All language subtitles for The.Good.Fight.S02E10.1080p.AMZN.WEB-DL.DDP5.1.H.264-BTN_track17_[tur]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified) Download
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English Download
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Ne yapmamı istiyorsunuz? Her şeyi aynı anda yapamam.

Solomon Waltzer. Diane Lockhart ve Adrian Boseman'la

-görüşmeye geldim. -Bir dakikaya gelirler.

Sadece iki elim var. Ne istiyorsunuz?

-Lucca Quinn'e balon getirdim. -Oraya bırakın.

Bay Waltzer.

Lemond Bishop.

Birkaç yıl önce bir davamda yardımcı olmuştunuz.

Evet. Bay Bishop.

Nasılsın?

İşler kötü değil.

Normale dönüyorlar.

Golfe başladım.

Keşke ben de yapabilsem. Dizler.

Tanrı golf arabalarını bunun için yaratmış.

Beni duyabiliyor musun? Alo?

Ian? Hayır, şimdi asansörden indim.

-Sadece... -Oğlunuz var, değil mi?

-Nasıl? -Evet. Sorduğunuz için teşekkürler.

Üzgünüm. Hayır, ben... Hayır, sadece diyordum ki

Malcolm'ın ihtiyacı sadece biraz daha...

Ne oluyor?

Hayır, üzgünüm. İş yerindeki bir şey.

Seni sonra arayayım.

-Neler oluyor? -Evlilik sözleşmesi hazırlıyorlar.

Ciddi misin? Colin Sweeney'yle mi? Eşlerinden ikisini öldürdü.

Birini ve suçsuz bulundu.

Buraya neler oluyor?

-Kes sesini. -Hayır, sen kes sesini.

-Çıldırmışsın. -Kim kime daha fazla tehdit oluşturuyor?

Ben değil. Sana hiç vurdum mu?

-Hep vuruyorsun. -Hayır, şaplak atıyorum.

Arada büyük bir fark var ve hoşuna gidiyor.

-Kendini övme. -Tamam.

-Ortalığı sakinleştirelim. -Sakinleştirmesini müvekkiline söyle.

Şunu söylemeye hazırım, "Evlilik sözleşmeni sikeyim."

Büyük meselelerin hepsinde anlaştık.

-Mal paylaşımı, bu... -Onu kabul etmedim.

Sen... Karşımda ne var görüyor musun?

-Delirmiş. Beni öldürecek. -Şanslıysan.

Tanrım! Ve uyuşturucu gibi.

-Avukat tuttum. -Ne?

Evet, bu ve diğer dava için, Yabancı Ülkeler saçmalığı.

Yabancı Ülkelerde Yolsuzluk Uygulamaları.

Naftali, bu çok karmaşık bir dava.

-Cidden bize bırakmalısın. -Hayır, yeni avukatıma.

Şimdi ofisinde görüşmemizi istiyor.

Solomon geldi.

Bir tane daha getirdim.

Haydi ama.

Komik değil. Bunu kim yapıyor?

-Marissa mı? -Hayır, sanmıyorum.

Ortaklar mı?

Çünkü bebek partisi istemediğimi söyledim.

Bak, bunda not var.

Ver.

"Bebek partisi olmayan şeyini tebrik ederim."

"Bebek partisi olmayan şeyin" mi? Kim böyle yazar?

Telefonumu uzatır mısın?

Lucca, beni çağırdılar.

Bekle, ne?

Bana balon gönderdin mi?

Bilmiyorum. Balonun oldu mu?

Colin, 84 balonum oldu.

-Ne? -Ofisimde 84 balon var.

Tanrım, birisi abartıyor.

-Ve onu 96 yapalım. -Lucca, sana bir balon seti gönderdim.

O kadar. Kalanını kim gönderdi bilmiyorum.

Hepsi senden...

Bak, "Balon Buketi Ekspresi"ni arayabilir misin?

Ve durmalarını söyler misin? Sanırım bir karışıklık oldu.

Colin, senin için hazırız.

Lucca, seni sonra aramalıyım.

Demokrat aday olup olmadığımı söyleyecekler.

-Şu anda mı? -Evet. Seni sonra ararım.

İşte toplandık.

Havadan sudan konuşmalar geçti

ve birbirimize karşı kapanmamış davamız yok,

o yüzden... Senin için ne yapabiliriz Sol?

Chicago Polisi davasında başarılıydınız.

Teşekkürler Sol.

-Pes etmediniz. -Genç ve kavgacıyız.

Evet, öylesiniz.

Bir birleşme önermek istiyorum.

-Firmalarımızın birleşmesini mi? -Evet.

Chicago'daki beyaz elit hukuk firmalarının en beyazısınız.

-Sizinle birleşmeyi neden isteyelim? -Güvenlik ve miras için.

Washington ve Londra'da ofislerimiz var.

Müvekkil seçkiniz olur, kıdemli ortakların tüm imtiyazlarına sahip olursunuz.

-Peki neden biz? -Beni yendiniz.

Yenilmeye alışkın değilim.

Hayır.

Afrikalı Amerikalı avukat ve müvekkilinin

olmamasıyla ilgili hakkında Sun-Times'ta yazı yazıldı.

Sanırım sana "ikiyüzlü" dediler.

Çeşitlilik alıyorsun Sol.

Evet.

Ve buna ödeme yapmaya hazırım.

Sana katılırsak nasıl azınlık avukatları olmayacağız?

Sözleşme dili.

Bunun olmasını istemiyorum.

İkiyüzlü davrandığımı düşünüyorsunuz.

Öyle davranmıyorum. Sizin istediğiniz şeyi istiyorum.

Amerika'nın yapısını yansıtan bir firma.

Ve bunun için ödeme yapmam gerekecekse...

...isterim.

...zaten yutacak.

-Hayır. Diane dedi ki... -Bekleyin!

Üzgünüm. Teker teker. Ben başlayayım.

"Teker teker. Ben başlayayım."

Cidden mi? Bu ne tür bir liderlik?

Toplantıdaydım. Sen yoktun bile Julius.

Bu kimin hatasıydı? Uygundum.

Teklifimi sunabilir miyim lütfen?

Solomon Orta Batı'daki en büyük hukuk firmasının başında.

Hepimize hisse ortaklığı teklif ediyor.

Hiçe sayılmayacağımızı garanti edecek.

Pekâlâ, bunu nasıl garanti ediyor?

İlk ve ikinci yılın sonunda

-gönüllü ayrılıklarımız olacak. -Evet ama avukatlarımızın sahibi değiliz.

-Müvekkillerimizin sahibi değiliz. -Evet, müvekkillerimizden konuşalım.

Kastettiğim şu, bağımsız olmaya karar versek bile,

o kararı versek bile müvekkillerimiz bizi takip etmeyebilir.

Evet, Lemond Bishop gibi müvekkiller.

Chicago'nun en büyük

-uyuşturucu kaçakçısı. -Ne?

Bugün işe, komiser eşimle telefonda konuşarak geliyordum

ve resepsiyonda ne görüyorum? Lemond Bishop.

Unutmayalım, kişisel avukatı Charles Lester...

...ailemi, anaokulundaki oğlumu tehdit etmekten sorumlu.

Lemond Bishop bir yıldır müvekkilimiz.

-Bunu neden bilmiyordum? -İlan etmiyoruz.

Ve daha büyük davalarda kişisel avukatına eşlik ediyoruz sadece.

Tamam, sonra konferans odasında Colin Sweeney'yi görüyorum.

Kaç, iki eşini mi öldürmüştü?

-Bir ve suçsuz bulundu. -Liz.

-Konu bu değil Liz. -Hayır.

Kimliğimizi Solomon Waltzer'a kaybetmeyi tartışıyorduk.

Kimliğimiz ne? Neye dönüşüyoruz?

-Savunma avukatlarına. -Saçmalık.

Savunma avukatları bile çizgi çeker.

-Çizgiyi niye müvekkillerime çekiyoruz? -Tamam.

Peki ya çifte cinayet, sendika patronu?

Dur, hayır. Bir çifte cinayet...

Hanımlar, şeye girmeyelim...

Durun! Bekleyin!

-...uyuşturucu kaçakçıları! - Tamam!

Bir evlilik sözleşmesi pazarlığına çok geç kaldım.

Söyleyeceğim şu.

18.00'de burada tekrar buluşalım ve bunu tartışalım.

Colin Sweeney'yle olan evlilik sözleşmen mi?

Adam müvekkilimiz Liz.

Ondan gerekirse kurtulmayı sonra konuşabiliriz.

İki saate dönerim.

Efendim? Evet. Yoldayım Bay Sweeney.

-Bir sorunumuz mu var? -Öyle düşünmüyordum.

Geç kaldın, bu şeytanlayım.

-Ben şeytan değilim. -Şimdi avukatı olan bir şeytan.

Sizi uyardım Bay Sweeney.

Kendi avukatını tutması çok sürmeyecekti.

Tanrım, başladığımız yere döndük.

Hayır.

Çok fazla anlaşma dili belirledik Bay Sweeney.

Evet, parçalayabilirler ama yapmayacaklar.

Ne yapmayacaklar? Adrian, buna devam etmeliyim.

Yakın zamanda mavi bir hap yuttum, o yüzden saat işliyor, değil mi?

Vuruldum Bay Sweeney.

-911'i arayın. -911'i mi?

-Lütfen, o saçmalığa inanma. -Ciddiyim.

-Yedi saatlik ereksiyon yaşadım. -Ciddiyim.

Ben de. Evlilik sözleşmesi imzalamak benim için hep bir afrodizyak olmuştur.

-Tanrım... 911'i ara. Vuruldum. -Ne?

Vuruldum. Ara... Hemen ambulansa ihtiyacım var.

-Neden bahsediyorsunuz? -Vuruldum.

-Tanrım! -Sadece...

-Evet, lütfen. -Pekâlâ.

Alo? Evet. Bir vurulma oldu. Reddick, Boseman, Lockhart'ta.

Ambulansa ihtiyacım var. Acil bir durum var. Biri vuruldu.

Bay Boseman. Kadın olduğum için mi?

-Marissa. -Jay'in yerine geçmesi için

erkeklerle mülakat yapıyorsunuz.

Ben buradayım. Soruşturmacı olarak iyi iş çıkardığımı sanıyordum.

-Marissa... -Hayır, sadece

neden tek soruşturmacı olma şansının bana verilmediğini bilmek istiyorum.

Vuruldum.

-911'i ara! -Aradım. Ne olduğunu soruyorlar.

Göğse kurşun. Hemen sağlık ekibine ihtiyacımız var.

Ölüm kalım meselesi.

Göğsünde tut Adrian.

-Nişancı nerede? Katta mı? -Asansörde.

Haydi.

-Tanrım. Daha fazla olmasın. Buradan. -Koridorun sonuna git,

Diane ve Liz'i getir.

-Boseman'ın vurulduğunu söyle. -İlk günüm.

Koridorun sonundaki ortaklar.

-Boseman'ın vurulduğunu söyle, hemen. -Tamam.

Güvenlik, vurulma vakası oldu. Bir dakika önce asansördeymiş.

O yüzden inen herkesi durdurun. Tutun.

Hayır, tatbikat değil. Yapın şunu! Adrian Boseman vuruldu!

-Asansördeymiş. -Adrian!

-Sağlık ekibi geliyor mu? -Evet.

Hayır, asansörü kapatmayın. Sağlık ekibi geliyor.

Ben tutarım.

-Güvenliğe karşılamasını söyle. -Vuruldum.

-Hayır, konuşma. -İyi olacaksın.

-Daha iyi olabilirim. -Harikasın.

Bana bak. Adrian, bana bak.

Gözlerimin içine bak. Buradayım, tamam mı?

-Onunla gideceğim. -Ambulansta olmaz.

Hayır, eşiyim.

-Yine de uymalısınız hanımefendi. -Adrian, hastanede görüşürüz.

-Kurban nerede? -Hastanede

ya da hastane yolunda. Emin değilim.

-Vurulmaya şahit oldunuz mu? -Evet. Yani hayır.

Buradaydım ama görmedim. Çok telefon vardı.

-Liz Lawrence'la konuşmak istiyorum. -Reddick mi? O da hastaneye gitti.

Merhaba, ben Marissa Gold, buradaki soruşturmacıyım.

Adrian Boseman göğsünden vuruldu. Ayrıldığında bilinci açıktı

ve asansörde bir saldırgan olduğunu söyledi.

-Tanım? -Onda yoktu.

Güvenliği asansörden inen herkesi durdurması için aradım.

Bu kat boşaltılmalı, asansörler kilitlenmeli.

Arlo, alt katta güvenlikle konuş, kamera kaydı var mı bak.

Evet efendim.

Çünkü kano severim. Kayak.

Kayık seni ahmak.

Tamam, kayık. Çok daha iyi. Sözleşmeye koy.

"Bana ahmak deme." Sözleşmede istiyorum.

Hayır, istediğin beni öldürmek. Kayığa binip öldürmek.

Tamam.

Bay Boseman, hukuk firmasındayım ve burada işler epey kızışıyor.

Yarına almamı ister misiniz?

-Nerede? -Beni arar mısınız lütfen?

Neden bu kâbusla karşı karşıyayım?

İki saatlik bir ameliyat düşünüyor.

-Ne kadar kötü? -Bilmiyorum.

Çöken akciğer ama yakında fazlasını öğreneceğiz.

-Yine buradayız. -"Yine" derken ne kastediyorsun?

-Kimyasal tehlike ve bu. -Kimyasal tehlike gerçek değildi.

Müvekkil listenize ihtiyacım var.

Bakın, soruşturuyoruz ama nişancı asansördeymiş.

Olay yerinde yüzlerce insan hareket ediyordu

ve daha fazlası binip aşağı ve yukarı gidiyordu.

-Güvenlik kameraları? -Asansörde yok.

Ve lobi kamerası alışılmadık birini çekmemiş.

Ama tekrar söylüyorum, kimi aradığımızı bilmiyoruz.

-Bilseydik... -Avukat müvekkil gizliliği.

Avukat müvekkil gizliliği intihar anlaşması değildir.

Bakın, Adrian'ı vuran kişi onu öldürmek istedi.

Ve Adrian hayatta, yani mesele bitmedi.

Tamam. Biz bir konuşalım.

İstediğim tek şey bu.

Dinle, bunu yapamayız.

Nişancının müvekkillerimizden olup olmadığını bilmiyoruz.

Adrian televizyona çıktı.

-Onu gören herhangi biri olabilir. -Onlara başlayacak bir yer lazım Diane.

Ve o liste olmadan samanlıkta iğne aramak gibi.

Polise listemizi vermemiz resmen yasak.

Evet. Resmen.

Hayır.

-İşte. -Teşekkürler.

-Pekâlâ. -Teşekkürler.

Colin, adamımız sensin.

-Gurur duydum Frank. Pekâlâ. -Sadece garanti gözüyle bakma.

Demokratlar Birinci Bölge'de hep kazanmış olsa bile garip bir devirdeyiz.

-Çıkıp hadlerini bildireceğim. -Harika. Bu yüzden seni seçtik.

Pekâlâ. Teşekkürler.

-Kız arkadaşın Lucca. -Evet.

Hukuk firması Reddick, Boseman'da çalışıyor, değil mi?

Evet. Neden?

Sinirini bozmak istemem ama bir mesaj geldi.

Orada bir vurulma olmuş.

-Affedersin, ne? -Bir vurulma.

Başka kattaki bir arkadaşım

sağlık ekibinin birini götürdüğünü söylüyor.

Kimi?

-Söylemedi. -Onu aramalısın.

Evet, ben...

Evet, affedersin.

Eminim her şey yolundadır.

Haydi ama. Merhaba, pekâlâ.

Aramanız otomatik sesli mesaj sistemine yönlendirildi.

Lucca Quinn uygun değil.

Lütfen bip sesinden sonra mesajınızı bırakınız.

Merhaba Lucca.

Bıraktığınızda kapatabilir veya başka seçenekler için

-bire basabilirsiniz. -Teşekkürler.

-Lucca, duydum ki... -Sayısal bir sayfa göndermek için...

-üçe ve sterlin simgesine basın. -Sayfa mı? Haydi ama.

Faks çekmek için dörde ve sterlin simgesine basın.

-Geri aranacak numara bırakmak için... -Merhaba. Sağ olun millet.

Ya da mesajınızı bırakmak için hatta kalın.

Mesajınız bittiğinde...

Merhaba.

Reddick, Boseman, Lockhart ve Ortakları'na ulaştınız.

Lütfen bip sesinden sonra mesajınızı bırakın.

-Sayısal sayfa bırakmak için üçe basın. -Tanrım.

Faks çekmek için dörde basın.

ŞEHİR FİRMASINDA VURULMA BİRDEN FAZLA YARALANMA

REDDICK BOSEMAN'DA VURULMA KURBAN HASTANEYE GÖTÜRÜLDÜ

BELİZE'YE BEDAVA SEYAHAT BURAYA TIKLA

Koşuşturma sizi yıktı mı?

Pırıl pırıl plajların ve serin esintilerin hayalini mi kuruyorsunuz?

ALTI SANİYEYE REKLAMI GEÇ

-Harekete geçerseniz... -Haydi.

Hayatta bir kere gelecek bir teklifimiz var...

Haydi!

...Belize'ye bedava seyahat. Tek yapmanız gereken...

REKLAMI GEÇ

Koşuşturma sizi yıktı mı?

-Pırıl pırıl plajların... -Haydi!

-Lucca! -Uyanığım.

Yine mi balon?

-İyisin. -Evet, kestirmeye çalışıyorum sadece.

Neden?

-Olanları bilmiyor musun? -Ne demek istiyorsun?

Merhaba Bayan Reddick.

-Son müvekkil listemiz lazım. -Tabii.

-Bunun için Julius'ı arayayım mı? -Hayır.

Erişimin var mı?

Olmalı, bilgisayarımda.

-Bana e-postayla gönderir misin? -Evet, hemen.

Ne?

HASTA EŞYALARI

YANIT: MÜVEKKİL LİSTESİ MEVCUT MÜVEKKİL LİSTEMİZ

-Resmî değil. -Evet.

-Karı koca. -Evet.

Dünya kafayı yedi.

Aklının yerinde olduğu zamanı hatırlamıyorum.

Kızım aynı şeyi söylüyor.

Gazeteci. USA Today.

Muhabirlere bağırılmadığı, üstlerine tükürülmediği,

hedef alınmadıkları zamanı hatırlamıyor.

Ve bu iki yıl sonrası. Bundan iki yıl sonra nasıl görünecek?

İyimserlik simgesisin.

İnsan normali hatırlamalı, yoksa her yeni zorbalık

yutulur ve kabul edilir.

Ben tıp okudum.

Wilder'ın ilk değer yasası.

Uyarıcıyı yorumlamak için vücudun uyarıcı olmadan

nasıl davrandığını bilmen gerekir.

Bir şey yapamıyorsan yorumlama ne işe yarar?

Bakacak bir şeyin yoksa görmek neye yarar?

Sanırım teklifini konuşmak için zamana ihtiyacımız olacak Sol.

Onu merak etme. O yüzden gelmedim.

Adrian'ı severim. İyi olduğuna emin olmak istiyorum.

Affedersin.

-Alo? -Diane.

Beş beklenmeyen ziyaretçiyleyim.

-Bay Lester? -Evet.

Ve Lemond Bishop'ın evinden arıyorum.

Chicago Polisinden beş temsilci

buraya zorla girdi ve onu sorgulamakta ısrar ediyor.

-Ne hakkında? -Ofisinizdeki bir vurulma hakkında.

Bay Bishop'ın tırnak içinde şüpheli kişi olma özelliğini

taşıdığında ısrar ediyorlar.

-Telefona verin. -Bay Bishop'ın avukatı.

Daveti reddediyorlar.

Bak, kimin müvekkil olup olmadığının gizli bilgi

olduğunu sanıyordum. Bu inancımda yanılıyor muyum?

Hayır ve müvekkil olduğunu nereden öğrendiklerini bilmiyorum ama yoldayım.

Lütfen ben varana kadar Lemond'a bir şey dememesini söyle.

İnan ya da inanma, bunu biliyordum.

Hayır ama Lemond Bishop konusunda yardımın gerekiyor.

Polis onu sorguluyor.

Bekle Diane, takip etmeye çalışıyorum.

-Adrian nerede? -Hâlâ ameliyatta.

Ama polis şimdiden Bishop'ı onun vurulması konusunda sorguluyor.

Tanrım. Bishop...

Hayır. Yani bilmiyorum ama mantıklı olmazdı.

Dinle, eksiğiz ve Bishop için iyi bir gösteri yapmalıyız.

Evet, anladım. Geliyorum.

Bekle. Nereye gidiyorsun?

Bir müvekkilin evine. İyiyim.

Lemond Bishop'ın evine gidiyorsun, duydum.

Colin, ben iyiyim. Aceleyle buraya gelmen hoş ama iyiyim.

Lucca, o Chicago'nun en büyük katili.

Hayır, değil. Hapisten çıktı. Suçu bıraktı.

Tanrım, delirdin mi?

Nasıl müvekkillerin konusunda bu kadar saf, başka her şeyde

-bu kadar alaycı olabiliyorsun? -Gitmeliyim.

Hayır. Lucca.

Patronunu vuran kişi hâlâ dışarıda.

-Bishop olabilir. -Bishop değil.

Yaptığı şey bu değil.

Evet, yerine öldürmeleri için başkalarını tutuyor.

Colin, işimi yapmalıyım. Senin, işini yapmak zorunda olduğun gibi.

Tamam, pekâlâ. O zaman seninle geliyorum.

Hayır, gelmiyorsun.

Ben malın değilim. Eşim değilsin.

O zaman neyinim Lucca?

Bilmiyorum.

Cidden bilmiyorum.

Adrian'ın tüm davalarını ve toplantılarını cumaya ertelemeni istiyorum.

Doktorlar o kadar iyimser mi?

Hayır ama cuma halledeceğiz. İyimser görünmeliyiz.

-Dinle, aramam bekliyor. -Tamam. İrtibatı koparma.

-Alo? -Tanrım. Diane.

-Kimseye ulaşamıyorum. Doğru mu? -Evet ama seni sonra aramalıyım.

Hayır, ben... Sweeney evlilik sözleşmesindeyim.

-Devam etmek istiyorlar. -Pekâlâ.

Cuma irtibata geçeceğimizi söyle.

Hey, Sweeney zamanı.

Diane, Sweeney yalnız yapmak istiyor.

Maia, bunu halletmelisin. Bir saate ararım.

Adrian Boseman hastanede. Bir vurulma vakası olmuş.

Tamam, numara. Avukat numarası.

Neden önemli bilmiyorum.

Bu sözleşmeyi hemen imzalayabilirsiniz Bay Sweeney.

Evet, küçük bir kız olmak istemiyorsan.

-Tanrım, bana bunu söylediğinde... -Hayır beyefendi, imzalamıyoruz.

Neden? Avukat değilsin. Kahve getiren kızsın.

Bay Sweeney'nin avukatıyım ve kayık istisnasına itiraz ediyoruz.

Neden? Küçük bir mesele.

Sweeney kayık kazasında ölürse

Bay Sweeney'nin tüm serveti Bayan Amado'ya mı gidecek?

-Ciddi misiniz? -Onu öldürmeyeceğim.

Kaç kere söylemem gerek?

Bana niye böyle davranılıyor bilmiyorum.

Hemen halledilecek.

Bayan Lockhart.

Komiser.

Bay Bishop, adınız Downstate Nakliye'de görevli olarak geçiyor.

-Bu şirketin bağlantısı... -Hayır.

Bay Bishop'ın evine giriş hakkını süren bir soruşturmaya dayanarak aldınız.

-Size böyle mi dediler Bay Lester? -Doğru.

Pekâlâ, Bay Bishop'a soru sormanıza sadece bu soruşturmayla

doğrudan ilgiliyse izin vereceğim.

Bugün 11.00'de neredeydiniz Bay Bishop?

Reddick, Boseman ve Lockhart'ta.

Adrian Boseman'ın vurulduğu hukuk firması mı?

Evet. Bay Boseman'la toplantım vardı, sonra çıktım.

Yani vurulmadan 40 dakika önce mi firmadaydınız?

Buradaki teoriyi anlamıyorum. Sizce oraya

-keşif yapmaya mı gitti? -Toplantı ne hakkındaydı?

Hayır, avukat müvekkil gizliliğinden dolayı Bay Bishop'tan

bu soruyu cevaplamamasını istiyoruz.

-Evde ateşli silah var mı? -Bay Bishop'tan bu soruyu

cevaplamamasını istiyoruz. Soruşturmanızla alakasız.

Sizce evdeki ateşli silahlar alakasız mı?

Bence aradığınız alakalı soru

Bay Bishop'ın Adrian Boseman'ı vurmak için ateşli silah kullanıp kullanmadığı.

Peki ya narkotikler?

Bay Bishop'tan bu soruyu cevaplamamasını istiyoruz.

Bayan Lockhart, ortağınızı kimin vurduğunu bulmaya çalışıyoruz.

Hayır, bu soruşturmayı Bay Bishop'ı tedirgin etmek için kullanıyorsunuz

çünkü elinizden kaçmıştı.

Meşru sorularınız varsa sorun. Yoksa zamanımızı harcamayı kesin.

Bunu çöz Diane.

Sana döndüm çünkü birlikte iyi çalışmıştık.

Ama böyle olmaz.

-Müvekkil olduğumu nereden biliyorlardı? -Bilmiyorum.

Ama bunu çözeceğiz.

Boseman'la hiçbir ilgim yoktu.

Ve durum beni hedef hâline getiriyor.

Hedefi kaldıracağız.

Kaç aylık?

Sekiz beyefendi.

Çok hızlı büyüyorlar.

Her anı değerlendir.

Bu Komiser Lawrence ortaklarınızdan biriyle evli, değil mi?

Liz Reddick'in müvekkilliğinizle hiçbir ilgisi yok, benim var.

Evet, ayırıcı duvarlar, biliyorum.

Tecrübeme göre ayırıcı duvarlar geçirgendir.

Affedersiniz.

Maia, üzgünüm. Şimdi iyi bir zaman değil.

Sweeney'ye polisten telefon geldi.

Onu sorgulamak istiyorlar.

Siktir.

-Sweeney'nin nereye gitmesi lazım? -Bir saat içinde Birinci Bölge'ye.

Hayır, Komiser Lawrence'a bunu ofislerimizde yapacağımızı söyle.

Komiser Lawrence olduğunu nereden bildin?

Kaba tahmin.

Polis sadece kendi planını kovalıyor.

Dipersia'yı aramalıyım.

Olanları bilse geri dönerdi.

Evet, dönerdi.

Son firmanızdan neden ayrıldınız?

Çok uzun süre oradaydım. Bayatlıyor.

Çeşitlilik arıyoruz

ve hemen başlayacak birine ihtiyacımız var.

Açmanız gerekiyor mu?

Açsam sorun olur mu? Doğum yapmak üzere olan bir arkadaşım.

Tanrım, hayır. Cevaplayın.

-Lucca, iyi misin? -Sorun ben değilim.

Boseman. Vuruldu.

-Ne? -Harbour'da ameliyatta.

-İyileşeceğini düşünüyorlar ama... -Tanrım, ne oldu?

Biri firmaya gelmiş, kim olduğunu bilmiyoruz.

-Ve polis yardımcı olmuyor. -Geliyorum.

Dur, fazlasını öğrenmek istemiyor musun?

Geliyorum.

Teklifiniz için teşekkürler ama gitmeliyim.

Liz. Beni duyuyor musun?

Liz, yük asansöründen çıktım. Durumu ne, nasıl?

Ameliyattan çıktı.

Ama iyileşmesinin uzun süreceğini düşünüyorlar.

-Zor duyuyorum. Neredesin? -22'nci katta.

Polis 23'üncü katı kapatmış.

Dinle, eşinin Lemond Bishop'ı sorgulamasından dönüyorum.

Ve yaklaşık 20 dakikaya

Colin Sweeney'yi sorgulamasını denetleyeceğim.

Mantıklı geliyor.

Şiddete en eğilimli müvekkillerimiz.

Liz, ikisinin de Adrian'ı vurmak için hiçbir sebebi yoktu.

-Bunu bilmiyoruz. -Hayır, biliyoruz.

Eşine müvekkil listemizi mi verdin?

Diane, ortağımız vuruldu. Göğsünde kurşun var.

Ve onu güvende tutmak için her şeyi yapacağım.

Anlıyorum ama eşin bizim için çalışmıyor.

Eşime işini nasıl yapacağını söylemem.

Evet, iyiliğe karşılık verse iyi olurdu.

-Hey, dönmüşsün. -Onu gördün mü?

Evet, içeride.

Soruşturmacımız.

-Ameliyattan çıkalı ne kadar oldu? -İki saat.

-Polis onu sorguladı mı? -Evet ama hiçbir şey alamadılar.

Son iki yılın müvekkilleri ve medeni hukuk davalarında

-yendiğimiz kişiler listeleri gerekli. -Dosyalarını çektim bile.

Adrian, beni duyuyor musun?

Adrian, ben Jay. Beni duyuyor musun?

Beni duyuyorsan kafanı salla.

Güzel.

Nişancıyı gördün mü?

Tanıdın mı? Tanımadın mı?

Siyahi miydi?

Güzel. Beyaz mıydı?

Tamam.

Ne dedi?

Tam olarak görmemiş ama beyazmış.

Yüzünün büyük kısmı kırmızı bir şalla örtülüymüş. Tüm gördüğü buymuş.

Lobi güvenlik kamerasına bakmalıyız.

Evet. Oraya gidiyoruz.

Bir şey var mı?

Sorun şu ki lobideki güvenlik kameraları

değişken odaklı lens kullanıyor.

Zum yapıp uzaklaştıklarında piksel kaybediyorlar.

Birçok Chicago Polisi monitörü otomatik netlemeye ayarlı.

O yüzden değişken odaklı bir kamera otomatik netleyen monitöre bağlandığında

-bu durum görüntüyü bozuyor. -Uyuyakaldım.

O yüzden polislerin göremediği şeyleri görebiliyoruz.

-Dur, kırmızı şal mı? -Öyle görünüyor.

Aşağı bir katta inip merdivenlerden inmiş olmalı.

Şapkanın altında ne var?

-Bandana gibi duruyor. -Kaç beyaz adam bandana takar?

Müvekkillere bir bakalım.

Hangi hukuk firması? İki haftadır hayatım

-hukuk firmaları oldu. -Bu hukuk firması.

-Yukarıdaki. -11.30 civarında toplantım vardı.

Vurulmadan hemen önce.

Belki de Naftali olmadan yalnız görüşmeliyiz.

Hayır, neyle evleneceğimi bilmek istiyorum.

Adrian Boseman'la tartıştınız mı?

-Hayır. -Yalan söyleme Sweeney.

-Polis öğrenir. -Boseman'la sen tartıştın, ben değil.

Evet çünkü senin avukatın.

-Buna son veriyorum. -Bitirmedim.

Maia, onları evlilik sözleşmesini konuşmak için Lucca'nın ofisine götürsene.

Buraya ne olmuş?

-Sığır müzayedesi gibi. -Polis bizi bir kat indirdi.

Evet, bak. Balonlar, vay canına.

Çok profesyonel bir yerin var Sweeney. Kendime çok güvenmemi sağlıyor.

Bu firmayı sevmemin sebeplerinden biri polisle baş edebiliyor olmanızdı.

Korkarım bu beceriyi kaybetmişsiniz.

-Bu ne? -Dosyalarımın gönderilmesini

istediğim yer.

-Anlamıyorum. -Bu benim ihbarım.

İşlerimi başka bir firmaya alıyorum.

-Diane'i getireyim. -Hayır, beni tedirgin ediyor.

Seni ördek de tedirgin ediyor.

Yardımların için teşekkürler Millie.

-Maia. -Maia.

Hoşça kal.

Nereye gidiyorsunuz?

Bay Sweeney, hangi firmaya?

Söylememem istendi.

Tamam.

Bize bu öğleden sonrasını verin. Hangi firma?

Hayır, bence dosyalarınızı Bay Lester'a yollamamalısınız.

Dinleyin, acaba...

SWEENEY BİZİ KOVDU

Evet, onu sonra konuşalım. Teşekkürler.

-Nereye gidiyormuş? -Söylemiyor.

Ama dosyaların buraya gönderilmesini istiyor.

Hayır, bu ev adresi.

Ve Bishop da bizden başkasına gidiyor, nereye olduğunu söylemiyor.

-Bishop mı? -Evet.

-Burada ne yapıyorsunuz? -Sessiz tek yer burası.

Dinle, biri müvekkillerimizin peşinde.

Biliyorum, sana söylemek üzereydim. Brandon Hayakawa bizden ayrılıyor.

-Nereye gideceğini söyledi mi? -Hayır.

Dosya transferleri için adresi bir hafta içinde gönderecekmiş.

Biri Boseman'ın yokluğundan yararlanıyor.

Pekâlâ, tüm müvekkillere telefon etmeliyiz.

Tüm ortakları toplamalıyız. Bu aramaları daha önce yapmalıydık.

Sence kim?

Diane, Adrian nasıl?

Şükürler olsun.

O bir savaşçı.

Tamam, ne?

Hayır. Kim dedi?

Şu anda Charles Lester'layım. Dosyaların nereye gönderileceğini

doğrudan sordum ve senden bahsetti.

Doğruyu söylemiyor.

Adrian hastanede. Bundan asla faydalanmam.

-O zaman neden yalan söylesin? -Hiçbir fikrim yok.

Diane, bu kavgada seninle aynı taraftayız.

Charles Lester diğer hatta.

Diane, bir saniye bekle.

-Charles, sorun ne? -Aslında ben Charles'ın asistanıyım.

Diane Lockhart burada.

Dosyaların ofisinize gönderilmesini onayladığını söylüyor. Doğru mu?

Hayır, size blöf yapıyor.

Dosyaları bir hafta bekletin.

Teşekkürler, iletirim.

Diane, üzgünüm. Charles'ın neden bunu dediğini bilmiyorum

ama nereye gittiğini öğrenmeye çalışabilirim,

yani hangi firmaya.

-Evet. Teşekkürler. -Bir şey değil.

Ve Solomon, birleşmeyi konuşmak için

günün ilerleyen saatlerinde buluşabilir miyiz?

Cidden istiyor musun? Adrian iyileşene kadar beklemek istemiyor musun?

Hayır, bence birleşmenin taslağını hazırlamak iyi bir fikir.

-Pekâlâ, 17.00 nasıl? -17.00 harika olur.

Teşekkürler.

Ne söyledi?

Buluşmamız gerektiğini.

Kravatını sık. Yere oturma.

Sekizinci kattaki hukuk firmasına git, sandalyelerini kullanma izni iste.

Bence balonlardan kurtulma zamanı.

Katılıyorum.

-Beyaz müvekkillerimiz bunlar mı? -Evet.

Frank Gwinn. Ayakkabı satıcısıydı, değil mi?

Evet.

-Bu davayı kaybettik mi? -Evet.

Ama avukatları Maia ve Lucca'ydı. Neden Boseman'ı vursun?

Nişancı asansörden inmemiş bile. Önünde kim varsa onu vurmuş.

-Sence Boseman sadece şanssız mıydı? -Evet.

Peki ya Keith Fisk? TV yazarı.

Davasını kazandık ama sadece özür aldı.

Bir TV yazarının eylemi gibi durmuyor.

Cidden mi? Bana öyle geliyor.

Sanırım Ruth Eastman'ı eleyebiliriz.

Ve Maia'yı.

Sweeney olabileceğini hiç düşündün mü? Yani o bir eş katili.

Belki. Ama listenin tepesine koyacağım iki kişi var.

Dylan Stack ve Felix Staples.

Tamam. Neredeler?

Stack bizim yüzümüzden hukuki sorun yaşıyordu.

-Federal mahkemede savaşıyor. -Ve kefaletle dışarıda.

Ve Staples kitap anlaşmasını kaybetti. İkisi de olabilir.

Kırmızı şalda bir şey bana Felix Staples diye bağırıyor.

Sızdıran kişiyi dava edebilirler, ben sadece

bunu dünyaya haber vermek isteyen vatandaş gazeteciyim.

Bakalım ne yapıyormuş.

-Merhaba, Adrian'la konuştun mu? -Evet.

Saldırganın beyaz olduğunu mu söyledi?

Söylemesem daha iyi.

Bu, müvekkillerimizin yarısını şüphelilerden elemek anlamına gelir.

-Mümkün. -Hayır, kesinlikle.

Boseman gördüğünden emin olmayabilir. Şoktaydı.

Ian, müvekkil listemizi Adrian'ın katilini bulmak için kullanıyorsunuz, değil mi?

Başka ne var?

Planınızda ilerlemek.

Birinin, ortağını vurmuş olduğuna bakılırsa...

...sanırım benim planım senin planındır.

Diane.

Müvekkil listesiyle ilgili hata yapmış olma ihtimalim var.

-Müvekkillerimizde neler oluyor? -Solomon peşlerinde.

En önemli müvekkillerimizle görüşmeliyiz.

Tamam. Bazı aramalar yaparım.

Julius ve Lucca listeyi bölüşüyor, kimin mutlu olduğuna bakacaklar.

Güzel. Ne yapabileceğime bakarım.

Ve Diane, bunun için özür dilerim.

Hey...

Son zamanlarda kendimde değildim, yani...

Ben de onun için özür dilerim.

-Bugün kendinde gibi duruyorsun. -Öyle, değil mi?

-O yüzden baştan başlayalım. -Evet. Güzel.

İki kadınlık bir iş.

-Konuşuruz. -Çok yakında.

-Lucca. -Efendim?

Colin'e Solomon'ın DUK avukatlığını sorabilir misin?

Bence peşlerine düşmeliyiz.

Tabii ama üstlerinde kontrol gücü olmayacak.

Onu desteklediklerine göre artık olacak.

-Desteklediler mi? -Evet.

Birinci Kongre Bölgesi. Sana söylemedi mi?

Julius'tan duydum. Her neyse Colin'le konuşabilir misin?

Bence Demokrat işlerini kaybetmek onu çok üzer.

Evet, konuşurum.

-Solomon, nasılsın? -İyiyim.

Burada yerin biraz dar.

-Geçici. -Ofislerimi kullanmanızı önerebilir miyim?

İki blok ötede. Alan yeter de artar bile.

İyi, birleşme sonrasının nasıl olacağını hissederiz.

Evet, kesinlikle.

Birleşmeyle ilgili düşüncelerin mi vardı?

-Evet. -Nedir?

Sözlüden ziyade görsel.

Gerçekten mi? Merak ettim. Görelim.

Birbirimizi şaka yapıp yapmadığını anlayacak kadar tanımıyoruz.

Müvekkillerimizin peşine düştün.

-Yaptığım bu değildi. -Birkaçını kapmayı başardın bile.

Her şey tamamen dürüstçe yapıldı.

En kazanç getirecek olanları seçebileceğini,

gerisini atabileceğini ve leşi yiyebileceğini düşündün.

-Buna nereden varıyorsun? -Mesele şu ki biz leş değiliz.

Şu anda kıdemli ortağımız vurulduğu için yalpalıyoruz.

Ama iyileşeceğiz ve müvekkillerimizi tutmak için savaşacağız.

Ve bilesin diye söylüyorum, seninkilerin peşine düşeceğiz.

-Şimdi saçmalıyorsun. -Hayır.

Dünyanın aklını kaçırmış olmasında sorun olmadığını fark ettim.

Dünyadaki küçük köşemi aklı başında yaptığım sürece.

-Diane... -Şimdi ofisimden defol.

Lucca.

Geldin.

Tabii ki geldim, sen aradın. Neye ihtiyacın var?

-Evet... -Ne?

Kongre üyesi olduğunu bana söylemedin.

Evet, bu sabah.

Teknik olarak sadece destek aldım, gerçekten kongre üyesi olmadım.

Colin, Chicago Birinci Bölge'de

tek Demokrat'sın, bir Nazi'ye karşı yarışıyorsun.

Kongre üyesisin.

Tebrik ederim.

-Teşekkür ederim. -Ve bana söylemedin.

Evet, olup biten çok şey vardı.

"Senin için ne ifade ediyorum?" diye sormuştun.

Ve cevap vermedim.

-Hayır, verdin. -Hayır, vermedim.

-Cevabın bu mu? -Evet.

Tamam. Hâlâ kafam karışık ama uyum sağlıyorum.

Benim için biriyle konuşmana ihtiyacım var.

-Kiminle? -Frank Landau'yla.

Demokratik Komite lideri.

Cidden Felix Staples

-olduğunu mu düşünüyorsun? -Sen?

Bilmiyorum. Yani Staples sadece konuşur.

Asla silah ateşlemez.

"Lütfen Chicago. Daha fazla ölen avukat, lütfen."

YAZAR. AKTİVİST. İŞ KARIŞTIRICI

-Felix mi demiş? -İki hafta önceden bir tweet.

Kitap anlaşmasını kaybettiği için bizi suçluyor mu?

Evet ama öldürecek kadar olduğunu sanmıyorum.

Chicago'da mı?

Evet, bir alternatif sağ dövüş kulübünde konuşma yapmak için.

-Frank, acil olan ne? -Sadece sohbet etmek istedim.

Genişleyeceğini duydum.

Tebrik edeyim dedim.

Sabah seni arayıp özet geçecektim.

Demokratik Komite'yi utandıracak bir şey mi?

Hayır.

Daha çok çeşitliliği olan müvekkiller, avukatlar.

Demokratlar için iyi. Herkes için iyi.

-Peki ya Lemond Bishop? -Ona ne olmuş?

Chicago'daki en büyük uyuşturucu kaçakçısıyla anlaşmışsın.

-Bunun doğru olduğunu sanmıyorum. -Lemond Bishop'la anlaşmadın mı?

Hayır, en büyük uyuşturucu kaçakçısı değil. Başka şeylere geçti.

Saçmalık.

Peki ya eş katili Colin Sweeney? Onunla da anlaştın mı?

-Bunları sana kim söylüyor? -Önemi yok.

Doğru mu?

Çıkar çatışması olacağını düşünmedin mi?

-Frank, bunu yarın konuşalım. -Hayır.

Reddick, Boseman'daki Diane Lockhart'tan teklif aldım.

Siyahi bir firmanın temsil etmesi iyi görünebilir.

Soru şu. Evlenmek istiyor musun?

Sen benim bağımlılığımsın. Başka ne seçeneğim var?

Bir seçeneğin var.

Ya evlilik sözleşmesi olmaz ya da kayık istisnasını tutarım.

Avukatıma sormam gerekecek.

Kayık istisnası yok ama boşanma durumunda şu anki giderlerinizin

iki katı olan bir aylığa izin vereceğiz.

Ama sadece Sweeney şüpheli şartlar altında ölmezse.

Sözleşmemiz oldu mu?

Tamam.

Bana karşı olan açılan şu saçma dava, Yabancı Ülkelerde...

-Yolsuzluk Uygulamaları mı? -Evet.

Senin yapmanı istiyorum.

Sen kovuldun. Gidelim.

-Merhaba hanımlar. -Bay Lester, sizi görmek güzel.

-Sanırım Liz Reddick'i tanıyorsunuz. -İş ilişkimiz oldu.

Umarım gücenme yoktur.

-Köprünün altından sular aktı. -Güzel.

Hayatımda gurur duymadığım şeyler yaptım.

Ama yeni bir sayfa açtığımı bilmenizi isterim.

-Yeni bir ben var. -Bunu bilmek güzel.

Sizin için ne yapabiliriz Bay Lester?

Çok basitçe söyleyeyim, dosyalarımızın bir yere gönderilmesi gerekmiyor.

Çok sert davrandığımızı düşündük. Kalıyoruz.

Haydi ama. Ulaşılmazı oynamayın. Çok fazla işimiz var.

Haklısınız.

Sadık kaldığı için Bay Bishop'a teşekkürümüzü iletin.

Önümüzde parlak bir gelecek var. Nasıl yapmayacaktık?

Sizi görmek harikaydı.

-Teşekkürler. -Hey...

Savunma avukatı olmanın bir parçası.

-Hastaneye gidecek misin? -Evet.

-Sen de mi? -Evet.

Arabayı ben kullanırım.

Tamam.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.