Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Evet, lütfen kameraya bakın ama sizi geçtiğinde çıkın beyefendi.
Tamam mı? Kamerayı bire gönderelim.
-Beni duyabiliyor musunuz beyefendi? -Evet.
-Bir dakika konuşabilir misiniz? -Ne hakkında?
Herhangi bir şey. Ses kontrolü yapmamız lazım.
Kontrol. Bir, iki, üç, dört. Kontrol.
Güzel. Sadece bir dakika olacak.
Ana stüdyomuzun yayınını duyacaksınız ve Ted sizi tanıtacak.
Lense konuşun lütfen.
Doğru. Teşekkürler.
Affedersiniz. Bunlar bedava hizmet de veren avukatlar.
Lütfen bırakın bitireyim hanımefendi.
Özür dilerim. Sizi göremiyorum.
Benim Dikiz davasıyla alakam yok
ama bence savunma avukatının bu noktayı kabul etmesi hataydı.
Teşekkürler beyefendi.
-Bu kadar mı? -Evet. Bir saniyeye
mikrofonunuzu çıkarmaya geleceğim.
Affedersiniz.
-Ne? -Dün geceki program.
-İyiydiniz. -Teşekkürler. Diane? Julius?
Ofisinizdeler. Ve bir ziyaretçiniz var. Konferans odasına alacağım.
-Kim? -Bilmiyorum. Dale bir şey.
-Günaydın. -Bay Jeffrey Toobin, nasıl geçti?
Hızlı. Evet, konferans odasındaki kim?
Dale Kuzma, Dikiz Haberleri'nin editörü.
Kahretsin.
Dün gece Dikiz'le ilgili konuştum. Muhtemelen kızmıştır.
Bir dahaki sefere bilirkişi olmamı istediklerinde "Hayır." deyin.
Dur. Lucca'yı konuşmalıyız.
Hamileliğini soramayız. Yasa dışı.
Ve Lucca hiçbir şey söylemiyor.
Hayır ama iki ay içinde Marconi davasını alacak,
yani bir değişiklik yapacaksak şimdi yapmalıyız.
Bu yüzden hiçbir şey söylemiyor.
Yılın en büyük davasında ikinci avukatlığa atılmak istemiyor.
Tamam, arkadaşı Maia'yla konuşurum.
Doğum tarihini biliyor olabilir.
Ben...
-Davam ve söylediklerinizle ilgili... -Bakın, hiçbir şey söylememeliydim.
-Ve bu avukatınızla sizin aranızda. -Avukatımı kovdum. Sizi istiyorum.
-Affedersiniz? -Yeni avukatım olmanızı istiyorum.
-Benden ne istiyorsunuz? -Bay Kuzma, duruşmanın ortasındasınız.
-Hayır, jüri seçimini yeni bitirdik. -Duruşmalarda aylarca hazırlık olur.
Ve yorumlarım, avukatınıza eleştirilerim
-tamamen gereksizlerdi. -Ama... Doğrular mıydı?
Yani... Muhtemelen farkında olmadığım bazı bilinmeyenler var.
Ücret falan mı istiyorsunuz?
Bay Kuzma, Yargıç sürecin bu kadar geç bir zamanında
avukat değişimini asla kabul etmez.
Hayır, eder. Şimdiki avukatımdan nefret ediyor.
Haydi ama. Burada iyilik güçleriyle kötülük güçleri karşı karşıya.
-İyiliğe katılın. -Evet, tamam.
-Sorun ne? -Bir ziyaretçiniz daha var.
İnsanlar artık randevu almıyor mu? Kim?
-Franz Mendelssohn. -Franz Mendelssohn mı geldi?
-Resepsiyonda. Kim ki? -Tanrım. Bizi satın almak istiyor.
Hayır, Stanley ve Gledhill'i satın aldı.
Ne olmuş? Yaptığı şey bu. Küçük firmaları yutuyor.
-Ne istediğini söyledi mi? -Hayır. Sorayım mı?
-Hayır. -Hayır.
Çünkü "Hayır." dedim.
Müvekkilime götürmemi isterseniz bir sıfır daha ekleyin.
Kapatmalıyım. Bay Boseman, merhaba. Franz Mendelssohn.
-Memnun oldum. -Tanışmamış mıydık?
-Chicago ve tanışmamış mıydık? -Sanırım farklı çevrelerdeyiz.
Artık aynı çevredeyiz. Ve Diane Lockhart, seni tanıyorum.
Franz, merhaba. İyi göründüğünü görmek güzel.
Pek iyi değilim. Garip zamanlar. Ve Julius Cain, değil mi?
Evet. Merhaba.
Evet, randevu almadığım için üzgünüm.
-Sorun değil. -Sorun değil.
Ama bugün İnternet'te videonu gördüm Adrian
ve "Bizimle olması gereken biri." dedim.
-Videom mu? Videom olduğunu bilmiyordum. -Ve 300 bin beğeni.
Vay canına.
-Bir dakikan var mı? -Lütfen, evet.
Teşekkürler.
Evet, neden geldiğimi söyleyeyim.
-Franz, lütfen otur. -Hayır, sorun değil.
-Volta atmayı severim. -Ben de.
O zaman kafesteki canavarlar gibi birbirimizin etrafında dönelim.
Eminim geçen hafta Wilk Hobson'ın intihar ettiğini görmüşsünüzdür.
Evet, korkunç.
Ama ortaklarının polis değerlendirmesine katılmadığını biliyor muydunuz?
Birbirinin kopyası olan o cinayetlerden olduğuna inanıyorlar.
Kızgın bir müvekkilin bir avukatı daha öldürdüğüne.
Şimdi, altı büyük firma birkaç haftadır bu sorunla ilgili ne yapılacağını
tartışmak için toplantı yapıyor.
Roger Hill'e minibüs çarptı. Dan Oxenbold göğsünden vuruldu.
Şimdi de Wilk Hobson.
-Sıradaki toplantıya gelmenizi istiyoruz. -Ama büyük altılıdan değiliz.
Doğru ama Adrian, seni dün haber kanalında gördük ve etkilendik.
Bir firmayı daha davet etme kararı aldık, sizinkini.
Bu toplantıların konusu ne?
İşlerimizin ve hayatlarımızın varlığına yönelen bir tehdit.
Chicago avukatları öldürülüyor
ve yetkililer bize yardım edemiyorlar çünkü avukat şakaları yapmakla meşguller.
Kimse endişemizi paylaşmıyor, o yüzden kendimiz için bunu yapmak bize düşüyor.
-Saygı. -Kesinlikle.
Yedi firmadan biri mi? Dün gece haberlerde ne söyledin?
Bilmiyorum. Aptalca olduğunu düşündüm.
İyiydiniz. Bir bakmalısınız.
Avukatların başına bunun geleceği uzun süredir belliydi.
Şu anda tetiktelerse belki de bu iyi bir şeydir.
Affedersiniz. Bunlar bedava hizmet de veren avukatlar.
İyi görünüyorsun.
Büyük kafadan dolayı. Büyük kafalar TV'de iyi durur.
-Lütfen bırakın bitireyim hanımefendi. -Affedersiniz, ben hanımefendi değilim.
Özür dilerim. Sizi göremiyorum.
Tamam, 30 saniye. Dikizhaberleri.com'un yakın zamandaki davası Adrian,
son hukuki hamlelerine yorumun var mı?
Benim Dikiz davasıyla alakam yok
ama bence savunma avukatının bu noktayı kabul etmesi hataydı.
-Tekrar çıkmanı istediler mi? -Bu hafta. "Hayır." dedim.
...Birinci Değişiklik Maddesi'ne bağlı. Yani sadece o değil...
Çok teşekkürler Bay Boseman.
Belki tekrar düşünmelisin. Gore Vidal'ın ne dediğini biliyorsun.
"Seks yapma ya da televizyona çıkma fırsatını asla kaçırma."
Tamam.
Avukatların başına bunun geleceği uzun süredir belliydi.
-Uygun iş istasyonu yok mu? -Çok geç geldim.
Hızlıca bir soru soracağım. Lucca seninle konuştu mu?
-Ne hakkında? -Durumu hakkında.
-Hayır. -Sence konuşacak mı?
Sanırım anne adayı olarak değil de avukat olarak görülmek istiyor.
Tamam.
Marconi davasında sıradaki ön duruşma talebi ne zaman?
-Yarından sonra. -Tamam. Taleple sen ilgilen.
-Bay Cain? Lucca birinci avukat. -Evet ama bu talep için değil.
-Sen al. -Neden?
Çünkü ben ortağım, sen avukatsın. Almanı istiyorum.
-Durun, mesele Lucca'nın durumu mu? -Hayır.
Mesele birinci avukat olma fırsatı yakalaman.
Lucca biliyor mu?
Hayır.
Git, söyle.
Hey, hâlâ masa yok mu?
Hayır, ben... Umursamıyorum. Köşeyi seviyorum.
-Polise eşlik ettiğinden beri farklısın. -Hayır, aynıyım. Tamamen aynıyım.
Evet, Marconi ertelemesinde
Adalet Bakanlığının sorunlarını kendilerine karşı
kullanabileceğimizi umuyorum.
İş yüklerine baktım
ve aktif davalarının yüzde 70'inde erteleme istemişler.
Julius sıradaki talepte benim avukatlık etmemi istedi.
Ne?
Julius sıradaki Marconi talebinde benim avukatlık etmemi söyledi.
-Neden? -Söylemedi.
Ama durumunla ilgili konuştu.
Siktir.
-Bilmek istedikleri sadece... -Biliyor musun? Bu beni ilgilendirir.
Öyle. Haklısın, seni ilgilendirir.
Ama bana bile söylemedin ve ben senin arkadaşınım.
Hamileyim. Bebeğim olacak.
-Tebrikler! -Teşekkür ederim.
Bir kısmı bu kelimelerin ağzımdan dökülmesini sağlamaktı sadece.
-Tuhaf geliyor. -Biliyor musun? Ağzından iyi döküldü.
Diğer endişem de ortaklık yolunda olmam.
Kariyerimde ilk kez biraz kabul görüyorum.
Ve şimdi beni cezalandırmak için bunu kullanacaklarından korkuyorum.
Yapamazlar. Hukuki olarak.
Bak, söylemezsen seni geri çekmek onlar için daha kolay olacak.
O zaman meselenin performans olduğunu söyleyebilirler.
Hamileliğini kayda geçirmelisin.
-Bunda haklısın. -O zaman onlara söyle.
İşte yine buradayız.
Bayan Lutz. Nasılsınız?
Her avukat cinayetinde sizi düşünüyorum.
Ben de her katil tutuklamasında sizi düşünüyorum.
Çok ortak noktamız var. Dalaşmaya hazır mısınız?
Ayağa kalkın. Dinleyin.
Cook İlçesi Gezici Mahkemesi'nin bu ayağında
ertelemeye uygun olarak oturum şimdi başlayacak.
Sayın Yargıç...
Hoş geldiniz jürideki hanımlar ve beyler. Lütfen.
Şimdi göreceğiniz şey için sizi hazırlayayım.
Duruşmalar televizyonda gösterilenlere hiç benzemez.
Adalet yavaştır. Burada hiçbir şey 60 dakikada karara bağlanmaz.
TV avukatlarının tadını çıkarmakta sorun yoktur
ama gerçek hayattaki avukatlar neredeyse mahkemeye bile gitmezler.
Aslında davanın yüzde 90'ı sadece evrak işidir. Yüzde 90...
-Merhaba. -Kimsiniz?
-Bay Adrian Boseman. -Ve Bayan Diane Lockhart.
Savunma makamı avukat değişikliği öneriyor.
Jüri dışı alana lütfen.
Bu, televizyonda görmüş olabileceğiniz,
avukatların yargıçtan bir şey istemesine bir örnek.
Ama inanın TV'deki kadar ilginç değil.
Sayın Yargıç, sanık daha başlamadan duruşmayı aksatmak istiyor.
Sayın Yargıç, Bay Kuzma daha önceki avukatının
yerini alıp alamayacağımızı sordu.
Sanığın istediği temsilciyi
-seçmesine izin verilmeli. -İstediği temsilciye izin verildi.
-Şimdi fikir değiştirmiş. -Sanık, avukatlarını seçebilir
ama bunun sandalye kapmaca oyununa dönüşmesine izin vermeyeceğim.
-Anlaşıldı mı? -Evet Sayın Yargıç.
Anlaşıldı Sayın Yargıç. Erteleme talep ediyoruz.
Tabii ki edersiniz.
Hukuki olarak Bay Kuzma'yı temsil etmeye yeni başladığımız için
duruşmaya düzgünce hazırlanmak en az...
Davacı itiraz ediyor. Jüri yerini aldı. Duruşma süreci başladı.
Kabul edildi.
Nasıl oluyor da bu kadar çok avukat öldürülürken
mahkeme salonum hâlâ onlarla dolu?
Yangın her şeyi aldı.
Annemin bana bıraktığı piyanoyu, fotoğraf albümlerimi.
Ve bu sizin eviniz miydi Bayan Honeycutt?
Evet.
Ve bu da evinizin sonraki hâli mi?
Bayan Honeycutt'ın
duygusal biçimde "Evet." cevabını verdiği kayıtlara geçsin.
Şimdi... Üzgünüm Bayan Honeycutt. Sadece bir soru daha.
Bu sizin köpeğiniz mi?
-Tanrım. -Evet.
Ve yangında öldü, değil mi?
-Evet. -Peki bu yangın için kimi suçluyorsunuz?
İtiraz ediyorum Sayın Yargıç. Tahrik edici. Sonuca varmaya davet ediyor.
Sonuç bu duruşmanın amacı, değil mi?
Yine de jüriyi uyaracağım.
Jürideki hanımlar ve beyler, duruşma asla TV'deki kadar dramatik olmaz.
Burada meseleyi 60 dakikada karara bağlamayız.
O yüzden bir tanığın sanığı işaret etmesi dediğini doğru yapmaz.
Lütfen bunu aklınızda tutun.
-Bayan Honeycutt, devam edebilirsiniz. -Onu ve İnternet sitesini suçluyorum.
-Ama kibriti o yakmadı mı? -Hayır.
Ama ev adresimizi yayınladı
ve başımıza gelen her şeyi hak ettiğimizi söyledi.
-Kibrit bu. -Teşekkürler. Çok üzgünüm Bayan Honeycutt.
Köpeğinizin adı neydi?
Puffy.
-Puffy'yi buldunuz mu? -Hayır.
Seni kışkırtmaya çalışıyor. Aldanma.
Bayan Honeycutt, başınız sağ olsun.
Bayan Amber Wood Lutz'ın yanında oturan kim?
Oğlum Dennis.
Ve oğlunuz Dennis sizinle yaşıyor, doğru mu?
Şu anda evet.
Ve sizinle yok olan evinizde mi yaşıyordu?
Kalça protezi taktırdığımdan beri bana yardım ediyor.
Ve oğlunuz Dennis bir Neonazi, doğru mu?
-İtiraz ediyorum. Tahrik edici. -Doğru değilse hanımefendi "Hayır." der.
Soru bile yangın için gerekçe ima ediyor.
Soru müvekkilimin bu kişilerin adresini yazdırma gerekçesini ima ediyor...
-Sayın Yargıç... -...ve sadece bundan yargılanıyor.
Gürültü için üzgünüm. Bazen burada işler biraz kontrolden çıkabiliyor.
Reddedildi. Cevaplayabilirsiniz.
Oğlum iyi bir çocuk. Çok çalışıyor ve çok okuyor.
Ve Nazi değil, Neonazi de başka versiyonu da değil.
Ama Konfederasyon askeri heykelindeki Oak Woods eylemine gitmedi mi hanımefendi?
Gitti ama tarih tutkunu olarak.
Bu, Dennis'in fotoğrafı mı Bayan Honeycutt?
Evet ama herkese durması için bağırıyor.
Bayan Honeycutt...
Bu gerçekten herkese durması için bağıran birinin suratı mı?
300 bin.
O mahkeme salonunda olanı görmedin mi? Jüri ona bayıldı.
Evet ama oğlundan nefret ediyorlar.
300 bin. Evini yeniden inşa etmeye yeter.
Hayır, 10,5 milyon. Acı ve sıkıntı.
Tanrım, herkes burada.
Beni işe almayanların hepsi.
Bak, Elvis White.
Ve Roger Woodruff. Beni mahkemede iki kez yendi.
Çıplak olduğumu fark ettiğim kâbusun başlangıcı gibi.
Affedersiniz.
-Adrian. -Franz.
-Franz, merhaba. -Diane, geldiğin için teşekkürler.
-Teşekkürler. -Herkes geldi. Başlayalım.
-Hayır, teşekkürler. -Teşekkürler.
Bayan Wood Lutz.
Görünüşe göre çeşitlilikleri varmış gibi gösteriyorlar.
Çakalların neden hiç tanışmadığını görmek üzereyiz.
Hepiniz hoş geldiniz. Hepimizin hâlâ sağlıklı olmasından memnunum.
İlk gündem, herkesten kaybettiğimiz arkadaşlarımızın eşleri için olan fona
20 bin dolar katkı yapmasını istiyoruz.
Cimrilik etmeyelim. Bence hepimiz 40 bin ayırabiliriz.
Hiçbirimiz güçlük çekmiyoruz.
Çek defterinizi vicdanınız yönetsin.
Acı gerçek bugünlerde kendi kendimize yapmak zorunda oluşumuz.
Bariyersiz bir dünyada küçümsenenleriz.
Ve fazla acıklı konuşmak istemem ama avlanıyoruz da.
"Fazla acıklı konuşmak istemem."
Sen nasıl adlandırıyorsun? Üç Chicago avukatı öldü...
-Müvekkiller öldürdü. -Yetkililer şakalar yaparken.
-Bazen haklı olarak. -Hayır.
Bu velvele neden? Bir dakika.
Tamam. Müvekkil listelerini kimler polise verdi?
Haydi, ellerinizi kaldırın. Hiç kimse.
Bu konu dışı. Avukat müvekkil gizliliği bunu engelliyor...
Saçmalık.
İstesek beş dakikada bir savcının o kayıtları istemesini sağlayabilirdik.
-Zorluk şu... -Sebebi kimsenin istememesi.
Durun. Zorluk, müvekkillerin bizi bırakacak olması.
İsimlerini polise verdiğimizi öğrenirlerse...
-Doğru, masum olanlar bile. -Hayır. Sorun biziz.
Birbirimizin müvekkillerini
kapacağımızdan korkuyoruz. Mesele müvekkillerin ayrılması değil.
-Mesele çalmamız. -O zaman çözüm ne?
Polis topu bize atıyor, bizim sorunumuz olduğunu söylüyor.
Güney Yakası ev işgalcileri olmadığımızı, vergi matrahımızı hatırlatalım.
Rahm'la konuşalım, ona karşı dürüst olalım.
Parasının nereden geldiğini biliyor.
-Doğru. -Rahm buna dokunmaz.
Yardımcısı dokunabilir. Warren Hesseman.
Doğru. Warren 2019'da aday olacağını çıtlattı.
Duruşma avukatlarından para arayacak.
Polisle de arkadaş.
-Sorun çözüldü. -İşte. İyi düşündün Adrian.
Yayına beş dakika.
GÜNÜN YORUMU
Evet... Geri gelmişsiniz.
-Evet. -Güzel.
Çizgiyi geçmememiz için bana öfkelenmeyin.
Tekrarlar mısınız?
Ben genç, öfkeli aktivistim. Siz yaşça büyük Obama devlet adamısınız.
Programda iki siyahi bilirkişi bulundurmanın tek yolu bu.
İkimiz de kendi kulvarımızda kalacağız.
Tamam mı?
Seni aramızda görmek güzel Adrian.
Geçen sefer eğlenceliydi. İyi viral videolar çıktı.
-Böyle devam et. -Teşekkürler.
Her zamanki gibi hukuk uzmanı ekibimiz
bu haftanın hukukuna dair bakış açılarını sunuyor.
Ve art arda dördüncü kez bu hafta da müvekkillerin avukatları öldürdüğü
garip cinayetler dizisine bakıyoruz.
Gece bir cinayet daha işlendi. Bu seferki hâlâ çözülemedi.
Bir avukat, köpeğini gezdirirken açık garajında vuruldu.
Donna Evans. Burada saldırıya uğrayan bir camiyi temsil ederken görülüyor.
Polis erkek arkadaşından şüpheleniyor
ama birçok kişi müvekkil cinayetlerinden olduğunu düşünüyor.
Düşüncelerin ne Jedidiah?
Bence Donald Trump'ın başını çektiği Müslüman karşıtı histerinin bir parçası.
Müslüman yasağını en önemli şey yaptı...
-Her şey ırkçılık değildir. -Irkçı olan her şey ırkçılıktır.
Tamam, bakın. Bu kadın İslamcı radikallerle uğraştı.
Aklında ne vardı? Canına mı susamıştı?
Mesele saygısızlık edilen bir camiydi Chuck, IŞİD değil.
Evet ama bu avukat gün bazında aşırı İslamcılıkla uğraşıyordu.
Neye bulaştığını bilmeliydi.
-Neden bahsettiğini biliyor musun? -Devam et Adrian.
Hayır, sorun yok.
Hayır, bence sizin kadar biliyorum beyefendi.
Açık sınırlar ve küreselleşme adına
köktencileri şımartmakta çok hızlıyız.
Ama gerçek insanlardan bahsediyorsun Chuck. Donna Evans'ı tanıyordum.
Harika bir avukattı. Kısa hayatında
senin yapıp yapacağından daha fazla iyilik yaptı.
Ben çıkıp İslamcı radikalleri savunmuyorum.
Hayır, burada cahilce konuşup durmak için
yılda 170 bin dolar alıyorsun Chuck.
Bu ne cüret? Avukat olarak sen ne kadar kazanıyorsun?
Bana gururlu numarası yapma.
Şimdi de benim işimin peşinde misin? Kim kazanacak göreceğiz.
Muhtemelen haber kanalının tek kuralından bahsetmeliydim.
Asla ama asla paradan bahsetme.
-Evet. -Tanıştığıma memnun oldum.
-Adrian. -Günaydın.
-İlginçti. -Hangi kısmı?
Yılda 170 bin dolar kısmı. Gerçekten bu kadar mı alıyor?
-Kendimi kaybettim, değil mi? -Hayır.
Kendini kaybetmeni gördüm. Bu bilinçliydi.
İçimdeki dram duygusu.
Üzgünüm. Bunu hiç yapmam ama siz haber kanalındaki kişisiniz, değil mi?
Annem dün gece sürekli sizden bahsetti.
Onun için bir şey imzalayabilir misiniz? Adı Eunice.
Savunma makamı sana "Nazi" dedi Dennis.
-Öyle misin? -Hayır hanımefendi.
Oak Woods Mezarlığı'ndaki eylemde sen de vardın.
Eylemde Neonazilerin de olduğu iddia edildi.
Hapsedilen ve ölen Konfederasyon askerlerini
şereflendirmek için oradaydım.
Katıldığın eylem çeşitli ırksal ve etnik grupları
tedirgin etme amacı taşımakla suçlandı.
Benim amacım o değildi. Yani sadece tarihimizi kaybetmek istemiyorum.
Mükemmel olduğundan değil. Mükemmel değil.
O ölen Konfederasyoncular
Jesse Owens ve Harold Washington'la aynı mezarlığı paylaşıyorlar.
-Bu konuda düşünmeliyiz. -Anladım. Peki...
-Bence bunu almalısın. -...oradan ayrılmak zorunda hissettin mi?
-Ne? Neden? -Jüri.
İfade boyunca seni izlediler. TV insanlara bunu yapıyor.
-Teşekkürler Dennis. -Tanrım.
-Başka sorum yok. -Haydi.
Bay Honeycutt.
Yani eylemde Nazilerin olduğunu biliyordunuz
ama Nazi değil misiniz?
Asla.
Başkan'ın bahsettiği çok iyi insanlardan biri misiniz?
-Alaycılığa itiraz ediyorum Sayın Yargıç. -Doğrudan alıntı Sayın Yargıç.
Yine de kabul edildi.
Facebook sayfanıza göre Bay Honeycutt,
İç Savaş oyuncususunuz, öyle mi?
Evet beyefendi.
Ve bazı oyuncuların giydiği üniformalarla ilgili
öfkeli bir gönderi paylaştınız mı?
Chickamauga Muharebesi'nde cırt bantlı kıyafet giyiyorsan
saygı göstermiyorsun demektir.
Madem üniformaları böyle ciddiye alıyorsunuz,
katıldığınız eylemde giydiğiniz üniformadan bahsedin.
Üniforma giymedim.
Beyaz polo tişört ve haki pantolon. Diğer genç adamların çoğu gibi.
İtiraz ediyorum. Alışveriş merkezindeki satış görevlileri de giyer.
-Tartışmaya açık. -Kabul edeceğim.
Ulu Çekiç adlı İnternet sitesini biliyor musunuz?
Duydum.
Duydunuz. "Kahverengi gömleklerinizi ve gamalı haçlı kolluklarınızı kaldırın."
"Bugünün Wehrmacht'ı
devletin bizi ayırt edememesini gerektiriyor."
"Sadece haki pantolonlar ve beyaz polo tişörtler."
Giyindiğimde bunların hiçbirini düşünmüyordum.
Ayrıca gamalı haçlı kolluğum yok
ve olan insanlarla aynı kefeye konmak hiç hoşuma gitmedi.
Ya da alışveriş merkezindekilerle.
-Sayın Yargıç. -Bay Boseman,
-lütfen alaycılığınızı geri alın. -Tabii Sayın Yargıç.
Bay Honeycutt, inançlarınızı yanlış nitelediysem üzgünüm.
Sadece şöyle ki 2012'den...
...bazı yazılarınızı, gönderilerinizi geri alabildik.
Sonradan silmişsiniz.
-Birazını okuyacağım Sayın Yargıç. -İtiraz ediyorum Sayın Yargıç.
Zarar verici. Altı yıl öncesi.
Tanık reddetmekte özgür Sayın Yargıç.
Reddedildi.
"Gamalı haç takarak kendimizi kolay hedef hâline getiriyoruz."
"Klan'in beyaz kapüşonu gibi."
"Şimdi iktidarda olanların varlığımızı unutmalarına izin vermeliyiz."
"Yahudi para kazanmakla meşgul,
eş cinsel, kültürü kirletmekle meşgul
ve Etiyopyalı temsil ettiğimiz şeyi tanımak için fazla aptal."
-Buna inanmıyorum. -Ama o zamanlar inandınız mı?
Hayır, sadece diğer insanlardan alıntı yapıyordum.
Sadece bir gönderiydi. Sadece kışkırtmak içindi.
Kışkırtmak mı? Mesela Yahudileri kışkırtmak mı?
Mesela eş cinselleri ve siyahileri kışkırtmak mı?
Hayır! Hiçbir zaman ciddi olmadım! İnanmadım!
Kısa bir ara istiyorum Sayın Yargıç.
İyi. Muhtemelen tanığın bir şekilde yeni bir gizlenme yolu bulması lazım.
Bir dakikaya gelirler. İyi misin?
Evet. Neden?
Bir sebebi yok. Sadece soruyorum.
-Hamileyim. -Tebrik ederim.
-Şimdi herkese söyleyeceğim. -Tamam. Senin için parti veririm.
Hayır, lütfen. Yapma.
-Çok geç. -Hayır, cidden.
Bebek partilerinden nefret ederim.
Ama striptizcisi olan yeni, moda bir şey olacak.
-Lucca, beklettiğimiz için üzgünüz. -İçeri gel.
Toplantı için teşekkürler.
Ortaklara resmî olarak hamileliğimi haber vermek istedim.
Neden henüz kimseye söylemediğimi merak etmiş olabilirsiniz.
Sadece beklenmedik durum planı hazırlamak içindi.
-Bölebilir miyiz? -Evet, tabii.
-Tebrikler! -Tebrikler! Harika görünüyorsun.
Teşekkürler.
Doğumun 22 Mayıs'ta olması planlandı.
25 Mayıs'ta masama döneceğim, sadece üç iş günü kaçırmış olacağım,
hiçbiri mahkeme günü değil.
Tüm tıbbi randevular 09.00'dan önce olacak.
Evdeki çocuk bakımının tamamı planlandı.
Özel izin istemiyorum, ihtiyacım da yok.
Ara vermeden tam iş yükümle devam edebilirim ve edeceğim.
Ve özellikle üstünde bir yıl çalıştığım Marconi çifte cinayet davasında
birinci avukat olmaya devam etmek istiyorum.
Altı çocuk babası biri olarak...
...görevin doluluğundan söz açmak istiyorum.
-Anlaşıldı. -Ben de hukuka uygun olarak
planının arkasında olduğumuzu belirtmek istiyorum.
Yani devam et.
Nasıl geçti?
Evet, ne düşünüyoruz?
Hukuki olarak düşünemeyeceğimizi düşünüyorum. Sadece tepki vermeliyiz.
O zaman mahkemedeki performansına tepki vereceğiz.
Evet ve Maia'yı harekete geçmesi için hazırda bekleteceğiz.
Belediye Başkan Yardımcısı Warren Hesseman'a hoş geldiniz diyorum.
Duruşma avukatlarının en iyi dostu olduğumu şimdiden söyleyeyim.
Şimdi her zamankinden çok ihtiyacımız var. Onlar bariyerlerimiz.
O zaman polisle ara buluculuk yapmanızı istiyoruz.
Bu cinayetlere önem vermiyorlar.
Dışarıdan öyle görünebilir ama doğru değil.
-Katılmıyorum. -Wilk Hobson intihar etmedi.
Onu tanıyordum. Öfkeli telefonlar alıyordu.
-O zaman polis soruşturacak. -Soruşturdular bile.
-İntihar olduğunu söylediler. -Resmî olmayan bir beyandı.
Bak Warren, polisin bu vakaları ciddiye aldığını düşünmüyoruz.
-Ne yapacağız? -Endişelerinizi onlara ileteceğim.
-Ama yardımınıza ihtiyacım var. -Şimdi talep geliyor.
Hayır. Doğru ya da yanlış olabilir ama polis sizi düşman olarak görüyor.
Çünkü açıkçası bazen öylesiniz.
-Nasıl düşman oluyoruz? -Onları dava ediyorsunuz.
Tabii ki dava ediyoruz. Bu, polisi dürüst tutuyor.
Bazı firmalar polisi dava etmeyi görev ediniyor.
Lafı dolandırmayı bırak.
Bu masada polise karşı olan davaların yüzde 60'ından sorumlu
-tek bir firma var. -Her biri haklı davalardı.
Bunu inkâr eden yok ama polisin sizi karşısına almasına
-neden olan kışkırtma bu. -Sorun mağdurlar mı?
Polis yanlış yaptığında dava edilmelidir
ama bazen yanlış yapmıyorlar ama yine de dava ediliyorlar.
Bu, polisle diyaloğu çok daha zorlaştırıyor.
Polisin arkadaşımız olmasını istemiyoruz.
Sadece işlerini yapmalarını istiyoruz amına koyayım.
Tamam, burada bırakalım Warren.
Bizim için yapabileceğin her şeyi yapmanı istiyoruz,
biz de senin için ne yapabileceğimize bakacağız.
Polis şiddeti davalarımızla ne yaptığımız onları ilgilendirmiyor!
-Biz de bunu söyledik. -O zaman niye burada konusunu açıyorsunuz?
Nasıl algılandığımızı sizinle paylaşıyoruz, o kadar Julius.
Yani polis, işini
ancak biz polis şiddeti davalarımızı düşürünce mi yapacak?
Warren Hesseman ayağımızı denk almamız gerektiğini ima etti.
Böyle yapacağımızı söylemiyorum.
Bize bundan bahsediyorsun. Soğutucu etkisi nasıl olmaz?
Hiçbir şey söylemesek daha mı iyi olurdu?
Hayır, büyük altılı konferansını bıraksak daha iyi olurdu.
Sadece polis şiddeti davalarımızı
düşürme baskısı yaptığı için davet edildik.
Katılmıyorum. Masada bir yerimiz var. Büyük altılıyla oturuyoruz.
Gelebilecek tüm rahatsız olmalara değer!
İstemediğimiz bir şey yapmamızı talep ederlerse "Hayır." diyeceğiz.
Konuşan sen misin bilirkişi mi?
Savunma makamı Dr. William Brentwood'un ifadesini
çıkarmayı talep ediyor Sayın Yargıç.
Bu, ön duruşma talebi 234 mü?
YARGIÇ CLAUDIA FRIEND
Yoksa 235 mi?
Evet, kesinlikle öyle görünüyor, değil mi Sayın Yargıç?
Evet, yalakalık yapamadınız Avukat Bey.
İddia makamından da bu kadar talep geldi.
Bu Dr. Brentwood kim?
Sıçrayan kan deliliyle ilgili konuşması için
iddia makamının çağıracağı bilirkişi.
-Lütfen Sayın Yargıç... -Talebimi bitirmedim.
Ve yine iddia makamının bulgularını bize sunmasını istiyoruz.
Durum bir Brady İhlali'ne tehlikeli derecede yaklaşıyor.
Öncelikli bir talebim var.
-Delille değil, usulle ilgili. -Daha önce söylemeliydiniz.
O kadar hızlı müdahale ediyorsunuz ki fırsatım olmadı.
İkiniz gerçekten ilginçsiniz. Talep nedir Bay Morello?
-Erteleme Sayın Yargıç. -Bir tane daha mı?
İddia makamı duruşmanın 21 Mayıs haftasının başına
ertelenmesini talep ediyor.
Sayın Yargıç, bu absürt. İddia makamı dört aylık bir gecikme öneriyor.
"Absürt" biraz sert. Bu kadar karmaşık bir dava için
birkaç hafta alışılmadık değil.
Bu talep müvekkilimizin anayasal hızlı yargılanma hakkını
elinden alıyor.
Birkaç ay, hızlı yargılanma hakkı ihlali değildir Sayın Yargıç.
Tamam, eğlenceliydi. Koridora çıkmanızı istiyorum,
takvimlerinizi çıkarın ve bir tarihte karar kılın.
Bir saat içinde geri dönün, önerinizi dinleyeyim.
Durumdan faydalanıyorsun.
Hiçbir şeyden faydalanmıyorum. Bir davayı takip ediyorum.
Bir sonrakine binin.
Duruşmanın bebeğin geleceği hafta başlamasını istedin,
bu faydalanmak değil mi?
İddia makamı için uygun tarihleri seçtim,
hamileliğini görmezden geldim, hepimizden bunu yapmamızı bekliyor gibisin.
Tanrım, anladım. Maia'ya karşı savunma yapmak istiyorsun.
Ne?
Deneyimsiz olduğunu biliyorsun. Mesele bu.
Komplo teorilerini bırakır mısın lütfen? Ortada kötü niyet yok.
Merhaba. Buraya oturmamda sakınca var mı? Hemen işe dönmeliyim.
Hayır, buyur. Benim de acelem var.
Tanrım, hukuk firmasında çalışmaktan nefret ediyorum.
Bir de bana sor.
-Sen neredesin? -Mendelssohn, Grant ve Ortakları.
Evet, zor olduğunu duymuştum. Hangi avukat?
-Franz Mendelssohn. -Vay be, en iyisi. Bir sürü müvekkil.
-Yeni biriyle anlaşma yaptınız, değil mi? -Kimi kastediyorsun?
Şey... Evrakı gördüm. Chicago Polisi'nden biri mi?
Evet, onların medeni hukuk davaları. Daha bizde değil ama deniyoruz.
-Evet, oydu herhâlde. -Sen hangi firmaylasın?
Pinwheel, Winkler ve Ortakları.
Pinwheel, Winkler... Daha önce duyduğumu sanmıyorum.
Yeni başlıyoruz.
Gitsem iyi olur.
-Chicago Polisi'nde iyi şanslar. -Teşekkürler.
Diane, Franz Mendelssohn'la ilgili bilmen gereken bir şey var.
Cidden mi? Harika Marissa. Bravo.
Tamam, sonra konuşuruz.
Sayın Yargıç! Savunma makamı gözlerini devirdi!
İstemeden Sayın Yargıç. Gözlerim bazen kendi kendilerine karar veriyorlar.
Bay Boseman, tüm görsel yorumlardan kaçının.
Tabii Sayın Yargıç.
Bir soru daha sorayım Bay Kuzma. Davacının hoşuna gidecek bir tane daha.
Davacının ismini ve adresini neden yazdırdınız?
Çünkü Nazilerden nefret ediyorum.
Ve Nazilerin sokaklarda yürümesinden cidden nefret ediyorum.
İsteyerek duygusal sıkıntı mı yaratıyorum? Umarım.
Bay Kuzma, Dennis Honeycutt'ın adresini nereden buldunuz?
Telefon rehberinde var.
-Telefon rehberinde mi var? -Evet.
Yani kundakçıların adresi telefon rehberinden bulmuş olmaları da
aynı derecede olası değil mi?
İtiraz ediyorum. Konu dışı.
Bu sorunun cevaplanmasını neden istemediğinizi anlıyorum.
-Tüm avukatları odamda istiyorum. -Neden Sayın Yargıç?
Çünkü öyle dedim!
Gösteriş yeter Bay Boseman.
-Affedersiniz? -Bana bilmiyormuş gibi yapmayın.
-Jüriye oynuyorsunuz. -Sayın Yargıç, ben sadece...
Evet, aslında öyle. Jüriye argümanlarımızla oynuyorum.
-Benim işim bu. -Tavrınıza dikkat edin beyefendi.
Bilirkişiliğinden faydalanıyor Sayın Yargıç.
-Hayır, avukatlık yapıyorum. -Kasılmak bu.
Ve mahkeme salonumda buna izin vermem.
Kaç kere televizyona çıktığınız umurumda değil Bay Boseman.
Bunu mahkememin dışında bırakın.
Sayın Yargıç, Bay Boseman'ın neyi farklı yapması gerektiğini söyleyebilir misiniz?
-Affedersiniz? -Yaptığı,
-farklı yapması gereken şey ne? -Jüriye oynamayı kesmeli.
-Jüriye bakmayı mı kesmeli? -Söylediğim bu değil.
-Oturmalı mı? -Hayır. Ne yaptığını biliyor.
Sayın Yargıç, Bay Boseman'ın yaptığı şey...
...müvekkilimiz için etkili bir avukat olmak.
Nasıl değiştireceğini söylemeden davranışını değiştirmesini istiyorsunuz.
-O yüzden itiraz etmeliyim. -Neye?
Bay Boseman'a
müvekkilimizi etkili biçimde temsil etmeyi kesme emrinize.
-Emrimin gerektirdiği bu değil. -O zaman itirazımızı kabul mü ediyorsunuz?
-Hayır. -O zaman hüküm istiyorum Sayın Yargıç.
Saygı duyduğum bir avukattan alıntıyla
"Temyize götürebileceğim bir hüküm istiyorum."
Bir de bunu deneyin. Reddedildi.
-Teşekkürler Sayın Yargıç. -Kazanabileceğiniz bir dava var.
Kaybetmek için neden elinizden geleni yaptığınızı bilmiyorum.
Çünkü elimizi kolumuzu bağlamaya çalışıyorsunuz ve jüri bunu anlayacak.
-Başka bir şey var mı Sayın Yargıç? -Evet. Dışarı çıkın.
Teşekkürler.
Vay canına.
Baş belası benim sanıyordum.
Önce Marissa'nın bulduğu şeyi dinle.
-Ne buldun? -Yeni arkadaşınız Mendelssohn.
Sizinle oyun oynuyor.
Polis soruşturmasıyla ilgili gelişme yok
ama Bay Hesseman'la yaptığımız toplantıyı konuşmak ve yorumlamak istiyorum.
Konuşacak ne var? Her dediğimizi reddetti.
Bunun doğru olduğunu sanmıyorum. Bence çok yapıcı bir önerisi vardı.
Neydi?
Kuruma karşı polis şiddeti davalarımızın
başımıza bela olduğunu söyledi.
Sayıca değil,
ilgilenilen alan ve öfke bazında.
-Biz öyle değiliz. Davamız yok. -Adrian...
...eklemek istediğin bir şey var mı?
-Hayır. -Grup olarak birlikte çalışmaya
çabalamak için buradayız Adrian.
Polis kurumuna bomba attığınızda hepimiz hissediyoruz.
Sence kültürünüzü değiştirme kararı almaz mısınız?
Yeni müvekkilini bırakana kadar hayır Franz.
Yeni müvekkilim mi? Anlamadım.
İki ay önce Chicago Polisi'ne kendini pazarladın,
sorumluluklarını azaltabileceğini iddia ettin.
Bu doğru değil.
Chicago Polisi'nin işlerini firmana vermeyi düşündüğünün
doğru olmadığını mı söylüyorsun?
Hayır, iş talebimin bu grubun polisle olan işleriyle
hiçbir ilgisi olmadığını söylüyorum.
Ayırıcı bir duvar var.
Bu doğru mu Franz?
Kurum sözleşmesi edinebilmek için onları polis davalarına yüklenmemeye
ikna etmeye mi çalışıyordun?
-Hayır, hiçbir ilgisi yok... -Tabii ki tamamen bununla ilgili!
Buradaki hiç kimse
bu grubu çıkarıma kullanacak kadar alçalacağıma inanmaz.
Ben inanıyorum.
-Sanırım ben de. -Ben de inanıyorum.
-Affedersiniz. -Teşekkürler.
-Tanrım. -Hayal kırıklığı!
Başlamaya hazır görünüyorsunuz Bayan Quinn. Ne karar aldınız?
Sayın Yargıç, bir anlaşmaya varamadık.
Çünkü Savcı Yardımcısı'nın bu duruşma için ısrar ettiği tarih
bebeğimin doğumuyla çakışıyor.
-Tebrik ederim. -Teşekkür ederim.
Durumunuzu Savcı Yardımcısı'na açıkladınız mı?
Hayır çünkü gerek yok. Doğum tarihini zaten biliyor.
Babası.
Doğru Sayın Yargıç.
Savcı Yardımcısı durumumla ilgili bilgisini yani hamile bırakmasını
-kendi yararına kullanmaya çalışıyor. -Sayın Yargıç...
Beni dava dışı bırakmak istiyor
çünkü bu ona daha yüksek bir kazanma şansı verecek.
Bu...
Bay Morello, sıra sizde.
Düşüncelerinizi paylaşın.
Erteleme...
Sayın Yargıç...
...erteleme talep ettim...
...çünkü Adalet Bakanlığında argümanımızı hazırlamak için
daha fazla zamana ihtiyacımız var.
Birçok avukatımız istifa etti
ve bu davayı giden bir savcı yardımcısından devraldım.
-Bayan Quinn'in söylediği... -Haydi, Lucca de.
İsimlerimizi kullandığımız bir ilişkimiz olduğunu Yargıç biliyor.
Haklı.
Lucca'nın söylediği inanılmaz derecede alaycı.
İkiyüzlülüğünü söylemiyorum bile
çünkü şimdi sizin sempatinizi kazanmak için
hamileliğini kullanıyor Sayın Yargıç.
Evet, fark ettim.
Tanrım. Bu çocuğun harika ebeveynleri olacak. Tamam, şöyle.
Erteleme yok.
Bay Morello, duruşma tarihini ertelemenizin
gerçek nedenini kimse bilemez
ama iyi görünmüyor ve buna izin vermeyeceğim.
Argümanınızı hazırlayın. Duruşmaya gidiyorsunuz.
Ve Bayan Quinn...
...hamileliğiniz duruşmada size istisna kazandırmayacak.
Yani siz de hazırlansanız iyi olur.
Seni davadan atmaya çalışmıyordum.
Affedersin, randevun var mı?
Mahkemede stratejik davranmıyordum.
Seni davadan uzaklaştırmaya çalışmıyordum.
O zaman ne yapıyordun? Oraya git ve arkanı dön.
-Bir bebeğimiz olacak. -Benim bir bebeğim olacak.
-Erteleme senin hayrınaydı. -Tanrım.
Daha kötü olamaz diyordum ama işte.
Bu duruşma çok stresli olacak, tamam mı?
Çifte cinayet ve birbirimize bağıracağız.
-Şimdi dönebilir miyim lütfen? -Aslında hayır.
-Tanrım. -Bunun ne kadar çirkin olduğunu
biliyor musun?
"Colin, narin duygusallığın için çok endişeliyim."
"Belki buna katılmasan daha iyi olur."
İlk senemde bir savcı yardımcısı
kariyerinin en büyük duruşmasında düşük yaptı.
Olamaz. Aynı şey benim de mi başıma gelebilir? Cidden mi?
Lütfen biraz endişelenebilir miyim?
Hayır, endişelenemezsin.
DNA'nın küçük bir parçası içimde, o kadar. Seks yaptık. İkimiz de pişman olduk.
-Ben olmadım. -Tamam. Bu senin sorunun. Hoşça kal.
-Aslında farklı bir sebeple gelmiştim. -Colin, iyiyim. Gerçekten.
Dikiz Haberleri'ni temsil ediyorsunuz, değil mi?
Neden?
Çünkü birini tutukladık. Sizin için yararlı olabilecek biri.
-Kim? -Hayır, ilgilenmiyorsun, değil mi?
-Hayır, şimdi ilgileniyorum. -Hayır, ben gideyim.
Kim?
Lacey Harmon, Antifa aktivisti ve günlük borsacıyım.
Davacı Dennis Honeycutt'ı tanıyor musun?
Hayır ama biliyorum. Evini yaktım.
-Tanrım. -Ne dedi?
Tamam, sessiz olalım.
-Evini nasıl buldun Lacey? -İnternet'ten.
Facebook sayfasında sokak tabelasıyla fotoğrafı var.
Dikizhaberleri.com'dan bulmadın mı?
Hayır, siz beni bulana kadar duymamıştım bile.
-Başka sorum yok Sayın Yargıç. -Tamam. Başka bir şey var mı
Bayan Wood Lutz?
-Sadece ara Sayın Yargıç. -Öğle yemeği arası.
-300 bin. -Hayır.
Aslında devam ederseniz karşı dava açacağız.
İyiydi.
Diane Lockhart'ın ofisi.
Şu anda burada değil Bay Boseman.
Aslında seninle konuşmak için aradım Marissa.
-Benimle mi? Neden? -Teşekkür etmek için.
Mendelssohn'ın kötü sırrını öğrendiğin için bravo.
Yani sadece...
-Marissa, teşekkürü kabul et. -Evet, rica ederim.
Yüzde on zammını aldın.
-Siz... Cidden mi? -Gerçekten bravo.
Teşekkürler Bay Boseman. Aldığım ilk zam.
Eminim daha çok alacaksın. Hoşça kal.
J.D.'nin başına ne geldi?
Siz geldiniz.
Kalkma.
Adrian, nasılsın?
-İyiyim. -İyi, harika.
Dinle, kanaldaki herkes sana bayılıyor. Zekisin, iyi konuşuyorsun.
Şöyle ki programa biraz daha heyecan getirmeni seviyoruz.
-Öfkeli siyahi adam mı olayım? -Tanrım, hayır. Çirkin bir klişe.
Sadece dürtülerinle hareket et. İnsanlar bu aralar sinirli.
Düşündükleri şeyi söyleyen birini duymak istiyorlar, hepsi bu.
Hepimiz o viral anları arıyoruz.
Orada görüşürüz. Harika bir yelek.
Irkçılık nasıl tek taraflı? Öğrenmek istediğim bu.
Beyazlara karşı ırkçılığı her gün görüyorum.
Ama bunu gösterdiğim için
-ben mi ırkçıyım? -Adrian, senin görüşün ne?
-Ne konuda? -Chuck'ın söylediği şey konusunda.
-Irkçılık tek yönlü mü? -Bence bu onun fikri.
Firmana bak Adrian.
Afrikalı Amerikalı firması olduğunuz için
doğrudan temin sözleşmelerinin faydasını görüyorsunuz.
Beyaz bir avukat olarak bu konuda ne düşünmeliyim?
Bilmiyorum.
Bence Chuck burada bir çifte standardı gösteriyor Adrian. Mesela hip hop.
Bunu programda konuşmuştuk.
Afrikalı Amerikalı rapçiler sürekli Z'li kelimeyi kullanıyorlar
ama beyaz biri kullanamıyor.
-O zaman söyle. -Neyi söyleyeyim?
-Söylemek istediğin kelimeyi. -Söylemek istediğimi söylemiyorum.
-Sadece söyleyemeyeceğimi söylüyorum. -Tabii ki söyleyebilirsin. Söyle, şimdi.
-Seninle birlikte söyleyeceğim. -İkiyüzlülük.
Söyleyemeyeceğimizi biliyorsun.
Tabii ki söyleyebilirsiniz. Burası Amerika. İkiniz de söyleyin.
-Pekâlâ, bence devam edebiliriz. -Neden?
İkiniz de söylemek istiyorken neden devam edelim?
Hep birlikte, herkes.
Siktir git.
Senin için yeterince öfkeli miydim?
-Benden hoşlandığını sanmıyorum. -Bravo.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.