All language subtitles for The.Good.Fight.S02E08.1080p.AMZN.WEB-DL.DDP5.1.H.264-BTN_track17_[tur]

af Afrikaans
ak Akan
sq Albanian
am Amharic
ar Arabic
hy Armenian
az Azerbaijani
eu Basque
be Belarusian
bem Bemba
bn Bengali Download
bh Bihari
bs Bosnian
br Breton
bg Bulgarian
km Cambodian
ca Catalan
ceb Cebuano
chr Cherokee
ny Chichewa
zh-CN Chinese (Simplified)
zh-TW Chinese (Traditional)
co Corsican
hr Croatian
cs Czech
da Danish
nl Dutch
en English
eo Esperanto
et Estonian
ee Ewe
fo Faroese
tl Filipino
fi Finnish
fr French
fy Frisian
gaa Ga
gl Galician
ka Georgian
de German
gn Guarani
gu Gujarati
ht Haitian Creole
ha Hausa
haw Hawaiian
iw Hebrew
hi Hindi
hmn Hmong
hu Hungarian
is Icelandic
ig Igbo
id Indonesian
ia Interlingua
ga Irish
it Italian
ja Japanese
jw Javanese
kn Kannada
kk Kazakh
rw Kinyarwanda
rn Kirundi
kg Kongo
ko Korean
kri Krio (Sierra Leone)
ku Kurdish
ckb Kurdish (Soranî)
ky Kyrgyz
lo Laothian
la Latin
lv Latvian
ln Lingala
lt Lithuanian
loz Lozi
lg Luganda
ach Luo
lb Luxembourgish
mk Macedonian
mg Malagasy
ms Malay
ml Malayalam
mt Maltese
mi Maori
mr Marathi
mfe Mauritian Creole
mo Moldavian
mn Mongolian
my Myanmar (Burmese)
sr-ME Montenegrin
ne Nepali
pcm Nigerian Pidgin
nso Northern Sotho
no Norwegian
nn Norwegian (Nynorsk)
oc Occitan
or Oriya
om Oromo
ps Pashto
fa Persian
pl Polish
pt-BR Portuguese (Brazil)
pt Portuguese (Portugal)
pa Punjabi
qu Quechua
ro Romanian
rm Romansh
nyn Runyakitara
ru Russian
sm Samoan
gd Scots Gaelic
sr Serbian
sh Serbo-Croatian
st Sesotho
tn Setswana
crs Seychellois Creole
sn Shona
sd Sindhi
si Sinhalese Download
sk Slovak
sl Slovenian
so Somali
es Spanish
es-419 Spanish (Latin American)
su Sundanese
sw Swahili
sv Swedish
tg Tajik
ta Tamil
tt Tatar
te Telugu
th Thai
ti Tigrinya
to Tonga
lua Tshiluba
tum Tumbuka
tr Turkish
tk Turkmen
tw Twi
ug Uighur
uk Ukrainian
ur Urdu
uz Uzbek
vi Vietnamese
cy Welsh
wo Wolof
xh Xhosa
yi Yiddish
yo Yoruba
zu Zulu

Original subtitles

Çıkmak iyi mi?

Bu soğuk Chicago havası...

Araba egzozu ve balık karışımı. Böylesi yok.

Buraya yakın bir yerde büyüdünüz, değil mi Solomon?

Humboldt Parkı'nda. Saul Bellow'a iki blok.

Büyük adamların zamanıydı.

Bay Waltzer.

-İyileşmek için iyi bir gün. -Öyle.

Sonrası için bir konferans ayarlamalıyız.

O neden?

Sıradaki tanığımızdan sonra uzlaşmak isteyeceksiniz.

"Aslan yaşarken onun derisini satan adam

onu avlarken öldü."

Toplam 28 kurşun atılmış.

Sekizi Heckler and Koch P-30'den gelmiş.

Ölen Antonio Phelps'in ellerinde bulunan.

Alanda yasa dışı silah satıyormuş.

Evet. Yasa dışı silahların yayılmasını engellemek için

sivil bir yakalama operasyonuydu.

NAKAVT OPERASYONU

Peki diğer 20 kurşun?

Gelen memurların taşıdığı iki Glock 17'den gelmişler.

Orada ve orada.

Peki gelen memurlardan biri sanık Dedektif Daniel Whitehead miymiş?

Sayın Yargıç.

Efendim Bay Waltzer? Bir itirazınız mı var?

İtiraz değil, daha çok bir açığa kavuşturma.

Dedektif Whitehead sanıklardan biri.

Diğeri Chicago Polisi.

Doğru.

Teşekkürler Bay Waltzer. Devam edebilirsiniz.

Şimdi de müvekkilimizin yaptıklarına bakalım.

Rashid Clarkson.

Rashid buraya sivil gelmişti.

Evet, buradaki işaretteydi.

Ve Rashid'in silahsız olduğu doğru değil mi Bay McVeigh?

-Polis raporuna göre doğru. -Neden itiraz etmiyor?

Memur Clarkson'ı vuran silahı tespit edebilecek misiniz?

Bilmiyorum.

Ne zaman bir efsaneyle karşılaşsam etkilenmeden kaldım.

-Müvekkilimiz çapraz ateşte mi yaralandı? -Hayır.

Nerede yaralandı?

Sivil memur Rashid Clarkson

koşarak kovalamaca sırasında burada vurulmuş.

Diğer şüpheliyi yakalamaya çalışıyormuş.

Evet.

Memur Clarkson'ı vuran silahı tespit edebildiniz mi?

Evet. Dedektif Whitehead'in taşıdığı Glock 17'miş.

Dedektif Whitehead'in müvekkilimize attığı kurşunların

rotasını tespit edebildiniz mi?

Dedektif Whitehead'in boyunu ve vuruş noktasıyla

nişan noktası arasını hesaba katarsak

rota aşağı yönde 15,6 dereceymiş.

Neyi gösteriyor?

Memur Rashid Clarkson vurulduğunda yüzüstü yerde yatıyormuş.

Ve müvekkilimiz bir daha asla yürüyemeyecek.

Sanırım buna itiraz edeceğim

-Sayın Yargıç. -Ben de kabul edeceğim.

Savunma makamı size aynısını sormadan önce

bir soru daha Bay McVeigh.

Davacımızın hukuk ekibinden herhangi biriyle akraba mısınız?

Evet. Avukatlarınızdan biri olan Diane Lockhart'la evliyim.

Peki bu herhangi bir şekilde

-kararınızı etkiledi mi? -Hayır.

Aslında hiç Bayan Lockhart'ın karşı tarafında ifade verdiniz mi?

Evet, üç davada.

Evde iyi olmamıştır.

Gerçeklerin her zaman duyguyu gölgede bıraktığını anlıyoruz.

Teşekkürler Bay McVeigh.

-Bay Waltzer, bir şey var mı? -Evet.

Bay McVeigh, herhangi bir davada yalancı şahitlikle suçlandınız mı?

Hayır beyefendi.

Tamam. Teşekkürler.

Hey, harikaydın.

Teşekkür ederim.

Sanırım seni burada öpmemeliyim.

Sonraya ne dersin?

23.30. Kapıyı kilitlemeyeceğim.

Hey, hiç yalancı şahitlikle suçlanmadın,

-değil mi? -Doğru.

Tuhaf bir geçiş. Belki de bunuyordur.

Bay Waltzer, bizim arabamıza binsenize.

İsterim.

8,3 milyon.

Sanırım bunu kabul edebiliriz.

Daha fazlasını umuyordum ama size acıyorum.

Sempatik bir müvekkilimiz var Bay Waltzer, tekerlekli sandalyede.

Irkçı bir polis tarafından vurulmuş.

Hüküm verilirse

Chicago Polisi 12 milyondan fazla ödeyebilir.

Size bir anlaşma teklif ediyoruz. Şimdi 8,3 ve işimiz biter.

Teşekkür ederim ama mahkeme hoşuma gidiyor.

Şuradaki bir araba yıkamacısında çalışıyordum. Saatte 1,25 dolar.

Bay Waltzer, kaybediyor olduğunuzun farkında mısınız?

1991'de Yargıç Scalia da bana bunu demişti.

Güçlü yanlarımdan biri kaybettiğimi hiç bilmemem.

Tek istediğim polis olmaktı.

Bu şehirde doğdum ve büyüdüm, seviyorum. Karşılığını vermek istedim.

Bu, elimden alındı.

Bakın, 34 yaşındayım. Hayatımın böyle gitmesini beklemiyordum.

Üzgünüm.

Şimdi köpeğimi bile gezdiremiyorum.

-Karımın yatakta beni çevirmesi gerekiyor. -Hiçbir şeye itiraz etmiyor.

Bence bastırabilirsin.

Memur Clarkson, çatışmadan önce Dedektif Whitehead'i...

...tanıyor muydunuz?

Hayır.

O zaman sizce neden sizi vurdu?

Siyahi bir yüz gördü ve vurmaya karar verdi.

Ona bağırıyordum.

Silahsız olduğumu.

Sivil polis olduğumu.

Şüphelilerden birini yakalamaya çalıştığımı.

Dedektif Whitehead'in ırkçılığı hakkında söylentiler duymuş muydunuz?

Bir saniye.

YARGIÇ PETER DUNAWAY

Bay Waltzer, buna itiraz etmek ister misiniz?

Hayır, teşekkürler Sayın Yargıç.

Neyin gerçek neyin düşünce olduğunu

ayırt etmeleri konusunda jüriye güveniyorum.

Tamam.

Whitehead'in bilerek olay yerinde silah bırakmasıyla...

...ve siyahi tutukluları taciz etme zahmetine girmesiyle ilgili

hikâyeler duydum.

Ona dikkat etmem söylenmişti.

Teşekkürler Memur Bey.

-Bay Waltzer, bir şey var mı? -Evet.

-Merhaba. -Merhaba.

Köpeğinizi gezdirememekten bahsettiniz. Hangi tür?

Bull terrier. Augustus.

Augustus mı?

Sanıyorum ki ismini ilk Roma imparatorundan almıyordur.

-Hayır, bir arkadaştan. -Anladım.

-Peki Augustus hâlâ sizde mi? -Sayın Yargıç, itiraz ediyorum. Alakasız.

Sayın Yargıç, köpekten ben bahsetmedim, tanık bahsetti.

-Sadece resmi büyütüyorum. -Tamam.

Bunun nereye gittiğine dair fikrim yok ama reddedildi.

Evet, Augustus hâlâ sizde mi?

Hayır.

-Birkaç ay önce öldü. -Anladım. Peki neden öldü?

Doğal sebeplerden. Yaşlanmıştı. Büyük köpekler daha zor geçiriyor.

Yani doğal yollardan öldüğünü mü söylüyorsunuz yoksa uyutuldu mu?

-Uyutuldu. -Anladım.

-Peki bunu bir veteriner mi yaptı? -Evet.

Ve bu, köpek dövüşündeki bir yaralanmadan sonra

yasa dışı şekilde yapılmadı mı?

İtiraz ediyorum Sayın Yargıç, alakasız. Delillerde yok.

Alakanın açık hâle geleceğini sanıyorum Sayın Yargıç.

Sadede gelin Bay Waltzer.

Memur Clarkson. Haziran 2014'te

İç İşleri köpek dövüşleri yaptırdığınızla ilgili bildirimleri

soruşturmadı mı?

İtiraz ediyorum Sayın Yargıç.

Komşunuz Jean Bibb'in şikâyetinden sonra.

İtiraz ediyorum.

Sayın Yargıç, bu sorgu hattının tek amacı müvekkilimizi küçük düşürmek.

Buna delil yok Sayın Yargıç.

Olsaydı bile çatışmayla hiçbir ilişkisi olmazdı.

Üzgünüm Sayın Yargıç, konuşabilir miyim?

En yüksek sesin kazandığı bu yeni tartışma şekline alışkın değilim.

Devam edin.

Bence herhangi bir İç İşleri soruşturmasının

bu davayla doğrudan alakası var.

-Bu doğru değil. -Bay Boseman.

Bu soruşturmanın delili nerede?

Asistanım sızmış bir İçişleri Bakanlığı raporundan alıntı yapan bir makale buldu.

Biz konuşurken teşkilata celp gönderiyorum.

Tamam. Yarın sabaha delilin bana getirilmesini istiyorum

ve bu sorgunun kabul edilebilirliği konusunda karar vereceğim.

-Çan çalındı Sayın Yargıç. -Delil yoksa çalınmasını geri alırız.

Önerebileceğim sadece bu.

Haydi ama dostum. Doğru değil.

-Köpeğiniz nasıl öldü? -Tam olarak dediğim gibi. Yaşlanıyordu.

Bakın, ben yalan söylemiyorum.

Komşu Bayan Bibb yalan söylemiş olabilir mi?

Benim komşum yok ki. Kırsalda yaşıyoruz.

Tamam.

Jay, bilmediğimiz İç İşleri raporları var mı diye kontrol et.

Marissa sen de bu konuda bir haber var mı diye bak.

-Kime geldiniz? -Craig Savador lütfen.

-Evet, merhaba. -Merhaba.

Bu ne?

Müthiş. Ne?

Basquiat seviyesinde müthiş.

Yaptıklarını alıp ondan yola çıktım.

Şimdi tarzımı mı kopyalıyorsun?

Rüyanda görürsün. Bu, klasik Boondocks. Sadece başka bir seviyeye taşıyorum.

Pekâlâ.

Şimdi sıra sende.

Evet, n'aber? Konuş benimle.

İyi görünüyor.

-Bu daha önce duymuştum. -Bu seferki farklı.

Bunu da daha önce duymuştum.

Sanırım temyizine yardımcı olabilecek bir şeyler mahkemede ortaya çıkmak üzere.

Ama firman hakkımda hiçbir şey bilmiyor.

Hayır, bunun önemi yok.

Whitehead ve bilerek olay yerinde silah bırakmasıyla ilgili

mahkûm edici şeyler var.

-Ciddi misin? -Evet.

Avukatını ara.

Mahkemeye gitmesini ve kayda geçirdiğimiz şeyleri kullanmasını söyle.

Hey.

Ne düşünüyorsun?

Bence Solomon davada kaybedecek bir argümanı olduğunu biliyor

ve bizim de jürinin de dikkatini dağıtmak istiyor.

-Gerçekler onun tarafında değildi. -Doğru, o yüzden meşgul olmamızı istiyor.

-Ve işte, meşgul durumdayız. -Evet.

-Nereye gidiyorsun? -Mahkemeye.

-Ne için? -Sadece... Birine söz verdim.

Kime?

Bunu cevaplamasam olur mu? Gerçekten... Önemli bir şey değil.

Bugün burada bana katıldığınız için teşekkür ederim.

Ben Yargıç Trig Mullaney, buraya yeni atandım ve...

Tabii. Teşekkürler.

Yedinci koridorda temizlik.

Ben Yargıç Trig Mullaney, buraya yeni atandım, yeni cübbe içinde.

Ve bugün yargıcınız olacağım.

Ve siz de benim...

Size ne demeliyim? "Tutuklularım" mı?

-Geldin. -Evet, geleceğimi söyledim.

Sanırım sıçtım. Bu adamı Trump atamış.

Peki. Sadece beni takip et ve radikal bir şey söyleme.

"Başkan'a suikast düzenlemeliyiz." gibi mi?

Hayır, şakasını bile yapma.

Teker teker bakalım.

Siz, şeydeki...

-Kürsü mü Sayın Yargıç? -Kürsü, evet.

Siz şeylesiniz...

Kiminlesiniz?

-Adalet Bakanlığı. -Bakanlığı. Evet.

Savcı Yardımcısı Monica Timmons.

Güzel.

Ve siz, itiraz edenlerden birincisi, gelin.

Ben Diane Lockhart. Tully Nelson'ı temsil ediyorum.

-Tamam. Peki ithamlar nedir? -Suçlamalar Sayın Yargıç.

Bay Tully eyleme teşvik ve tutuklamaya direnmeye suçlanıyor.

Sanığın kendi kefaletiyle serbest bırakılması için başvuru.

Hükûmet karşı çıkıyor.

Tamam.

Şey demelisiniz...

Bak, bunu yapacaktım. Teşekkürler. Sorun yok.

Evet, yapmak üzereydim. Teşekkürler. Sağ ol.

Bunu düşünmek için bir dakikaya ihtiyacım olacak.

Yani üstüne düşünmek için.

Kökleri aynı.

Sayın Yargıç, kefalet A sınıfı ağır suçlarda bile adetten veriliyor.

Evet.

Ama mahkememde adetten olan şeylere uymuyoruz.

Mahkeme, bu hüküm üstüne bir ara temyize gideceğimizi bilmelidir...

...ve bu iyi bir şey değil.

Kefalet verilmediği sürece.

Sayın Yargıç, hükûmet gözaltını savunuyor

çünkü sanığın kaçma riski var.

Suçta mala zarar verme vardı...

-Postanede. -Öyle mi?

Kefalet olmadan Sayın Yargıç,

Daubert Standartları'na uymanızı isteyeceğiz.

Sayın Yargıç, Daubert Standartları'nın hiçbir ilgisi yok...

İster res judicata ister stare decisis olsun,

kefalette nunc pro tunc için Drakoncu politika uygulamanın

hiçbir gerekçesi yok.

Sayın Yargıç, savunma makamı kelime uyduruyor.

Affedersiniz. Sayın Yargıç'a hakaret ediyorsunuz.

Bence hukuki bir standartla avukat hilesinin farkını biliyordur.

Tanrım, çok ağırdı!

Dinle, kalıcı bir avukat tutmalısın Tully.

Orada oynama şeklin. Avukatım sensin.

Hayır, yapamam.

Dinle, mahkemede dediğini söyleyemezsin, şaka bile olsa.

Başkan'ımıza suikast düzenlemeyi mi?

-Tully, yapma. -Şakaydı, o kadar.

Ama ne şaka değil biliyor musun? Böyle devam edemeyeceği.

-Yani? -Sokaklarda.

Tanrım.

Bir şeyleri parçalamaktan hoşlanmıyorum

ama bu bazı insanların anladığı tek dil.

Biri burunlarını kanatana kadar yalan haber.

Tully, beni seni çıkardığıma pişman etme.

-Hayır. -Hey. Bak Diane.

KÖPEK DÖVÜŞLERİ "RASHID CLARKSON"

-Ne yapıyorsun? -Başarısız oluyorum.

Yapabileceğim bir şey var mı?

Bilmiyorum. Sanırım benim sorunum.

Boseman bana zam yaptı.

Sanırım değmiyorsam geri alacaklar.

Ne arıyorsun?

Müvekkilimiz ve köpek dövüşleriyle ilgili bir şey.

PETA'yı dene.

Yorum kısımlarına bak.

Köpek dövüşleriyle ilgili bir alt kategorileri var.

İyi fikir.

-Bir şey var mı? -Hayır.

Belki "köpek dövüşleri" ve "Chicago Polisi."

HAYVANLAR BİZE AİT DEĞİL PETA RADYO YAYINI

Bir şey çıktı.

"Arka bahçesinde köpek dövüşleri yapılan bir Chicago polisiyle ilgili

bu makaleyi gören oldu mu?"

-Tuhaf. Link yok, cevap yok. -Cevap vermelisin.

Nerede gördüklerini sor.

Ne?

Sanırım zeki olmak üzereyim.

-Merhaba. -Merhaba.

-Ne gerekiyor? -Rashid duruşmasındaki jüri üyeleri.

-Jüri üyesi danışman incelemesi sizde mi? -Evet. Neden? Merhaba?

Marissa'nın zeki oluşunu görmeye geldim sadece.

Sanırım neler olduğunu biliyorum. Danışman araştırmasını görebilir miyim?

JÜRİ ÜYESİ 1

Merhaba?

Merhaba.

-Ne yapıyorsunuz? -Henüz emin değilim.

Beş yeni müvekkilim oldu. Bana yardım eder misin?

Tabii. Hamilelik cidden işine yarıyor.

Daha çok babası.

Colin'le politik güce sahip olmamı umuyorlar.

-Bir saate falan gelebilir misin? -Tabii, orada olurum.

Tamam. Bir NASCAR hayranımız var, 11 numaralı jüri üyesi.

Film afişi koleksiyoncusu, beş numaralı jüri üyesi.

-Bir Mensa üyesi. Bir Stanford mezunu. -Ve bir şefimiz var, New Orleans yemeği.

Bir garson.

Bir günlük borsacı.

Bir mimarlık öğrencisi.

-Cornell'de okuyan o. -Tamam.

Peki bu ne?

-Bir Facebook profili oluşturuyoruz. -Tüm jüri üyesi özellikleriyle mi?

-Evet. -Neden?

Haber akışımızı kişiselleştirmek için.

Günlük borsacı. Tamam. Şimdi hobileri. Film afişleri.

YENİ PROFİL

-"Kajun yemeği" yaz. -Doğru, kajun yemeği.

-Tamam. Bir isim ver. -Ne için?

Profilimiz için.

-Tiresias Barnes. -O kim?

-Yunan mitolojisi. Şey yapan... -Tamam, hayır. Şimdiden sıkıldım.

Yazıyorum.

Ve işte haber akışımız.

POLİS, CHICAGO POLİSİNİ

KÖPEK DÖVÜŞLERİNDEN SORUŞTURUYOR

Zekisin.

İsmi mikro hedefleme.

Facebook gibi siteler,

reklamcılara reklam dolarlarını özelleştirmeleri için bunu sunuyor.

Son seçimde Ruslar tarafından silah hâline getirildi.

Yalan haber makaleleri için

gittikçe daha da küçülen grupları hedef alabildiler.

Jüri üyelerimize karşı kullanıldığını mı söylüyorsunuz?

Evet, Facebook sayfaları üstünden.

Ve gerçekten sadece 12 kişiyi hedef alabiliyorlar mı?

Hayır, ama jüri üyeleriyle aynı özelliklere

sahip kişileri hedef alabiliyorlar.

Mesela on numaralı jüri üyesi.

Chicago'da yaşayan bir Afrikalı Amerikalı erkek.

Bu özellikleri taşıyan 500 bin erkek var

ama aynı zamanda Brezilya futbolu hayranı.

Bu, 58 bine indiriyor.

Aynı zamanda New York Times abonesi.

Bu da 1489 erkeğe indiriyor.

Yani jüri üyelerinizi içereceğini bildiğiniz

1000 civarı kişiye indirene kadar

özelleştirmeye devam ediyorsunuz.

Bunu nereden biliyoruz?

Jüri üyelerimize yapıldığını nereden biliyoruz?

Aynı profili oluşturduk.

Jüri üyelerimizle tamamen aynı özellikleri koyduk.

Ve kişisel haber akışımıza pompalanan bir makale.

"Polis, Chicago polisini köpek dövüşlerinden soruşturuyor."

-Tanrım. -Evet.

Rashid'den ve mahkemede sorulan her şeyden bahseden bir makale.

Dahası var. "Duruşma jüride çoğunluk sağlayamadan bitti."

O neyle ilgili?

Bir cinayet davası. Ama bahsettiği...

Pardon. Teşekkürler.

Yalancı şahitlikten suçlanan bir balistik uzmanıyla

duruşmanın döndüğünü belirtiyor.

-Kurt mü? -Evet.

-Ve hiçbiri doğru değil mi? -Hiçbiri.

Yalan haber.

Savunma avukatına kadar

-izi sürülebilir mi? -Hayır. Tamamen anonim.

Kurgusal makalelerin olduğu kurgusal bir haber servisi yaratabilir

ve bunu kimi yaptığını bilmemizin imkânı yok.

Bize zarar vermek için bu makaleleri kullanıyor.

O zaman Yargıç'a gösterelim.

Anonim olup olmaması önemli değil.

Açık ki fayda gören kişi Solomon.

Yani bu, yalan haber mi?

Yalan haberden fazlası Sayın Yargıç. Bağlantısı...

Bilginizi nereden aldınız Bay Waltzer?

-Köpek dövüşleri mi? -Sırf köpek dövüşleri değil Sayın Yargıç.

Bilirkişilerine karşı yalancı şahitlik ithamları da var.

Tekrar ediyorum Sayın Yargıç, herkesin sözünü kesmemeyi tercih ederim.

Bay Boseman, bekleyin.

-Bu nereden geldi? -Bilmiyorum Sayın Yargıç.

Bir avukat asistanından geldi, o zaman işine son verildi.

Saçmalık.

-Durun. -Yani...

Peki talep ettiğiniz çözüm ne, yargılamanın iptali mi?

Hayır. Aynı taktik yeni bir jüriye karşı da kullanılabilir.

-Ve bu jüriyi seviyor musunuz? -Bununla bir alakası yok.

Bakın, jüriye Facebook akışlarını görmezden gelme talimatı verebilirim.

Tam tersi etkide bulunur Sayın Yargıç.

İlk yapacakları şey gidip Facebook akışlarına bakmak olur.

-Bunu görmezden mi geleyim? -Hayır.

Savunma makamını bu taktikleri uyguladığı için kınamanızı istiyoruz.

Bunlar benim taktiklerim değil Sayın Yargıç.

Biraz Luddite olduğumu itiraf etmeliyim.

Bu Facebook meselesi benim için pek bir şey ifade etmiyor.

Sayın Yargıç, mikro hedefleme yapan makalelerden biri

firmamızın para çalmaktan yargılandığını söylüyor.

Ve benim cinsel tacizden yargılandığımı.

Öfkenizi anlıyorum

ama bunun izini savunma makamına kadar sürmemizin imkânı yok.

O zaman mikro hedeflemenin nasıl kullanıldığı konusunda bir IT uzmanını

sorgulamamıza izin verilmesini istiyoruz.

Jüriye köpek dövüşleri veya yalancı şahitlikle ilgili

referansları önemsememelerini söyleyeceğim ama Bay Waltzer'a karşı etkilemeyeceğim.

Şimdi lütfen jüriyi içeri alabilir miyiz?

-Yargılamanın iptali olsa? -Hayır. Jüri balistiği sever.

Bir şey deneyeceğim.

Jay.

Solomon yaşlı bir ahmak gibi davranıyor

ama mikro hedeflemenin arkasındaki o.

Evet, katılıyorum. Neye ihtiyacınız var?

Anonim olarak yapıyor,

o yüzden ona kadar izini sürmek imkânsız...

Ya da başkasına.

Ve bu senden yapmanı isteyebileceğim bir şey değil Jay.

Sana sadece neyin olmasını...

...dilediğimi söyleyebilirim.

Halledeceğim.

HABERİNİ ÇIKAR CHICAGO'DA FEDERAL YARGIÇ

Ne yapıyorsun?

Yazıyorum.

GÜNÜN HABERİ... SEN! YA DA KİMİ İSTERSEN

Kurgusal bir haber servisi. Yalan haber yapıyoruz, değil mi?

Solomon Waltzer'la ilgili bir şey mi yazıyoruz?

-Çocuk pornosuyla yakalandığını falan. -Biz hiçbir şey yapmıyoruz.

Jüri üyesi özetleri nerede?

Orada.

Jay DiPersia'nın telefonu.

Bu, Danville Islahevi'nden karşı ödemeli bir aramadır.

-Ödemeyi kabul ediyor musunuz? -Kesinlikle.

Merhaba Jay. Benim.

Aslında ben Marissa. Jay'le çalışıyorum.

Merhaba.

Avukatımı aradığımı söyler misin?

Hasta olduğunu. Yani kemoterapi seviyesinde.

Hızlıca yeni bir avukat bulmalıyım.

-Yani bugün. -Tamam. Burada.

Sana. Cezaevinden biri.

Tamam. Yapabileceklerime bakacağım.

Pekâlâ.

Kimdi?

Bir arkadaş.

Avukata mı ihtiyacı var?

Evet.

Keşke tanıdıklarımız olsaydı.

-Kimseye söylememeni tercih ederim. -Neden?

Özel meselem.

Arkadaşın mesele mi?

Bir süredir takip ediyorum. Firma anlamaz.

Tamam. Ama Maia ve Lucca anlayabilir.

Arkadaşının avukata ihtiyacı varsa Maia ve Lucca yapabilir.

-İki yıldır mı içeridesiniz? -Evet, kaçakçılıktan.

Dağıtma düşüncesiyle 5000 gram marihuana.

X sınıfı ağır suçu.

Ama minimumla birlikte üç yıl olur.

Ateşli silah bulundurmayı saymazsak. Cezası o yüzden 15 yıl.

Tek sorun şu ki silahım yoktu.

-Ve Dedektif Whitehead'i mi suçluyorsunuz? -Evet.

Bu yüzden medeni hukuk davasındaki itham çok önemli.

Başka davalarda olay yerinde bilerek silah bırakmadan suçlanmış.

Bu bir medeni hukuk davası ve şimdilik sadece bir suçlama,

o yüzden temyizde yararlı olur mu emin değilim.

Whitehead'i mahkemeye çıkaracağız, değil mi?

-Evet. -Yeminli çıkaralım.

Hayır, medeni hukuk davamızı

onun ceza davasına yardım etmek için kullanamayız.

Firmaların başı böyle belaya giriyor.

Hayır, iki dava birbirine yardım ediyor.

Jay, ortaklara Rashid'in davasını

firmaya getirme sebebinin bu olduğunu söylemelisin.

Bir planın var.

Burada planımın önemi yok.

Kaç aylık hamilesiniz?

Yedi aylık.

İyi görünüyorsunuz.

Ceza aldığımda kız arkadaşım hamileydi.

Şimdi bir oğlum var. Roy.

Tamam.

Bak, yapabileceğimizi yaparız.

Temyiz başvurusunda bulunuruz ve yeni bilgiye göre

davanın yeniden açılmasını talep ederiz.

Teşekkürler.

Tamam.

Evet, bir noktada duruşmayı yapacağız, değil mi?

Savunma makamı hazır Sayın Yargıç ve bir süredir de öyle.

Sayın Yargıç, jüri üyelerimizi hedefleyen Facebook akışlarını

takip ettik.

-Hedeflenmiş ama okunduğu kesin değil. -Evet.

Ama maalesef yeni bulduğumuz bu yeni makale bizi endişelendiriyor.

O neden?

Sizinle ilgili.

Gerçekten mi?

Peki ne diyor?

Sizden "Müslüman bir yargıç" olarak bahsediyor.

-Din değiştirdim, ona hakkı var. -Başlık şöyle diyor,

"Müslüman yargıç şaibeli bağış yaptı."

Gerçekten mi? Ne bağışı yapmışım?

IŞİD'e 120 bin dolar.

Sayın Yargıç, tekrar ediyorum, savunma makamının

bu yalan haberlerle ilgisi yok.

Mikro hedefleme, Facebook ve diğer sosyal medya kullanıcılarına

doğrudan bilgi ve yanlış bilgi yönlendirmenin bir yolu.

Yani jüri seçiminde sunulan profilleri kullanabilir mi?

Evet. Çok basit.

Yalan haber ve reklamlarla

spesifik bir grubu hedef alabilirsiniz, siz jüri üyeleri gibi.

Davacının köpek dövüşleri yaptırdığıyla ilgili makaleler gibi

yalan haberler mi?

Aynen öyle ve bu şekilde yalan makaleyi tüm dünya görmüyor,

sadece hedeflemek istediğiniz küçük grup görüyor.

Yargıç'la ilgili o makalede siz mi mikro hedefleme yaptınız?

Sizin yaptığınızı sanmıştık.

-Yapmadığımı biliyorsun. -Tabii.

Çünkü fazla Luddite'sınız.

Yani şimdi topyekûn savaşa mı döndü?

Maalesef evet.

Bunamış olduğunuzu sandığımda neredeyse daha iyiydi.

"Yaşlı adamların bilgeliğini duymama izin verme,

sadece deliliklerini duyayım."

"Korkudan ve çıldırmaktan korkmalarını,

sahip olmaktan korkmalarını."

YÜKSEK KALİBRELİ İHANET:

BALİSTİK UZMANI KARISINI ALDATIYOR.

-Balistik elimizde. -Marissa, ne buldun?

-Jay nerede? -Bilmiyorum.

Sanırım Solomon Waltzer'ın şimdi gittiği yeri biliyorum.

"Şimdi gittiği yer" ne demek?

Savunmanın sıradaki saldırısında nereye gideceğini

görmek için mikro hedefleme makalelerini takip ettim.

Nereye gidiyor?

Kurt McVeigh'in itibarını sorgulayan üç makale var.

Evet, güçlü yanımızı hedefliyorlar.

Balistik.

Kurt'ün zayıf yönü ne?

Bilmiyorum.

Makaleler ne diyor?

Belki de okumalısın.

Hayır, sen oku.

Seni aldattığını söylüyor.

-Tanrım. -İşi pembe diziye çeviriyor.

O zaman Kurt'ü tüm sorulara hazırlayalım.

-Mahkemede iyidir. -Sen mahkemede bulunma.

-Hayır. -Diane.

Jüri, tepkini görmek için sana bakacak.

Ne olmuş?

Tepki vermem.

Vermeyebilir misin?

Vermeyebilirim.

-İyi olduğuna emin misin? -Buz gibi soğukkanlıyım.

Sayın Yargıç, ilk tanığımızı çağırmak istiyoruz.

Ama özür dilemeliyim,

balistik uzmanımızı son dakikada değiştirmek zorunda kaldık.

İtiraz ediyorum Sayın Yargıç. Tanık duruşmadan önce açıklanmadı.

Bilirkişimiz hastalandı.

-Sadece yerine gelen biri. -İzin vereceğim.

Endişelenmeyin, size hazırlık zamanı verilecek.

-Devam edin Bay Waltzer. -Holly Westfall'u çağırıyoruz.

Evet. Boğazımıza kadar pembe dizi alanına battık.

Davacının bilirkişisi Bay McVeigh'e göre

davacının yaralanmasına yol açan kurşunun açısı

15,6 dereceydi.

-Öncelikle buna katılıyor musunuz? -Hayır, maalesef.

Peki...

Neden "maalesef" dediniz?

Çünkü Bay McVeigh'e büyük saygı duyuyorum.

-Bunda hatalı olduğunu düşünüyorum sadece. -Anladım.

Yani vurulduğunda Rashid'in depo önünde yerde yatıyor olduğunu

düşünmüyor musunuz?

Hayır. Analizime göre bunun öncesinde hurdalık deposunda

çapraz ateşte vurulmuş.

Anladım. Şimdi Bayan Westfall,

Bay McVeigh'le tanışıyorsunuz, değil mi?

Kurt McVeigh balistik profesörüm olmuştu.

Peki jüriyi ikna yaklaşımını sizinle paylaşmış mıydı?

Evet.

Daha fazla etkilediği için jüriyi

olay yerine götürmeye inanıyor.

Bu aynı zamanda bilirkişi olarak güvenilirliğinize destek olabilir

ve ikna edebilmenizi daha mümkün kılabilir.

Peki size tüm bunları sınıfta mı söyledi?

Hayır.

Anladım.

-Nerede söyledi? -İtiraz ediyorum Sayın Yargıç. Alakasız.

Jürinin, ifadenin değerini ölçmesine yardımcı oluyor Sayın Yargıç.

Reddedildi.

Hayır, sınıfta değildi.

Özel bir ortamdaydı.

Ne tür bir özel ortam?

Tekrar itiraz ediyorum Sayın Yargıç, alakasız.

Bayan Westfall, soruyu cevaplamanız söylendi.

Bay McVeigh'le bir ilişkim vardı ve o zaman bana bunu söyledi.

Yatakta mı?

Sayın Yargıç, şeyi konuşmamayı tercih ederim...

Bayan Westfall'un Bay McVeigh'i tanımasına gidiyor.

Siz...

...yeminlisiniz Bayan Westfall.

Evet, sanırım yataktaydı.

Bay McVeigh'in hâlâ aynı inanç ve endişelere

sahip olduğunu düşünüyorsunuz, değil mi?

Evet.

Peki neden?

Çünkü ondan sonra davaları tartıştık.

-Balistik konferanslarında mı? -Hayır.

O zaman nerede?

Hâlâ bir araya geliyoruz. Bazen içki içmeye gidiyoruz.

Bay McVeigh'in size düşündüklerini ve hissettiklerini söylemeyeceğine

inanmanız için bir sebebiniz yok, değil mi?

Bana hiç yalan söylediğini görmedim.

Bize ne söyleyebilirsin?

-Hiçbir şey. -Holly Westfall...

...senin güvenilirliğine cidden zarar verdi. Onunkine zarar vermeliyiz.

Bunu anlıyorum.

Balistik üzerine ifade sunacağım. İşim bu.

Kişisel bir şey yok.

Bayan Westfall'la ilişkin davanın tamamını mahvedebilir.

Bu kişisel.

Bize bir dakika verir misin?

Bunda yardımına ihtiyacım var.

Jüri onun dediklerine ikna oldu.

Biliyorum.

Senin perspektifinden onunla ilgili bir şeye ihtiyacımız var.

-Bunu yapamam. -Ama o yaptı.

Önemi yok.

Demek sadıksın.

Ona.

-Ben böyle ifade etmezdim. -Öyle mi? O zaman kime?

Firmama, müvekkilime sadık değilsin.

-Bana değilsin. -Bekle.

Sırrını açıklamıyorsun.

-Bu mu? Sadakatsizce mi olurdu? -Diane.

-Sakın daha fazla yaklaşma. -Onunla bir içki içtim.

-Tek kelime daha etme. -Beni dinle.

-O eş olmayacağım. -Kim öyle söyledi?

Seni araması ya da karşına çıkmasıyla ilgili bir hikâye duymak istemiyorum.

Çıktı.

Ya da anlamı olmadığı için söylememenle.

-Anlamı yoktu. -Yalan söyledin Kurt!

Öyle değildi.

Ben o kadın değilim.

Bunu yapmayacağım!

Hey, seni tanıyorum.

-Cenaze. -Doğru.

İnsanlar seni bırakıyordu.

-Hâlâ öyle. -Evet. Hayal kırıklığına uğratırlar.

-Ne içiyorsun? -Kırmızı şarap.

California Cabernet?

Tabii. Her neyse.

Aslında seni o davet için

işe alan ortağımıza nerede bulduğunu sordum.

O yüzden geldim.

Çünkü o kadar büyüleyiciyim.

Ödeme yapabilirim.

Hayır. Arkadaşlar için yapıyorum.

Ve ben arkadaşın mıyım?

Arkadaş tavsiyesi.

-Bağımlısı olmamam mı? -Hayır.

Birden fazla kaynak bul.

CEVAPSIZ ARAMA

-Uyandın mı? -Aslında evet.

Neden Beretta?

-Silahlardan anlar mısın? -Bu, silah değil. Tabanca.

Ve 92S'i askeriye artığı şarjörle

modifiye etmenin yasa dışı olduğunu biliyorum.

Çelişkiler yumağısın.

-Neden taşıyorsun? -Korunmak için.

Silah sevmem

ama tehlikeli bir devirde yaşıyoruz.

Mahkemede söylediğinin şaka olduğunu söyle.

Neden?

Rejim değişimine inanmıyor musun?

Avukatınla bir cezayı tartışıyorsun.

Hayır, politika tartışıyorum.

Şiddet politika değildir.

Gerçekten mi?

Bu bizi yavaşlatmayacak.

Affedersiniz Bay McVeigh.

Maia Rindell.

Evet, Diane'in vaftiz kızı. Merhaba.

-Nasılsın? -İyiyim. Teşekkür ederim.

Üstünde çalıştığım bir davada yardımınızı alabilir miyim diye merak ediyordum.

Bir silahın bir polis tarafından yerleştirildiğini düşünüyoruz...

Üzgünüm, başımda çok mesele var. Şu anda Diane'e alan bıraksam iyi olur.

-Bu davada yer almıyor. -Birini önerebilirim.

Polis, Dedektif Whitehead'di.

Müvekkilimize silah yerleştirdiğini düşünüyoruz,

üç yıllık bir uyuşturucu cezasını 15 yıla çevirmiş.

Sadece dosyaya bakmanıza ihtiyacımız var.

Bay McVeigh.

Sıra sizde.

-Dönüşünüz için teşekkürler. -Rica ederim.

Davacı avukatları, Bayan Lockhart'la

evli olduğunuzu zaten söyledi.

Evet.

Ama tam olarak söylemek gerekirse ayrısınız.

Doğru mu?

Evet.

Peki sizinle barışmasını istediniz mi?

İtiraz ediyorum. Alakasız.

Bu karşı ifade Sayın Yargıç.

Kişisel alana girmeyi hiç istemedim

ama davacı avukatları bu ilişkinin kapısını açtı.

Doğru. Reddedildi.

Diane Lockhart'tan sizinle barışmasını istediniz mi?

Evet.

Bir kereden fazla mı?

Evet.

Peki neden?

Soruyu anlamadım.

Eşinizi çok incittiniz ve telafi etmek istediniz.

Doğru mu?

Evet, ben...

Onu incittim.

-Ona mücevher aldınız mı? -Haydi ama.

İtiraz ediyorum Sayın Yargıç.

O bir bilirkişi Sayın Yargıç.

Avukatlar ve tanıklar arasındaki hediyeler her zaman incelemeye tabidir.

Dikkatlice reddedildi.

Ona mücevher almadım, hayır.

-Tatile çıkardınız mı? -Hayır.

-Ama özür dilediniz mi? -Evet.

Yine de barışmadı.

Soruldu ve cevaplandı Sayın Yargıç.

Eşinizi çok incittiniz ve telafi etmek istediniz.

Eşinizin sizinle barışmasını istediniz.

Ama parfüm ya da mücevher almadınız, tatile çıkarmadınız.

Yaptığınız şey bu duruşmada tanıklık etmek...

İtiraz ediyorum.

Avukat Bey tanıklık etmekle kalmıyor Sayın Yargıç,

çok saçma sonuçlara da varıyor.

Bir cevaba ihtiyacım yok Sayın Yargıç.

Bence bariz.

Hey, tutun lütfen.

Teşekkürler.

Sizi tanıyor muyum?

Sanmıyorum.

Polissiniz, değil mi?

Hayır.

Polis görüntünüz var.

Merhaba. Diane Lockhart lütfen.

Maia Rindell.

Merhaba.

Mobilyayla güzel görünüyor.

Teşekkürler.

Biraz soğuk.

Bugünlerde biraz kendimi kaybetmiş hissediyorum.

Ve tekrar sağlam bir yüzey bulmaya çalışıyorum.

Kulağa zekice geliyor.

Sanırım o sağlam yüzey seninle olmamak anlamına geliyor.

Hızlı oldu. Bir şey mi buldunuz?

Evet, sanırım.

Bu, Lucca. O da davada çalışıyor.

-Evet, Lucca'yı tanıyorum. -Merhaba Kurt.

Craig Savador'un üstüne yerleştirildiğini söylediğin

Glock 17'in seri numarası.

"Üç, yedi, altı, tire, sekiz, sekiz, üç, dört, beş."

Tamam.

Polis veri tabanında eşleşme çıkmadı ama bunu buldum.

"Bir yıl öncesinde bir spor malzemeleri mağazası soygunundan

dört Glock 17 kurtarıldı."

Ve polis şu seri numaraları kaydetmiş.

"Sekiz, sekiz, üç, dört, üç."

"Sekiz, sekiz, üç, dört, dört."

-Ve... -"Sekiz, sekiz, üç, dört, altı."

-Dört, beş kayıp. -Doğru.

Yani spor malzemeleri soygununu soruşturan kişi almış.

-Teorim bu. -Whitehead.

Soruşturmacı o değilmiş.

Kimmiş?

Rashid Clarkson.

Neler oluyor?

Mahkemede Memur Whitehead'i tanıyıp tanımadığınızı sordum.

"Hayır." dediniz.

Müvekkillerin bana yalan söylemesinden nefret ederim.

Neden bahsediyorsunuz?

Kişisel olduğunu düşünürüm. Düşünmemeliyim ama düşünürüm.

Bir düşük düzey uyuşturucu satıcısı

bir Glock 17 tabanca bulundurmaktan on yıl ceza aldı.

Spor malzemeleri soygunundan almışsınız ama delil raporunuza yazmamışsınız.

Uyuşturucu satıcısı silahın kendisine ait olmadığını söylemiş.

Tutuklayan memurun yerleştirdiğini söylemiş.

Whitehead.

Whitehead silahı nasıl aldı?

Bunu bana açıklar mısınız? Çünkü sanırım buradan

milyonlarca dolarlık uzlaşmanız yok oluyor gibi duruyor.

Bu ne demek? Kafa sallamak ne demek?

Baskınlardan silah alıyorduk.

-Siz ve Whitehead mi? -Evet.

Ele geçirdiğimiz silahlar sokakta popülerdi.

Olay yerinde bırakmak için mükemmellerdi.

Bir tane isteyen memurlara veriyorduk.

Whitehead sizi neden vurdu?

Sanırım ona saldıracağımı düşündü.

Bekleyin. Şimdi gitmemiz gerekiyor.

-Neden? -Tanrım. Haklısın.

Avukat müvekkil gizliliği.

Bunu dinleyemeyiz.

Tamam.

Her şeyi anlatın.

Davama ne olacak?

Şanslıysak ve gerçeği, gerçeğin tamamını anlatırsanız...

...belki bir anlaşma alabiliriz.

Refah Toplumu.

Bakıyorum ve şimdikinin yerine olabilecek bir dünya görüyorum.

Çeşitlilik, iş birliği.

Bunu inşa etmek için çok şey yaptınız beyefendi.

Rüya gibi geliyor.

Çok uzun zaman önceydi.

-Belki şimdiki kâbustur. -Kesinlikle öyle.

Bir delil bulduk Bay Waltzer.

Ve Chicago Polisi'nin hâlâ 8,3 milyon ödemesi gerektiğini düşünüyoruz.

Hayır.

Okuma gözlüğümü getirmedim.

Okuma gözlüğü kullanmıyorsunuz.

Bunlar Danny Whitehead'in yaptığı, tutukluların üstünde

sözde silah bulduğu tüm tutuklamalar.

-Görebileceğiniz gibi epey var. -Evet, tamam.

Ve bu silahların

Whitehead tarafından yerleştirildiğine dair bilgiyle karşılaştık.

Gerçekten mi?

Karşılaşıverdiniz, öyle mi? Ama bu nasıl oluyor?

Müvekkilimiz Rashid Clarkson, yerleştirmesi için

Whitehead'e bu silahları sağlamış.

Whitehead'in üstlerinde silah olduğuna dair

ifadesinden dolayı cezaevinde 20, 30 suçlu olduğunu düşünüyoruz.

Ve bu müvekkilinizden mi geldi?

-Evet. -Ve avukat müvekkil gizliliğinden dolayı

kullanamıyor musunuz?

Bize izin vermediği sürece.

Yani artık mesele hukuk değil. Bu bir poker oyunu.

Öyle diyebilirsiniz. Ama bence Chicago Polisi 30 yargılamanın

tekrar açılmasındansa parayı ödemeyi tercih eder.

İşte dört idealist buradayız, İsa'nın kıyafetleri için kura çekiyoruz.

Öyle diyebilirsiniz.

Müvekkilimle konuşurum.

Ve bu arada hepiniz siktirip gidebilirsiniz.

Tabii ki berbat hissediyoruz.

Çünkü argümanına inanıyoruz.

Ama şu anda bir çıkar çatışması var.

Çatışmayı bile söylemeyecek misiniz?

Maalesef çatışmayı açıklamak bile hukuki etiği çiğner.

Tanrım, kulağa bayağı geldi.

Craig, üzgünüm. Çok üzgünüz.

Başka bir avukat bulmana yardım edeceğiz.

Tabii.

Teşekkürler.

Suçsuzluğa dayanan bir hüküm sonrası dilekçesi verebiliriz.

Biz veremeyiz. Ama başkası verebilir.

-Mesela kim? -Firmamızda çalışmayan biri.

Zamanı ve kaynağı olmayan bir kamu avukatı mı?

Başka seçeneğimiz yok.

Aptalca. Bu...

Gidelim.

Marissa haklarından gelmeden bu uzlaşmayı alamazdık.

İşte.

Tamam.

-Teşekkürler ama çok yardım aldım. -Ve Jay.

CEVAPSIZ ARAMA

MESAJ GÖNDER ARAMAYA DÖN

Bravo Jay.

Adrian, seninle konuşabilir miyim?

Başım belada.

Biri avukatımı arasın.

Şunu söyleyeyim, likörümün hepsini içmeyin.

Çok geç.

8,3 milyon.

Bir yıldır o kadar büyük bir ödeme almadık.

Susma kuralını kabul ettin.

Ne?

Chicago Polisi'nin susma kuralını.

-Kabul ettin. -Hayır.

Avukat müvekkil gizliliği.

Rashid müvekkilimiz. Susma kuralımız bu.

Sorun ne Jay?

Arkadaşım Craig, Whitehead'in

üstüne attığı saçma bir silah suçlaması yüzünden hapiste çürüyor.

Tamam.

Bu uzlaşma onun hayatını sikti.

Neden bahsediyorsun?

Yerleştirilen silahla ilgili Rashid'in ifadesine ihtiyacımız vardı.

Evet ama müvekkilimizin izni olmadan kullanamayız.

-O zaman neden almaya çalışmadık? -Çünkü arkadaşın müvekkilim değil Jay.

Müvekkilim Rashid.

Onu temsil etmekle ve riskten korumakla görevliyiz.

-Pis bir polis olsa bile mi? -Yargılanan Rashid'in ahlakı değildi.

Bu dava beyaz bir polis tarafından vurulan

silahsız, sivil bir siyahi polisle ilgiliydi...

Hayır, bu dava birbirine saldıran iki sahtekâr polisle ilgiliydi.

Biri zengin oldu ve diğeri cezasız serbest kaldı.

Ve Craig gibileri hapiste çürüyor.

Jay, arkadaşın suçsuzsa

Rashid'in ifadesini kullanmadan harekete geçebiliriz.

Çıkarmak biraz daha sürebilir ama hey...

Ama hey, zengin olasınız diye Craig'in hapiste beklemesine izin verebiliriz.

Bu davalar nasıl yürür bilirsin.

Patronun olarak söylemek zorundayım, çocukça

ve amatörce davranıyorsun.

Amatörce davranmıyorum.

Gerçeği söylüyorum.

Jay, işler arkadaşın için iyi gitmediği için üzgünüm.

Ama firmama gelip

böyle davranma hakkına sahip olduğunu nereden çıkardın?

Çünkü bizim de firmamız!

Kurnazca bir oyunu hileyle oyna diye burada çalışan,

zamanlarını feda eden, saatlerce çalışan,

sırlarını döken insanların!

"Hile" mi dedin? "Hile" mi? Şimdi hileci mi oldum?

-Doğruysa kabullen. -Hey!

Ben hileciysem sen...

-Cahil bir... -Ne?

Cahil bir neyim?

Dostum, kıçına tekmeyi basmadan ofisimden siktirip git.

Değmezsin bile.

İstifa ediyorum.

Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.