimdi tutukluyorlar. -Tanrım.

Evet. Siyahi bir adamın olay yerinden ayrıldığını gören tanıklarla

konuştuğunu söyleyen polis oymuş.

Ama polis tanıklarla konuşmaya çalıştı

-ve bulamadılar. -Silah?

O yerleştirmiş.

Sanırım avukatlara saldırıları gördü ve katılmak istedi.

Hastaneye gideceğim, sonra konuşuruz.

Tamam.

Tanrım.

KAÇINILACAK PİÇLER GERİ ÇEKİL

Burada Franz Mendelssohn var.

"Yüz yüze ve sanal olarak uygunsuz iletişim, iş yerinde taciz."

Evet. Onun için çalışmış olan birini tanıyorum. Tam bir pislikmiş.

Bunların hiçbirinin bağlamı yok. Ortaya atılıvermişler.

Ve istersen çürütebilirsin.

Hukuk firmasındasın ama adil yargılanma hakkı umurunda değil mi?

Kimse ona dava açmıyor.

Mesele Roy Moore'ken adil yargılanma hakkı umurunda değildi.

-Aynen. -Tanrım.

Cidden bunu

çocuk istismarcısıyla mı karşılaştırıyorsunuz?

Kesinlikle. Bu adamların bazıları tecavüzcü.

Bakmadığınız bir şey var.

Bu erkeklerin birçoğu siyahi.

Tanrım. Irk meselesine çevirme.

-Doğru. -Cadı avı gibi, her seferinde...

Haklarımız olmamalı...

Dünyadaki Roy Moorelarla birlikteyiz.

Merhaba?

-Merhaba. Lucca Quinn? -Evet.

Ben Rod Habercore.

Barack ve Michelle Obama'yla çalışıyorum.

Evet, kim olduğunuzu biliyorum. Carl Reddick'in cenazesinde görmüştüm.

İyi hafıza. Davetsiz geldiğim için üzgünüm ama yetişmem gereken bir uçağım var.

Sadece bir soru sormak istemiştim.

Evet, tabii ki. Size şey ikram edebilir miyim...

...su ya da...

İncirli bisküvi var.

Hayır, teşekkürler. Kaç aylık?

Dokuz. 30... Sekiz.

İçeride.

Ocakta DC'ye geleceğinizi biliyorum

ve ofislerimizde danışman olarak çalışmayı düşüneceğinizi umuyordum.

Mutluysan ve bunu biliyorsan Ellerini çırp

Mutluysan ve bunu biliyorsan Ellerini çırp

İlginç bir zil sesi.

Hayır, oyuncak.

-Birden olmuş gibi göründüyse üzgünüm. -Hayır.

Sadece şu anda neler olduğuyla ilgili

anlamadığım çok şey var.

Kulübe katılın.

Bir düşünün. Bir iyi avukat daha işimize yarayabilir.

Ve size çok talep olduğunu biliyorum.

-Tanıştığıma memnun oldum. -Bay Habercore?

Sizi bana Colin Morrello mu gönderdi?

Beni o mu gönderdi? Hayır.

Sadece peşinizde çok kişi olduğunu biliyorum ve...

En iyilerin kaçmasına izin veremeyiz.

-Beni arayın. -Evet.

-Tamam. -Tamam.

-Teklifi kabul edecekler. -Bilmiyorum.

Bence Emily meyilli ama Gretchen daha fazla dava olacağından endişeli.

O zaman bu ikisi hakkında ne düşünüyoruz?

Tom toplu davayı bırakmak istiyor.

Ve Jerry istemiyor.

Bunun peşinden gitmelerinin tuhaf olduğunu düşünüyor muyuz?

Yani içinde para olmadığından mı?

Evet. Yani Gretchen zengin değil.

Sizce Gawker durumu mu? İflas ettirmeye mi çalışıyorlar?

Evet. Ama Peter Thiel kim? Yani kim finanse ediyor?

Savaşmaya devam etmek istiyoruz.

Alma, biliyorsun ki mesele artık müvekkillerimiz değil.

Mesele daha büyük çıkarlar.

-Dava yatırımcılarınız mı? -Evet.

Gelecekteki toplu davaları bıraksalar

ve karşılığında Kaçınılacak Piçler'in kapatılmasını isteseler

müvekkilleriniz buna açık olur muydu?

-Onlarla konuşmalısınız. -Bu iş çok hızlı çirkinleşebilir.

Yatırımcılarınız kabul eder mi?

Onlarla konuşuruz.

Başlıyoruz.

Diane Lockhart lütfen.

Kurt McVeigh geldi.

Geri gönderebilir misin?

Sanırım kendini hiç hain olarak düşünmedin.

Bu bir soru mu?

Sence?

Hayır, kendimi hiç hain olarak düşünmedim.

Kaçınılacak Piçler'i kapatıyorum, o yüzden çok teşekkürler.

-Rica ederim. -Bunun neden olduğunu biliyor musun?

Çünkü dava yatırımcılarınızdan birini listemize ekliyorduk.

Jerry Warshofsky.

Kaçınılacak piç.

Ve kirli işini yaptınız. Bizi kapattınız.

-Sorunun ne biliyor musun? -Sorunum yok.

Kadınlar sadece bir şey değildir.

Ve ne olduğumuza sen karar veremezsin.

Bir dahaki sefere avukat tut ve listeni düzgün yap.

Sonra gelmemi ister misin?

Şaka mı yapıyorsun?

-Bu yönünü görmeyi seviyorum. -Bu yönümü göstermeyi seviyorum.

Evet, neredeyiz Kurt?

Gerçek cevabımla geldim.

Hoşuma gidecek mi?

Belki.

Evli olmayı denemedik.

Kariyer ve evliliği dengelemeyi denedik ve yapamıyoruz.

Ama bunun sebebi sadece...

Chicago'da FBI'da işe giriyorum. Seyahat etmeyeceğim anlamına geliyor.

Burada kalacağım anlamına geliyor.

Daireni satmanı, birlikte

daha büyük bir yer bakmamızı ve kalıcı olarak oraya taşınmamızı istiyorum.

Bunu yarı zamanlı olarak yapabilecekmiş gibi yapmayı kesmemizi.

Ve ölene kadar birlikte yaşamamızı.

Teklifim bu. Ne diyorsun?

Sana bir soru sormalıyım.

Ne?

Trump'a oy verdin mi?

Hayır.

-Ted Cruz'un adaylığına oy verdim. -Ne...

Tamam.

-Dikkatli ol. -Evet.

-Hallediyorsun. -Tamam.

Hallediyor musun?

Neden hep ne yapacağımı söylüyorsun?

Çünkü benim.

Tabii ne yapacağını söyleyeceğim.

Başka kim söyleyecek?

Kimseye söyleme.

Teşekkürler.

Duygulanmayı sevmem.

Ve duygulandım.

Hastanede aileyi düşünecek çok zamanım oldu.

Biz aileyiz.

Burada birbirimizle ilgileniyoruz.

Birbirimizi koruyoruz.

Ve birimiz ağrı hissettiğinde...

...hepimiz hissediyoruz.

Teşekkürler.

Ve... Dönmek güzel.

-Gidip işinize dönün! -Evet.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.