Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Bosnian
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Croatian
Czech
Danish
Dutch
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Samoan
Scots Gaelic
Serbian
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
NETFLIX SUNAR
[jenerik müziği başlar]
[adam] Evet sayın seyirciler, kıran kırana bir mücadele.
İstanbul'un kralı, bugün burada belli olacak!
Sağ tarafımda Maşukiyeli Ronaldinho!
Sol tarafımda ise iki yıldır İstanbul şampiyonluğunu elinde tutan
Hezarfen Ahmet Celebi!
[tezahürat ve alkış sesleri]
Tek atışta en çok takla atan maçı kazanır.
Evet, bahisleri alalım! Bahisleri alalım!
Son bahisler!
-Hazır mıyız? -[herkes] Hazırız!
İlk sırada Ronaldhino!
-Hadi! -[sunucu] Bir!
-[adam] Hadi be oğlum! -[sunucu] İki!
-[sunucu] Üç! -Hadi!
Ronaldhino, üç takla!
Şimdi sırada Hezarfen var. Evet!
[sunucu] Bir!
İki! Üç!
Dört!
Beş!
Hezarfen kazanıyor!
İşte bu. Kuşun kralı.
Aferin, aslanım benim.
Abi, Ziya'yı ne yapalım?
İçeri getir.
[kendi kendine] Helal sana.
[seyircinin ıslıkları ve uğultuları]
["Zoruna mı Gitti" çalar]
-Önden buyur. -Sen misafirsin.
[Azer Bülbül] ♪Alacak mı, verecek mi kardeş bilmedim♪
♪Geldim, gittim, hesabımı görmedim♪
[müzik sesi kapanır]
[boğazını temizler]
-Selamünaleyküm Ziya kardeş. -Aleykümselam Saruhan abi.
Bak hele, sen.
Bu hafta bölgesel amatör ligimizde oynanan,
Eşkin Market Bayır Turban Spor'la
Aksay Elektrik Yeknasanköy Spor maçına...
[kıs kıs güler]
Lan, bunlar nasıl isimler lan?
Sen ciddi miktarda bahis oynamışsın kardeş. Doğru mu?
Doğrudur abi. Ne oldu ki?
Şimdi Ziya kardeş, bak çok enteresanıma giden bir durum var.
Sen, maçın skorunu, ilk yarıda ikinci yarının skorlarını,
golleri kimin atacağını, ilk taç atışını,
ilk korner atışını, amına koyayım,
ilk kalp atışını, sen bunları lan... Nasıl biliyorsun sen bunların hepsini?
[kekeler] Saruhan abi, şöyle bir durum var ki orada, benim şöyle bir yeteneğim var...
Maçın başındaki yazı tura atışını nasıl biliyorsun lan sen?
Bak, ben o işlerde bahis oynattığımızı vallaha bilmiyordum ha.
-Yeni öğrendim. -Yeni ekledik abi. Çok tutuldu o.
Tamam, devam edin.
Saruhan abi, ölmüşlerinin ölüsünü öpeyim ki tahmin gücü abi.
Hani eşim, dostum falan, çevrem de hep bilir.
Yani böyle nasıl bir şey biliyor musun Saruhan abi? Böyle...
Allah vergisi bir yetenek be abi.
-"Allah vergisi bir yetenek." diyorsun ha? -Mesela bir şey olacak diyelim ki
bir şey oluyor bana orada Nektar. Böyle bir şey geliyor.
-Şak! -Şak?
Şak! Böyle bir şey geliyor, tahmin ediyorum.
"Şak" mı dedi? "Şak" diyor, bak. [kıs kıs güler]
Şimdi senin böyle bir kabiliyetin var madem Ziya kardeş,
o zaman bundan sonra olacakları bilmen lazım, öyle değil mi?
E tabii. Yani.
Ne yapacağız biz şimdi sana?
Ben biraz daha ağlayacağım Saruhan abi.
Siz yine bana inanmayacaksınız. Ki Nektar zaten hiç inanmadı.
Sonra bana biraz böyle mühlet vereceksiniz, ben buradan çıkıp gideceğim.
Yarın akşamüstü parayı bulup size getireceğim...
-Ve takdim edeceğim. -Vallahi biliyor ha.
-Sağ ol. -Çık dışarı.
Nektar, sen çık. Sen kal.
Şimdi, sen her şeyi bildin.
Lakin bir şeyi bilemedin. Neyi?
-Neyi olabilir? -Eğer bir kişi borcunu ödemezse...
...kimse ödemez.
Çok güzel laf.
Şimdi, az öteye git bakayım.
Öteye, öteye.
İyi mi abi?
[tokat sesi]
[öksürür]
-Evet. -Bakma öyle aval aval. Yürü.
[eğlenceli müzik çalar]
Şakalaştık içeride.
["Zoruna mı Gitti" çalar]
[bağırır] Oy, oy!
[enstrümantal müzik çalar]
-Aldın değil mi her şeyi? -Aldım.
Maşallah Nazlı'ma. [cep telefonu çalar]
-Geç. -Tut.
-[adam] Hoş geldiniz! -[Nazlı] Merhaba, hoş geldiniz.
Alo, buyurun? [telsiz sesi]
-[adam] Bahadır Temizel mi? -Evet?
Bahadır, hadi!
Bahadır Bey, ben Başkomiser Hasan Burkucu.
Şimdi lütfen beni dikkatle dinleyin.
Şahsınızla alakalı çok ciddi kamusal, devletsel ve tehlikeli
bir durumun içindeyiz beyefendi. [telsiz sesi]
Tehlikeli mi? Benim mi? Nasıl yani?
Eğer bizimle eş güdüm çalışırsanız bu durumu çözeriz.
Ama olay çok ciddi, bilesiniz.
Ama benim düğünüm vardı bugün.
Bahadır Bey, hemen bulunduğunuz yeri terk edin
ve sakin bir yerde bizi dinleyin.
Ve çabuk olun, acele!
Hadi Bahadır Bey! Hesabınız ele geçirildi.
Burada yasa dışı para trafiği var diyorum.
Tamam.
Evet, duyuyorum şu anda.
Efendim, bu operasyonu Sayın Başsavcımız yönetiyor.
Sizi, sekretaryaya aktarıyorum beyefendi.
[tuş sesi]
Bahadır Bey, müsaitseniz eğer sizi Sayın Başsavcı'ma aktarıyorum.
-İyi günler dilerim. -[Bahadır] Ne? Savcı mı?
[tuş sesi]
Bahadır Bey, ben Başsavcı İlhan Gündoğan. [telsiz sesi]
Ülkemiz terör bandındaki yasa dışı bir teşkilatın
çok önemli bir üyesi ele geçirildi.
-Üzerinden de kimlik bilgileriniz çıktı. -Yapmayın Savcı'm, nasıl yani?
Ben ayrıca şu anda nikâh dairesindeyim.
-Nikâhım var benim... -Bahadır Bey!
Siz durumun ciddiyetinin farkında değilsiniz galiba.
Vereceğim talimatları tek tek uygulayacaksınız.
Şimdi, bulunduğunuz yerden sakin bir şekilde ayrılıyorsunuz
ve en yakın caddeye çıkıyorsunuz.
Tamam, çıkayım da benim nikâhı kıysaydık.
Bahadır Bey, eğer talimatlarımızı yerine getirmezseniz
örgüt üyesi olmaktan, 36 yıldan müebbet hapse kadar,
hatta ağırlaştırılmış müebbet hapse kadar yolu var bunun yahu.
[kekeler] Tamam, yürüyorum ben o zaman oraya doğru.
-Aldınız mı Bahadır Bey? -Aldım efendim. Nakit olarak.
Güzel. Şimdi, sola dönüyorsunuz, ışıklara doğru dikkat çekmeden yürüyorsunuz.
Döndüm efendim.
[arama sinyali sesi]
Efendim, diğer hatta eşim arıyor. Ben ona durumu bir izah etsem mi?
Sakın Bahadır Bey, sakın!
Ben size gizli operasyon diyorum, siz bana hâlâ eşinizden bahsediyorsunuz!
Dikkat çekmeyeceksiniz. Ağırlaştırılmış müebbet hapis söz konusu diyorum size.
Tamam efendim. Yürüyorum ben.
Efendim, telefonun şarjı bitmek üzere. Operasyonun ehemmiyeti açısından,
ben bir telefonu şarj etsem. Zaafa düşmeyelim.
Hayır Bahadır Bey. Saniyelerin önemi var! Örgüt üyeleri tarafından izleniyorsunuz.
İvedilikle operasyonu sonuçlandırmamız lazım.
-Şimdi sola dönün. -Tamam.
-Parka doğru seri bir şekilde yürüyün. -Tamam efendim.
-Şimdi karşıdaki banka geçin oturun. -Tamam efendim.
-Oturdum efendim. -Aferin.
Parayı banka bırakın. Olay yerini terk edin.
Her an silahlı çatışma başlayabilir.
Tamam efendim.
Efendim, yalnız benim üstümde hiç para yok.
Bir taksi parası alsam olur mu acaba?
-Taksi parası istiyor ya. -Ver be, yazık.
Siktir et. Boş ver.
Olmaz Bahadır Bey.
Seri numaraları alınmış paralar bunlar. Ayrılın olay yerinden.
Efendim, telefonumun şarjı... [telefon kapanma sesi]
Bitti efendim.
[heyecanlı müzik başlar]
Oğlum, sazanlar kahvede.
Koparmaya gidiyorum, herkes benden haber beklesin. Herkes hazır olsun.
Farzımuhal, 1.300'ü 50'ye bölelim. Mesela.
-13'te beş var mı? -Var baba, var. Niye olmasın? Var.
İki tane var. İşte hah. Hesap ortada zaten.
Ya ikisi de aşağı yukarı aynı fiyatı veriyor baba.
Olsun oğlum. Sonuna kadar pazarlığa devam.
[baba] Alacaksın adamın kolunu, istediğin fiyata getirinceye kadar sallayacaksın.
Koyun almıyoruz ki baba. Demir alıyoruz.
Misal diyorum sığır.
-Benimkiler bunlar mı? -Benim yüzlük cebinde mi?
Hayırlı işler.
Alo Tutkucuğum. Merhaba. Ne diyor patron?
Hımm.
Ya ben, elimdeki fazla demiri niye tutuyorum ya?
Depolama masrafı bir dünya, satalım gitsin.
Tutkucuğum, diğer hatta şu anda
senden çok daha önemli biri arıyor, kapatmam lazım.
Aslında diğer hattan arayan yok da işte, kapatmak için öyle söyledim.
-Buyur? -Şaka olarak baba.
Yani karşıdaki kişiyi ekarte edici bir şekilde,
kinayeli bir amaçla telefonu kapattı beyefendi.
-Ha. -Vallahi bravo.
Kendim bu kadar güzel ifade edemezdim ya.
Ne güzel bir anlatım gücü.
Bezirgan İnşaatçılık, Semih Erken.
-İhsan Kulunç. -Semih Erken.
Naim Kulunç.
Ya valla kusura bakmayın. Yani sinirden elim, ayağım titriyor ya.
-Allah Allah. Ne oldu ya? -[iç çeker]
Bütün hazırlığı yaptık, işe başlayacağız.
-Tak, genel müdür değişti. -Vay.
Seçim geldi, istihkak durdu derken aldık mı biz bir yıl erteleme.
-Bak şimdi. -Tonlarca mal elimizde kaldı tabii.
-Tabii. -Karışmak gibi olmasın ama
bu durumda malı bir sene tutmak hiç akıl kârı değil.
Satarsanız alıcınız hazır, onu diyeyim.
-Değil mi baba? -Bir dur oğlum ya, bir dur. Allah Allah.
Öyle hemen atlama. Alıcı olma.
Patron, satmıyor ki zaten. Ben satalım diyorum.
Misal şimdi, tonu mesela 2.000 ise verelim 1.500'den gitsin diyorum.
Anlatamıyorum.
Madem öyle gidelim, konuşalım sayın patron beyefendiye.
Babam çok güzel anlatır. Değil mi baba?
İyi bir iskonto aldıktan sonra tabii, niçin ilgilenmelim? Yani misal 1.300 gibi.
-1.400. -Anlaştık.
Gördün mü bak? Saniyesinde kaptım iskontoyu.
Desene oğlum. "Baba, ne güzel aldın." desene.
He. Anlaştık, değil mi? Gidiyoruz, değil mi?
Ha yok, bugün gidemeyiz.
Patron, cuma günlerini teknesinde dostlarıyla birlikte geçirmeyi sever
ve kati suretle rahatsız edilmek istemez.
Neyse ki bugün çarşamba.
Çarşamba. Bravo. Çarşamba.
Patron, çarşamba günlerini teknesinde dostlarıyla birlikte geçirmeyi sever
ve kati suretle rahatsız edilmek istemez. Mümkün değil yani.
Hay Allah ya.
[iç çeker]
Bakın, patron bana fırça atarsa beni koruyacaksınız, tamam mı?
-Tamam efendim, merak etmeyin. -Dozyak, değil mi bu?
Yok baba, yok. Zoydak bunun adı.
Havanın şişmesiyle çalışan bir mekanizması var.
[heyecanlı müzik çalar]
[sesini değiştirir] Satmam. Satamam. Satmıyorum.
Burhan Bey, "Malı zamanında paraya çevirmeyen,
ticaretle uğraşmasın." diyen siz değil misiniz?
Bakın, bu çocuklar, her zaman beni, benim laflarımla vurmayı çok güzel beceriyorlar.
Estağfurullah.
Geçen günkü laf neydi, o somonla ilgili olan?
-Somun mu? -Norveç'ten bir dostum,
geçenlerde bana, biraz havyar göndermiş. Kırmızı.
Yahu dedim ki,
"Ulan fakirken vermediniz somunu,
ne ile yiyeyim ben şimdi Norveç'in somonunu?"
[kahkaha atarlar]
Çok güzel bir söz.
Yeri gelir, bir parça kuru ekmek, çok daha kıymetlidir.
Çok daha kıymetli gıdalardan, manasında diye düşünüyorum.
[disko müziği çalar]
Bravo oğlum.
Bir kıssadan bir hisse, ancak bu kadar güzel süzülür.
Adın nedir genç adam?
Naim efendim.
Benim oğlan.
Amcayı bilemiyorum.
Belki yılların yorgunluğu ama bu çocukta iş var.
Bak, böyle genç bir KOBİ'ye ver, taşı ver yahu, kayayı ver,
onu sıkar, memba suyu diye satar.
İmkânı ver, bu çocuk başarır bunu.
-Sen daha önce yedin mi? -Neyi efendim?
Somon havyarı.
Yok efendim. Hiç nasip olmadı. Ama çok duyuyoruz.
Yahu inanılmaz.
Hem zeki hem şanslı hem kilolu olmak bu olsa gerek.
Getirin havyarı. Sevdim ben bu çocuğu. Bugün, Naim'in günü.
Havyarını yesin çocuk, verin de müziği. Coşkuyu verin yahu!
[disko müziğinin sesi yükselir]
Hoppa!
Hadi bakalım!
Gel İhsan abi, gel be abi!
[müzik kesilir]
[korna sesi]
Hay maşallah, hay maşallah.
Hay maşallah, hay maşallah.
Naimciğim, bizim hesap numarasına parayı havale yaptığın an, bütün demirler sizin.
Tamam, İnternet bankacılığından ben onu yaparım.
-Bravo. -Hemen hallederim.
Bak baba, İnternet bankacılığı.
[oryantal müzik çalar]
Yani düşünüyorum da...
En iyi yatırım, altın diye düşünüyorum. Yanlış mıyım?
Sizin yanlış bir şey düşünebileceğinizi düşünmüyorum diye düşünüyorum.
Sadece dış görünüşün değil, senin kalbin de güzel, biliyor musun?
Sağ ol, canımsın.
Şimdi bak, giriyorsun burada.
Şimdi onun verdiği hesap numarası, kopyala. Yapıştır.
-İşte ben onu yapamıyorum. -Basılı tutunca oluyor.
-Bak gitti. Gönderdim. Para gitti. -Tamam, hadi. Hayırlı olsun.
[telefon çalar]
-Transfer tamam mı? -Tamamdır ablacığım. Para hesapta.
Tamam, kapat.
Hazırsanız sayıyorum.
Üç, iki, bir.
Geldi.
Hayırlı uğurlu olsun.
-Hakkını helal et. -Kendinize dikkat edin. Görüşmek üzere.
Büyük iskontoyu kaptı ya bak, nasıl yüzü gülüyor?
-Hep öyle, hep! Hadi. -Hadi, kalın sağlıcakla.
Hadi, sağ olun.
Çok mersi.
-İyi günler efendim. -İyi günler?
Zannedersem bir problem var.
Problem ne tam olarak?
Henüz parayı yatırmamışsınız beyefendi.
Olur mu canım? Yatırdık.
Oğlum desene, biraz önce yatırdık, gönderdik, desene.
Yatırdık efendim. Olur mu öyle şey ya? İşte dekontu da.
Şurada bakın, hesap numaraları. Hepsi, burada mevcut.
Bu, bizim hesap numaramız değil.
-Nasıl değil ya? -Nasıl değil?
Bize sipariş veren arkadaş
-burada değil mi? -Hangi arkadaş?
-Oğlum desene. "Hangi arkadaş?" desene. -Hangi arkadaş?
Genç arkadaş, Talip Bey.
Bir dakika şimdi. Beyefendi, Semih Bey geldi,
bize dedi ki, "Bizim hesap numaramız budur." dedi.
Biz de ne dediyse onu yaptık. Yatırdık parayı.
-Semih Bey kim? -Genç arkadaş işte.
-Genç arkadaş, Talip Bey. -Talip de mi genç?
[telefon çalar] Allah Allah.
Alo, Gülşen Hanım.
-Bu nasıl şey ya? -Burada herhalde bir karışıklık olmuş.
Parayı yatırdık diyorlar ama bizim hesapta görünmüyor, onunla ilgili...
O sırada "Nikâh dairesinin
bulunduğu bölgeyi terk et." deyince ben de terk ettim.
Savcı Bey'in verdiği talimatlar doğrultusunda ben...
Hâlâ "Savcı Bey" diyor ya.
Yani, o sırada Savcı Bey olduğunu
iddia eden kişilerin dediği şekilde.
Önce ben bankadan parayı çektim.
-Sonra da işte Sirkeci Parkı'nda... -Ben çıkabilir miyim acaba?
-Tabii buyurun. -Teşekkürler.
[telsiz sesleri]
-Kuyumcu mu? -Evet.
Beyefendi, görünüşe göre siz, demir değil, altın almışsınız.
Olur mu efendim? Biz, demir aldık.
-Oğlum, desene. "Biz demir aldık." desene. -Biz, demir aldık efendim. Ne altını?
Ama parayı, bir kuyumcunun hesabına yatırmışsınız.
Niye ki?
Altın almışsınız.
Yok efendim. Biz demir alıyoruz.
Yani kuyumcudan biz niye demir alalım ki komiserim?
Oğlum, desene. "Biz, demirciden altın alıyoruz." desene.
Baba, bir dakika ya.
Amca, bak, bu bilinen bir numaradır, "sazan sarmalı" derler buna.
Bankada hesap açmazlar, bir kuyumcu üstünden götürürler parayı.
Ya.
Sazan...
Naim, oğlum, para nerede?
Adamlar altın almışlar baba.
Ha. E mallar nerede?
Sahibi geri aldı ya işte.
O zaman altınlar nerede?
Adamlar alıp kaçmışlar baba.
Hangi adamlar?
Ya baba, kurbanın olayım bir dur ya.
Yemin ediyorum, kendimi keseceğim, bir dur ya!
Neticede adamlar dolandırdılar bizi işte!
Ulan...
Yedin balık bokunu,
içtin alkolü,
sıçtın ağzımıza. Ha?
Hayvanın oğlu! Hayvanın oğlu!
Çekil şuradan! Sanayi tüpü!
Sanayi tüpü! [polis sireni]
-Ya nereye gidiyorsun tek başına ya? -[anlamsız seslerle söylenir]
Avukat, çok da şey konuşmadı valla ya.
Yani "Adamları bulabiliriz ama parayı bulmak çok zor." diyor.
Zaten bunlar "Parayı harcadık." diyorlarmış.
-Bir iki yıl yatıp çıkıyorlarmış. -Gerekirse bizzat düşeceğim peşlerine.
Bahadır, bizzat çakacağım bir tane şimdi!
-Beni döveceksin yani? -Daha önce yapmalıydım.
Lütfen sus Bahadır. Her şeyi berbat ettin. Bari sus.
Ya tamam, haklısın. Ama her şeyi,
nasıl mahvettiysem öyle düzelteceğim. Göreceksin.
O yavşaklardan faiz alacağım, faiz.
Küfürlü konuşma ve gerçekten sus! Yani hiçbir şey söyleme.
-Tamam aşkım. -"Tamam aşkım." da deme.
-Sus işte ya, tümüyle sus! -Ya "tamam" dedim ya!
Sen "sus" dedikten sonra sussaydın ben de susacaktım!
Başta sen sussaydın ben hiç konuşmayacaktım.
"Ben susuyorum." demek
-susmadım anlamına mı geliyor? -Bahadır, yeter!
Zaten susmuş adama bağırıyor ya.
Hâlâ konuşuyor.
[eğlenceli müzik çalar]
[Asım] Pokemon!
Topa vuruyor!
İşte bu!
Sarı Saruhan?
Oğlum, para takacak başka adam bulamadın mı sen ya?
Oğlum, zaten köydekileri aradım, bu sefer bu kadar abartmayacaklar.
Ayarlanmış maç, 2-1 biter. Anlayın artık bunu ya.
Bu hafta şeker abide oynayacağım. İki katı indireceğim oğlum.
Hem para yapacağım hem Saruhan'a
-borcu kapatacağım. Yavrum benim be. -Ya da adamlar seni oyacak ha?
-Aynen. -Ne oldu?
-Pokemon, gol olur bu! -Sana bir top!
-Bravo abi! -Bravo!
[alkış sesleri]
Yürü Pokemon abim be!
Asım, gelsene, misafirin var.
Ne misafiri? Hemen içeri mi aldın sen de?
İçeriden zaten.
Nasıl yani?
-Puyol. -Tamam abi.
[enstrümantal müzik başlar]
Merhaba.
Merhaba.
Merhaba. Merhaba. Merhaba. Merhaba.
Biraz konuşabilir miyiz baba?
Hı hı.
Ya ben bu kadar güzel bir şeyi nasıl yapabildim? Hayret.
Tabii yani o, aslında annenin şeyi de.
Ben bu güzelliğe nasıl mani olamadım yani? Onu diyorum.
Üzülme, hayatımızın geri kalanına yapacağını yaptın.
Neyse, bunları konuşmak için gelmedim.
-Ne için geldin? -Başımız dertte.
-Bizi dolandırdılar. -Ne?
Hem de nikâh töreni sırasında.
Nikâh mı? Ne nikâhı?
Benim nikâhım işte.
Sen evlendin mi yoksa?
Hayır, adamlar şey yapınca...
-Hangi adamlar? -Bizi dolandıranlar işte.
Yahu bir anlat! Kim dolan... Neyi? Evlilik? Kim?
Ya insanları, telefonla arayan adamlar yok mu?
İşte "terör örgütü telefonunuzu ele geçirdi" falan diyenler.
Ee? Bu numarayı mı yedin yani?
Asım Noyan'ın kızı, bu numarayı mı yedi yani?
Ben yemedim.
-Bahadır yedi. -Bahadır kim?
Müstakbel kocam.
Bak bak. Şu ağızlara bak. Şu ağızdan çıkan kelimelere bak.
Kızım, o ağız daha kaç yaşında ki? "Müstakbel" diyor, "kocam" diyor.
Yahu öz babadan habersiz evlenmek ne demek?
Hem sen daha çok küçüksün Nazlı.
24 yaşındayım baba.
Küçüksün işte.
Gidecek başka kimsem olmadığı için buradayım.
Bize yardım eder misin?
-Ee? -Ee merak ettim,
bunu gördükten sonra da öyle buz gibi konuşabilecek misin babana karşı diye.
Ben seni kalbime yazmışım yavrum, hem içine hem üstüne.
Yardım ne demek? Ölürüm ulan senin için ben.
Gömleğini giy baba.
"Müstakbel."
-Yemek yeseydin bari. -[Nazlı] İşten iki saatliğine izin aldım.
Neyse, para kısmını düşünme. Onu hallederiz bir şekilde.
Aslında çok yeni, güzel bir iş bitirdik ama parayı dağıttık,
bu hayvanların da gırtlağına kadar borcu var.
-İki hafta müsaade edersen. -Hayır baba.
Başkasından çalınan parayı değil, biz kendi paramızı istiyoruz.
Anneme sözüm var. Senden hiçbir şey alamam.
-Senin doktor olduğunu zannediyor. -Kim?
-Bahadır. -Öyle mi söyledin?
Keşke daha serbest bir meslek söyleseydin.
Ne bileyim işte? Tanıştığımızda o geldi aklıma.
Neyse, hallederiz.
Bak Nazlı, sen, bana o zaman çok kızdın.
Hâlâ da kızgınsın.
Ama ben oradaydım. Biliyorsun.
Üç dört gün hastanenin kapısında bekledim. Beni almadılar içeriye.
Hatta bizim çocuklar, bir hastaneden karaciğer araklayacaklardı.
Onu da annen kafa açar diye şey yapamadık.
Sen, bizi defalarca kandırdın.
"Bırakacağım bu işleri, emlakçı olacağım." dedin. Bırakmadın.
Sen, annemi kanserden daha çok yordun baba.
O nasıl laf ya?
Ah Ludvinka ya, niye açmıyorsun ya?
Bulgaristan'ın kodunu mu yanlış girdim ya?
Naim.
-Efendim babacığım? -Buraya gel, buraya.
-Ben... -Sen...
-Bak. -Evet.
-Senin gibi... -Benim gibi, evet?
-...evladı... -Hel...
-Evladı... -"Evladın."
Sen, benim gibi evladın? Evet babacığım.
Cibilliyetini...
Cibilliyetini.
"Cibilliyetini." Evet?
-Sik... -"Sik..."
Ama baba, yorma kendini ya!
Niye yoruyorsun ki kendini ya?
[İhsan inler]
Ah Hurşide ah, ilk seferde olmamış, ne ısrar ediyorsun?
Tüpüne sıçayım! Al işte, netice ortada!
Öz evladına konuştuğu kelimelere bak ya.
İkizini yedi bu, ikizini.
Geri zekâlı ya! Geri zekâlı!
Ocağıma incir ağacı dikti ya.
Çıkana bak. Bak. Yarım akıllı.
-Nereye gidiyorsun? -Sen dinlen baba, sen dinlen.
Sanayi tüpü, nereye gidiyorsun?
Sanki bana sordunuz, tüp bebek yaparken.
Ayrıca tüp bebekte bir şey yok. Herkes tüp bebek yapıyor.
[radyo çalar]
[radyocu] Güne nerede başlayıp
nerede devam ediyorsan sen iyi ol diye biz buradayız.
Merhaba Bulutay. Nasılsın devrem?
Vay vay vay! Devrem! Ne yapıyorsun ya? Sen buralarda.
Ulan, çok özlemişim ya.
Kuyumcudan da altınları almışlar, yürümüşler gitmişler ya.
Hayatta hiç fiske vurmamış adam, ense köküme yapıştırdı tokadı.
Ne diyorsun devrem sen ya?
Sorma ya! Şu an var ya yaşayan bir ölüden farksız bir hâldeyim.
Ne?
"Yaşayan bir ölüden farkım yok." diyorum tertip ya.
Nasıl bulacağız bu adamları ya?
Dur dur. Sen hiç merak etme.
O mevzuda yardımcı olacak birisi var.
Kendisi müşterimizdir ve çok da güzel bir insandır.
Bizim kokorece de bayılır. Hoş, bayılmayan yoktur.
Bazen öyle sıra oluyor, biz burada yetiştiremiyoruz.
Biz yetiştiremiyoruz, yine öyle sıra oluyor.
Hakikaten mi diyorsun ya? Çözerler mi diyorsun, bizim meseleyi?
Tabii tabii. İşleri budur. Yalnız, paranın da bir kısmını alırlar tabii.
Tabii canım. Herkes kendi pazarında.
-Bulutay, nerede kaldın oğlum? Hadi. -Geldim usta.
-Ekmekler soğudu, hadi çabuk. -Geldim geldim.
Bir çeyrek ilave alayım ben. Pek güzelmiş ya.
Havyar halt etmiş bunun yanında ya.
Evet beyler, tarihin en hızlı hamam böcekleri bunlar!
Dün, yemin ediyorum, Usain Bolt buradaydı. Bunları gördü, mesleği bıraktı. O derece.
Bahisleri alalım!
Nasıl yerler buralar ya?
Korkma devrem, buralar bizden sorulur.
İşte buralar nereler, ben onu anlayamadım ki.
-Gel sen, gel. -Bir numara,
iki numara, üç numara, dört numara, beş numara. Evet.
Hazır mıyız arkadaşlar?
[kapıyı tıklatır]
Ne kadar pis bir kapı bu ya!
-Selamünaleyküm Ünal. -Aleykümselam.
[sunucu] Bir, iki, üç, başla!
[sunucu bağırır] Beş, atak başladı bu sefer. Beş gidiyor.
Üç, atağa devam etti.
Bir numara, atak yaptı!
Mükemmel bir atak! Üç numara, geriden geliyor!
Beş numara da aynı anda geldi. Üç numara da devam ediyor.
Bir boy fark var arada!
-[sunucu] Üç gidiyor! -[seyirci] Hadi üç numara!
Üç numara kazandı!
Mükemmel bir atakla kazandı!
-Bu ne ya? Kakalaklar mı yarışıyor? -Tabii tabii. Haftada bir.
-Böyle bir kakalak görmedim ben. -Tövbe tövbe.
Bunlar bizim âdetlerimiz değil ki. Bu ne böyle ya?
Benim içim kalktı, bir tuhaf oldum ya.
-Abi, bunu cezaevinde geliştirmiş. -Bura kokuyor mu ya?
Evet, ikinci tura geçelim. Devam edelim.
Üç, iki, bir, başla!
Afiyet olsun abi.
Efendim, biz de malı orada görünce parayı yatırdık.
Nereden bilelim?
İşin kötüsü, babam, parayı tefeciden aldığımızı bilmiyordu.
Bizim kendi paramız zannediyordu.
Sizin kendi paranıza ne olmuştu?
Bir sevda peşinde harcadım efendim.
Önce beni Bulgaristan'dan aradı. "Zor durumdayım." dedi.
Sonra konuşa konuşa kaynaştık işte. Ama...
Hele ben de diyorum, Bulgar karılarının numaralarını kim yiyor?
Aha bunlar yiyorlar.
[kıs kıs güler]
Lan oğlum, lan.
Biz zalime gönül verdim, sevdi zannettim efendim. Bütün parayı harcadım.
Peder Bey ne durumda şimdi?
Valla kötü durumda. Öyle yatıyor yani.
Ağzı da bana karşı çok bozuk açıkçası.
-Şikâyet ettiniz mi? -Nasıl edelim efendim?
Öz babamız neticede. Valla bazen şuramıza kadar geliyor, sabrediyoruz yani.
Polisi diyor.
Devrem konuyu anlatınca benim de aklıma sen geldin Saruhan abi.
Valla ocağına düştük abi yani.
Her türlü masrafınızı da parayı aldığımız zaman hemen yani. Takdim edeceğiz.
Şimdi, zaten bizim böyle pis adamlara,
böyle hırsızlara, soysuzlara karşı yani bir alerjimizin olduğu doğrudur.
Lakin hak etmeyen adama da dayak atmak gibi bir şiddet anlayışına da,
bak, kesinlikle karşıyım.
-Kesinlikle. Öyle değil mi? -Öyle abi.
Hak eden adama da atıyorsunuz ama değil mi abi?
Tabii. Tabii.
Şimdi biz bu işi halledeceğiz.
-Yalnız senden bir isteğim olacak kokoreç. -Emret abi. Nedir?
Şimdi arkadaşına sağlam bir tokat vurmanı istiyorum.
Tokat mı?
-He. -Niye ki abi?
Babasının parasını, karılarla ezmiş birisi...
...sence sağlam bir tokadı hak etmiyor mu?
-Anladım abi. -Yoo.
Yok. Benim sağlam dediğim, bunun bir tık üstü.
[kıs kıs güler]
Bunun da bir tık altıydı ama neyse.
Adamın dediğinin bir tık üstünde vurmak ne lan?
Tam olarak ben onu nasıl ayarlayayım abi?
-Bırak ya! -Acıdı mı?
Geçirdin destekliyi, acımaz mı?
[sesini değiştirerek] Hasta yakını, yakında mı?
Hasta yakını, hastanın yakınında mı? Bunda anlamayacak ne var?
Tamam, çıkarın dışarı.
Gizli gizli dolma yediriyorlar adama!
Evet.
[hastane anonsu]
Merhabalar.
Nazlı Hanım, şükür kavuşturana.
Öpeyim.
-Merhaba. -Merhaba. Buyurun.
Tanıştırayım. Babam, Doktor Asım Bey.
-Bahadır. -Doçent aslında ama önemli değil, neyse.
Sorun değil yani.
Sonunda tanıştık. Çok memnun oldum efendim.
Valla bense daha ziyade şaşkınım.
Çünkü kızımın, bence bu vakitsiz evlilik kararı alması ve...
...bundan beni haberdar etmemesi.
Tamam, bir dönem koptuk ama babayız yani.
O yüzden bu, beni adeta bir travmaya soktu yani.
Bence biz asıl konumuzu konuşsak? Senin de işin vardır, tutmayalım seni.
Ben tam asıl konumuzun içindeyiz diye düşünüyorum yavrum.
Efendim, ben de şahsen sizi çok merak ediyordum.
Bu vesileyle Nazlı ile aranızda tatsızlığın bitmesi,
en azından bitmeye başlaması çok iyi oldu şahsımca.
-Yaş kaç? -29 efendim.
29 diye bir yaş yoktur. 30'dur o.
Yani orta yaşlısın.
Bu yaşa gelmişsin, çoluğun, çocuğun, kimsenin yemediği numarayı yiyorsun yahu.
Yahu emniyet teşkilatı, herkese sürekli mesaj gönderiyor.
Bu tip kişilere karşı dikkatli olun diye.
Ben, o kurumsal mesajları okumadan siliyorum.
-İşte okumadan sileni de kuru kuru... -Baba!
...silkelerler yavrum. Silkelemişler.
Hayır, biraz daha iyi çalışılmış, daha ince bir organizasyonu yesen neyse.
Baba, bunları konuşmanın anlamı yok.
Sen bize yardım edeceğini söyle, Bahadır da sakin olsun.
"Kendim peşlerinden gideceğim." deyip duruyor çünkü.
-Allah Allah. -Tabii ki düşeceğim peşlerine.
Ve paramızı geri alacağım.
Onlar bu sefer sert kayaya çarptıklarını,
o sert kaya onlara geri çarptığında anlayacaklar.
Bahadır, uzatma lütfen.
Öyle bir şey yok. Kanunsuz bir şey yok.
Herkes kendi cezasını kendisi kesecekse hukuk nerede kaldı?
Nizam nerede kaldı? Nerede kaldı?
Benim, çok yüksek mevkilerden oluşan bir çevrem vardır. Bilir.
Gelmez gitmez ama babasının çevre... Değil mi? Bilir.
-Doğru, haklısın. -Yani bu şehirde
valisi, emniyet müdürü, efendim, bilhassa özel kalem,
insan kaynakları.
Bir telefonda tık, hepsi, Allah'a şükür yani. Onlar gerekeni yaparlar.
Dosyamızı öne alırlar falan.
-Hallederiz. Siz sakince bekleyeceksiniz. -Anladın, değil mi Bahadır?
Bu konu kapandı. Babam halledecek işte.
Bir çay da ben mi içseydim ya? Dudağım kurudu.
[höpürdeterek içer]
Sen içtin mi, içine bir şey mi üfledin? Ben anlayamadım.
Latte ya. Köpüklü.
Sesli de aynı zamanda.
Baba.
[kendi sesiyle] Ben, o adamları bulurum, parayı da geri alırım.
Asım Noyan'ın kızını hiç kimse taklaya getiremez.
Ronaldo'ya bacak arası yapamazsın.
Ben bu işi hallederim.
Ama bir şartım var.
-Neymiş o? -Bu çocuğu bırak.
Evlenme. Hele hele bu çocukla sakın evlenme.
Evlenilecek adam değil ki yavrum bu ya. Dolandırılacak adam bu.
Senden yardım istemek berbat bir fikirdi. Bütün konuştuklarımızı unut.
Ben gelmedim ve seni hiç görmedim.
Yahu latteyi nasıl içtiğini de mi görmedin? İçine tümkürdü.
[sesini değiştirir] Yalnız bu kadar fevri olmak, iyi değil bu yaşta.
Konuşa konuşa her şey hallolur.
Yürü Bahadır.
-Görüşmek üzere efendim. -Güle güle Bahattin.
-Ne oldu ya? -Yok bir şey. Devam et.
[Asım] Evlat kadar kazık bir soru var mı ulan hayatta ya?
Kızlar niye büyüyor arkadaş? Babalar küçülsün amına...
[Arapça "Im-Bim-Billilah" çalar]
[adam] Vay. Hayri abi! İyi, sen ne yapıyorsun ya?
[Hayri] İyi valla. Bir takım aloculuğa döndü meslek.
Normalde burada çok çeşit mal oluyor ama böylesini ilk defa duyuyorum yani.
Anladım Tayfun.
-Hadi eyvallah. -Hayri Abi, parayı niye vermiyorsun ya?
[güler] Alırım bir dal.
Buraya bazısı geliyor da, ufakçı tipler. Çekilişçi bunlar.
"Hediye kazandın. 300 lira gönder, iPad'in gelsin" hesabı.
Telefonda da kolay bir soru soruyorlar. Mesela "36'nın karekökü kaçtır?" gibi.
"36'nın karekökü" kolay soru mu?
Misal diyorum Pokemon abi.
Bu Gülonbayır nere lan?
Ne bileyim ben? Direkt "kumarhane" yazacak hâli yok ya patronun.
-Öyle bir yer yok yani. -Yok. Ama hemşehrimiz çok.
-Her gün doluyor burası. -Eyvallah Sançes.
-Sen bir şey duyarsan haber edersin. -Tamamdır kanki.
Hadi.
[gülüşürler]
Oo, merhaba kızlar.
-N'aber Damla? -Çağla ben.
-Asım, n'aber canım? -İyidir. Beni biliyorsun.
My name is Asım.
-Sen neler yapıyorsun balım? -Ne yapayım işte?
-Çalışıyorum. Gyme gidiyorum. -Jim mi? Jim kim?
Kimse değil ya. Spora gidiyorum.
Âlemsin. Hadi görüşürüz.
Görüşürüz.
-Ne? -"Balım."
"My name is Asım."
Yani şimdi de yabancı dil konuşmak mı problem oldu?
Bir daha motorlarla gözümün önünde vıcık vıcık konuşursan
keserim yabancı dilini.
Ne motoru be? O kız işletme mezunu.
-Hadi ya? Nereden biliyorsun? -Sen nerden biliyorsun motor olduğunu?
Diplomayı görmedik ama kıçı meydanda.
[adam] Vay, vay, vay! Kimleri görüyorum?
N'aber ihtiyar?
Baypastan sonra fişek gibi kardeşim.
Kalbime otoyol döşediler. Gıcır gıcır oldu.
Artık herkes giremiyordur. Paralı olduğuna göre.
Lerzancığım, eskiden de bedava değildi. Nasılsın güzel gözlüm?
Arkadaşın, rahat durmuyor Kerami abi. Motorlara "balım" diyor.
-[şaşırır] Asım Noyan? Hayatta inanmam. -Arkadaşın da devamlı kafa açıyor.
Ben makyajımı tazeleyeyim "balım!"
[kızlar konuşur]
Pardon.
Nazlı'mı incitmişler Kerami. O adamlar bana lazım.
Ya Asım ben bunu İnternet'te okudum, biliyor musun?
"Şaşkın Damat" diye vermişler.
Hatta dedim. "Kim lan bu geri zekâlı?" Demek o...
Ulan en çok orası koyuyor zaten. Siktir et hırsızları.
Beyinsiz bir damadım varmış meğer.
Ulan, dolandırıcılar kralının kızını dolandırıyorlar ya.
Ve kral onları yakaladığı zaman
İnternet biraz da onlardan bahsedecek.
Ay dükkân yıkılıyor Kerami abi.
-Maşallah de kız. -Ay maşallah tabii ki de.
Bir de şu giderken yürüttüğün telefonu ver de sahibini sevindirelim.
İnanamıyorum gördüğüne.
Bayağı, ustalığın karşısında selfie çektirmek istiyorum.
Biz, o işleri zirvede bıraktık yavrum. Size de tavsiye ederim.
Organize işlere lüzum yok Asımcığım.
Bir şey bulun, beş liraya mal edin. 50 liraya satın. Bu.
Hayır, şimdi benim kafam karıştı.
Sen araklamayı bırak mı diyorsun, devam mı diyorsun?
Azaltın diyor. Azaltın diyor.
Adana suşi yaptırıyorum yoğurtlu. Şehirde son moda.
Adana suşi ne ya?
[Saruhan] Demek tanımıyorsun ha?
[ceviz kırılır]
Bak... [şapırtılar]
Hayatta en gıcık aldığım durumlardan bir tanesi de bu.
Ne? Mesela birisi var.
O kişide bir bilgi vardır ama bize söylemek istemiyor.
Böyle durumlarda da
Nektar kardeşim, şiddete başvurmak ister.
[kıs kıs güler]
Yani sıkalım, dövelim, ezelim.
Hâlbukiyse,
insanlar konuşa konuşa anlaşırlar, benim canım.
Ben, sana güzel bir kelime söylerim.
Sen, bana güzel bir kelime söylersin.
O da bana güzel bir kelime söyler. Ayıkıyor musun?
Abi, sıkınca daha çabuk netice alıyoruz ya, o yüzden.
Abi, ben söyledim size. Tanımam etmem bu adamları.
Parayı hesaba yatırınca biz de altınları verdik.
-Fotoğrafları getirdim usta. -Ver oğlum şunları. Buyur abi,
-güvenlik kamerasındaki adamlar bunlar. -Gel lan buraya.
Bak bakayım, bu arkadaşlar o arkadaşlar mı?
Yok efendim, tanımıyorum bunları.
-Tanımıyorsun he? -Hayır efendim.
-Ara. -Ya çok soğuk konuşuyor.
-Uyuz oluyorum Lerzan. -Isıt o zaman.
"Şart şurt yok" de. "Adamların peşindeyiz" de. De işte bir şeyler. Ne bileyim?
Şart şurt var. Peki, tamam, benim daha güzel bir fikrim var.
İyi ara. Konuşsun buzdolabı. Ara.
-Neye bakıyorsun? -Haberlere bakıyorum "Şaşkın Damat."
[telefon çalar]
-Alo? -[Lerzan] Nazlıcığım merhaba.
Lerzan Berrak ben.
Ama tabii, Doktor Asım Bey'in eşi İnci ben.
Aa, merhaba İnci Hanım.
-Kim o? -Babamın eşi.
-Selam söyle. -[Lerzan] N'aber, nasıl gidiyor?
İyi sağ olun. Siz nasılsınız?
İyi vallaha, ne olsun. Ne diyeceğim sana?
Şöyle yarın öbür gün, hep birlikte bir yemek falan mı yesek?
-Yemek mi? -Yemek mi?
[Nazlı] Vallaha bilmiyorum.
Ben, bir Bahadır'a sorayım ama.
Bu arada baban seni çok öpüyor. Balamir Bey'e de çok selamlar.
-Tamam iletirim Bahadır'a. -[Lerzan] Evet.
Bahadir.
Tamam, ben sana yeri ve zamanı yolluyorum hemen.
Ay çok güzel olacak be. Hadi öptüm.
-İşte bu kadar. -Aferin Bahadir.
-Al sana. -Aa, güzel oldu bu.
Oh.
[sesini değiştirir] Yok.
[gizemli müzik başlar]
Bana bak yakışıklı. Bak bakayım bu arkadaşı tanıyor musun?
-Merhaba. -Vallaha çıkaramadım abi.
-Çevir. -Nasıl?
Abi.
[Saruhan] Çevir, çevir, çevir.
Başı bana baksın. Hah şöyle.
Bir de böyle bak. Tanıyor musun bu arkadaşı?
Oluyor mu yani böyle? Düz konuşabiliriz abi.
Ülkemizde kaç tane kahveci, böyle senin gibi
ters çevrilip baş aşağı bırakıldıktan sonra
beyin sarsıntısı geçiriyor, biliyor musun?
Bilmiyorum abi.
Hiç. Ama ilk sen ol ya.
[kıs kıs güler]
Bizi burada, senin gözünün önünde, dolandırdılar.
Ayrıca o adam, buraya ilk geldiğinde seninle konuştuydu.
Tamam, şimdi hatırladım abi.
-Çevirin, anlatayım abi. -Beyne kan gitti tabii.
He, he aferin lan. Bırakın.
[gürültüyle düşer]
Lan oğlum önce çevir, çevir, sonra bırak anlamında.
-Senin geçmişini si... -Pardon abi.
Ne yapıyorsun ya?
Tövbe estağfurullah, tövbe ya.
Abi, bizi mezeye boğma ya. Sonra balık yiyemiyoruz.
Haydari, salata kalsın. Gerisini al abi.
Sıkıntı yok, birazdan toparlar abi. Siz de alsanıza şu mezeleri çocuklar.
Eyvallah abi.
-Yalnız, çupralar çiftlik olmasın olur mu? -Tabii, tabii. Tabii, gel.
-Küfrü bıraktım Billur. -En iyisi efendim.
[martı sesleri]
[Asım] Tuhaf huylar ediniyorsun ihtiyar.
-Balık tutmak nedir ya? -[güler]
Balık değil, vakit öldürüyorum Asım.
Bir şey denk gelirse de martılara atıyorum.
-Ha, denizden alıp fakire veriyorsun.
[güler] Gibi.
[Asım] Gelişmelere gelince?
Bizim oranın müdavimlerinden biri, Sıtkı Besnici.
Dükkâna geldi şansına.
Şehrin bütün deliklerini bilir. Bütün farelerini tanır.
Ne iş yapar bu adam?
Emniyete çalışıyor diyorlar ama bence kendine Müslüman.
-Hımm. -O, herkesi tanır.
Ama kimse, onu tanımaz.
Yalnız yakaladı mı çok pis kafa ütüler.
[Sıtkı] Ekonominin itici gücü nedir? İhtiyaçlar.
[Sıtkı] İhtiyaçlarımızı belirleyen şey ne?
-Imm... -[Sıtkı] Dürtülerimiz.
Peki bu dürtüleri, kim yönlendiriyor?
Reklam dünyası, medya, marketler zincirleri.
-Hımm... -[Sıtkı] Market bize ne yapıyor?
İhtiyacımız olmayan şeyleri, ihtiyaç unsuru hâline getiriyor.
Ki insanın doğasında bu var. Hayvan da böyledir.
Misal babun. [güler]
Babun ne yer? Muz.
Ama gider, turistin çantasından da o gofreti alır.
Neden? Babunun mekânındasın.
Babunla nasıl muhatap olacaksın?
Dürttün hayvanı. Gösterdin gofreti bir kere.
Canı çekti. Maymun ve haklı.
Yanlış mıyım?
Besnici, bu bizim alocularla
-ilgili olarak... -Mesela akıllı telefonlar.
Ver bir beyinsizin eline.
Kısa zamanda kül tabağı kadar akıl kalmayacaktır kendisinde.
Ama kurnaz insanların elinde bir silaha dönüşüyor.
Hele burada aldatanla aldanan arasında bir mutabakat var sanki.
Arayan kişi, arananı otoriter bir baskı altına alıyor.
Adeta onun içindeki çocuğu çalıyor.
Mesela Yalancı Çoban hikâyesini bilirsin.
Oradaki çoban, ruh hastası mı?
Senin için karides nedir?
"Hayat fena hâlde futbola benzer." derler ya.
Belki de çoban, itfaiyeci ruhlu bir kimse ve köylüye tatbikat yaptırıyor.
Denizkestanesi de aynı işi yapıyor. Ama denizkestanesi masum,
kimse bilmiyor.
Bir ekip var. Kuru yemişçi makyajı içerisinde
her türlü dümen bunlarda.
O görünüm içerisinde genital ve dijital her türlü dolandırıcılığı bunlar yapıyor.
-Genital? -Görüntülü tahrik, akabinde şantaj.
İşte burada genital ve dijital birbirine geçiyor.
Aradıkları kişiyi, çeşitli taktiklerle ereksiyon hâline getiriyorlar.
-[öksürür] -Sonra da tespit edip şantaj ediyorlar.
Burçlara inanır mısın? Ben inanmam. [enstrümantal müzik başlar]
Çünkü bir insanın, büyüdüğü mahalle ve çevresi onun kimliğini oluşturur.
Misal boğayla yengeç anlaşır derler.
Doğada böyle bir şey yok.
İkili ilişkilerde olmuyor.
Dördüncü karımla, yeniden boşanıyorum.
Ben yengecim. Dördüncüsü de boğa.
Dördü de boğaydı. Senin burcun nedir?
-Başak. -Başak. Hep başak olmak istedim.
[şaşırır] Bayağı alçıcı yani.
Bir buçuk saat sonra bir adres aldım anca.
Eksik olma ihtiyar. Sağ ol.
-Kızla arayı düzelttin mi bari? -Haa, bayılıyor bana.
Asım Noyan'a kim bayılmaz canım?
[Asım] Ya buz tutulmuş bana be usta. Eritemiyorum.
-Rahmetli annesi gibi. -[Kerami] Nur içinde yatsın.
-"Bu işleri bırak. Anca öyle." diyor. -Ee? Sen ne diyorsun?
Ben de iyilik, güzellik diyorum Kerami.
Hadi eyvallah. Sağ ol.
[hareketli müzik başlar]
[araba alarmı çalar]
-[Ziya] Selamünaleyküm. -Aleykümselam.
-Berbat Hüseyin'in dükkân burası mı? -Berbat değil, Barbut.
Ee, o da berbat.
Ne istiyorsunuz kardeşim?
-Şöyle bir içeri geçelim. -Nasıl?
İçeri.
[höpürdetir]
Oğlum, Allah aşkına siz ne içiyorsunuz ha?
Bu, ne bu?
Bırak Pokemon.
[Ziya] Hazır kartlar, telefonlar, teşkilata bak.
Nikâh dairesinde damadı koparmış birileri. Siz mi yaptınız lan?
-Biz bilmiyoruz abi. -Abi, alocu malocu bizim ne işimiz olur?
Bir dönem sıkıntılı işler oldu ama şu anda kuru gıda, kuru yemiş.
-O zaman Berbat Hüseyin kim? -Hüseyin bu, abi.
-Siz mi yaptınız lan o işi, ha? -Konuşsana lan.
-Oğlum cümle kursana. -Pokemon.
La oğlum kime diyoruz ya, kime diyoruz? Konuşsanıza lan!
Kime diyoruz? Konuşmayacak mısınız lan?
Abi tamam, anlatacağım abi.
Abi onlar... Şeyde o iş. Gebeşlerin. Taci Gebeş.
Her yerde hava yapıyorlar zaten. Olay basına da yansıdığı için.
Nerede buluruz bu Gebeşleri?
Bir nargileci var, Anadolu Hisarı'nda.
Oraya takılıyorlar bazen. Hisargile diye bir yer.
Bak Barbun Hüseyin,
yanlış bilgi veriyorsan Pokemon'u alır tekrar gelirim.
Yok abi, olur mu? Tamamdır.
Abi, adreslerini bilmiyorum ama buraya geldikleri zaman ben size haber veririm.
-Söz mü? -Söz abi.
-Bir yüzlük versene. -Niye?
Versene oğlum.
Bak aslanım. Bu yüzlük senin.
Eğer sözünü tutarsan dostumuz olur, bir yüzlük daha alırsın.
-Ama eğer tutmazsan... -Abi elim, elim...
Serbülent.
-Serbülent. -Ha.
-[nefes nefese] -Al bu çerezleri de, sıcak sıcak ye.
-Ben niye parayı verdim? -Merak etme oğlum.
Üst cebe koydum, alttan geri aldım.
-[Pokemon] O zaman geri alayım. -Senin değil ki bu. Çaycının parası.
Doğru söylüyor ama. Çaycıdan aldı parayı.
O ne çaycısı ya?
Oğlum versene paramı. Orospu çocukları, versenize paramı.
Arıza!
[sesini değiştirir] Dedim "Ya sen..."
"Sen kiminle konuşuyorsun?" dedim ya.
Bir kere her şeyden evvel onu bileceksin.
"Ben" dedim...
..."başka hastanede öldü denen adamı...
...iki hafta sonra Uludağ'a kayağa göndermiş insanım."
İşte yüzü burada. Bana geldiğinde hayatı kaymıştı.
15 gün sonra karlar üzerinde kaydı.
Hâlâ bazen bana kar topu atar.
Her gittiği yerden kart atar manasında o.
[Lerzan güler]
-[fısıltıyla] Dudak böyle diyorsun. -[fısıltıyla] İşte böyle başlayınca...
Şimdi bakın, beni dinleyin.
Önemli dostlarımın hemen hemen tamamını aradım.
Onlar devreye girdiler, harekete geçtiler.
En kısa zamanda netice alacağız inşallah. Hadi bakalım.
Bence o adamları bulmanın, bir tek yolu var. Ben biraz araştırdım.
Bazı abiler var. Gidip rica ediyorsun.
Belli bir ücret karşılığında adamları yakalıyorlar.
Hatta istersen dövüyorlar da.
-Aa! -Ki şahsen ben bunu tercih ederim.
Tövbe estağfurullah.
Yahu sen bunu ikidir söylüyorsun. Olur mu yahu öyle bir şey?
Nerede kaldı nizam? Nerede kaldı kanun?
Bakın, siz kandırılmış bir insanın ruh hâlini bilemezsiniz.
Nereden bileceğiz canım biz? Bugüne kadar kandırmamışız.
-Kandırılmamışız, yani. -Değil mi?
Herkesin, özellikle de âşık olduğum kadının gözünde küçük düşürdüler beni.
Hınç doluyum ben Nazlı.
Hınca hınç doluyum ben Nazlı.
Ama hınç iyi bir şey değil Balamirciğim. Yıpratırsın kendini.
-Bahadır, İnci Hanım. -Ay, affedersin bebeğim, pardon.
Şimdi bakın, siz rahat olup bekleyeceksiniz.
O adamlar, o parayı geri getirecekler.
Olaylar o şekilde gelişecek. Siz rahat olun.
Olayların o şekilde gelişmesine yardımcı olunacak.
Sağ olun. Size şimdiden teşekkür ederiz efendim.
Ah senin şu mesafeli tavrın. Sizler, efendimler, deli ediyor beni.
Uyuz oluyorum ya.
[kendi sesiyle] Evet Nazlı...
[duygusal müzik başlar]
...sen büyüyünce anladın ki
ben, senin küçükken sevdiğin kadar sevilecek bir insan değilmişim meğer, ha?
Ama şunu unutma ki
sen, bu hayatta benim en sevdiğim şeysin ve hep öyle kalacaksın.
[sesini değiştirir] Ha, bunu da böyle bilesin yani.
Ya Nazlıcığım...
Kusura bakma da bu insanların nesini sevmedin, ben hiç anlamadım.
Baksana ne kadar güzel konuşuyor adam.
Ya benim rahmetli babam, bir günden bir güne
yüzüme karşı böyle güzel bir cümle kurmamıştır.
Merak etme Bahadırcığım, tanıyınca sen de soğursun.
-Bak şimdi. -Ya bırak Allah aşkına ya.
Ölüyü kayağa göndermiş bir adam ya benim kayınpederim.
[gülerler]
-Şerefinize efendim. -Canım, canım.
-[kadın boğulur] -[kadın] Anne! Ay, yardım edin!
Yardım edin. Bakar mısınız?
-Bir doktor çağırın lütfen. -Efendim, doktor diyorlar.
Ya dur bakalım, belki başka bir doktor daha vardır.
Hemen "Vakayı gördü, atladı." olmayalım.
-[anne nefes alamaz] -Ay Allah aşkına doktor yok mu? Anne!
Var efendim, var. Hem de doktorun kralı var burada.
-Estağfurullah. -[kadın] Yat anne.
[fısıltıyla] Ha siktir.
[öğürme sesleri]
-Bakar mısınız? -[Asım] Hasta kim?
-Ben doktorum, ne oldu? -Bir şey oldu, bilmiyorum.
Yoo, uzanmış, ne var?
Asım ayakları kaldır. Beyne şey gitsin.
Hah! Ayakları kaldıralım, beyne şey gitsin, bravo.
Kaldır ayakları. Öyle değil, öyle değil.
[kendi sesiyle] Öyle hır hır değil de,
daha nefesli bir şey yapalım. Nefes alalım.
-[kadın] Kalp masajı mı yapsak? -Bravo. Bravo.
İşte hep aradığımız, bilinçli hasta yakını, buyurun.
-[kekeler] Masaj? -Bas.
Meme. Yok ya! [güler]
Şuradan! Şuradan kalbe ben bir yol bul... Evet.
1001, 1002. Yok kötü oldu. Rakam vermesek mi acaba?
-Ölüyor! -Hanımefendi, hanımefendi!
-Hanımefendi, bir derin nefes, bir... -[kadın inler]
[Asım] Gel, kalk.
-Bir, iki, üç... -[kadın öğürür]
Hah!
-Erik yutmuş. -Bravo!
-[sesini değiştirir] Sağ olun. -[herkes alkışlar]
Yutamamaya bağlı bir spazm geçiriyordu kadın.
-Neyse çözdük, Allah'a şükür. -Buyurun.
Sağ olun.
Ben, şimdi çok güzel bir konuşma yapacağım.
Hadi bakalım.
Görüyorsunuz. Bakın bir husumetten, ne kadar güzel bir nesimet doğuyor.
Nesimet mi? Nedir o?
İşte başımıza kötü bir şey geliyor
ama o kötü şey, iyi bir şeye yol açıyor.
İşte ben buna "nesimet" densin istiyorum.
-Deriz. -Ve sevgili Bahadır.
Benim de babam hiçbir zaman yüzüme karşı veya arkama karşı
bana, güzel bir şey söylememiş ve yapmamıştır.
O yüzden ben bu kadehi, sevenlere
ve sevdiklerini üzmeyenlere kaldırıyorum.
-Balım. -Anlıyorum.
Şerefe.
-Güzel konuşacağım demiştim ama ben. -Demiştin de...
-Bravo! Şahaneydi bence. -Ve ekliyorum sevgili Balamir, bitmedi!
Şimdi de dans zamanı. Başlıyoruz. Nazlı geç hadi.
"Doktor." "Doktor"u çalsana VJ!
[bağırarak şarkıyı söyler] Doktor, derdime bul bir çare!
[sevinç nidaları]
["Doktor" çalmaya başlar]
♪Doktor, derdime bul bir çare♪
♪Ona doyamıyorum, yaz bir reçete♪
♪Sabah, akşam yemekten önce♪
Balamir!
♪Sonra da her anımda yanımda istiyorum♪
[vapur düdüğü]
[hareketli enstrümantal müzik başlar]
Alo Arıza. Kahveye yeni sazan takılmış. Hazırlıklı olun.
Benden haber bekleyin oğlum.
-Benimkiler bunlar mı? -Bunlar.
-Al, yüzlük. -İstemez. Bu sefer benden olsun.
-Hadi ya? -Ee iyi, ver o zaman.
[Ziya] Alo Tutkucuğum, nedir son durum? Satalım gitsin yahu.
Ya verelim tonunu 1500'den, bakalım keyfimize, değil mi?
Tutkucuğum, şu an diğer hatta
senden çok daha önemli biri arıyor. Kapatmak istiyorum.
[tuş sesi]
Aslında diğer hattan arayan biri yok da işte, kapatmak için öyle söyledim.
Oturabilir miyim? Semih Erken.
Se...
Merhaba beyefendi. Beni hatırladınız mı?
Pardon çıkaramadım. Ne gibi?
Vay, günün aydın olsun Taklacı Ziya.
[Nektar] Ziya lan bu.
[Ziya] Aa!
-Ne yapıyorsun lan burada? -Saruhan abi, siz...
Buralar...
[güler] Böyle bir şey olamaz.
Saruhan abi, ben de sana olan borcumu ödemek için süre isteyecektim.
Bu kadar olur. Böyle bir şey olabilir mi ya?
Bu arkadaşı sen mi dolandırdın?
Efendim, bu adam o adam. Bariz bir şekilde.
Saruhan abi,
-ölmüşlerinin ölüsünü öpeyim ki... -Lan!
Lan benim...
Benim bir daha ölmüşlerimin ölüsünü öpmeye kalkarsan
senin gelmişini, senin geçmişini, bağlı bulunduğun belediyeyi,
senin yedi ceddini, lan...
[gürültüyle tutar]
[bağırır] Lan, lan!
[kulağı çınlar]
[mırıldanır] Kulak.
Bak, ben küfür etmeyi bıraktım. Biliyor musun, ha?
Anlıyor musun? Küfür etmeyi bıraktım.
Ben, kız arkadaşım Ecem'e söz verdim. Artık küfür etmiyorum
ama küfürsüzlük çok zor.
-Çok zor küfür etmemek. -[kekeler]
Anlıyor musun beni?
Sen, benim yeminimi bozdurma bak. Ama sen tam bir yav... Bak, lan!
Abi, polis geliyor.
[hareketli enstrümantal müzik başlar]
Ha si...
[kıs kıs güler]
[müzik biter]
[şapırtı sesleri]
-Kaçtı, değil mi? -Kaçtı abi.
Az öteye git bakayım.
Ben, size küfür etmemek için susuyorum.
Siz de size çok küfür etmişim gibi susun.
-Tamam abi. -[bağırır] Bin lan, bin! Arabaya bin.
Cıbartacağım sizi, bin. Altı metre boyuyla koşuyor bir de.
Billur, bin sen de.
Affedersiniz, Doktor Asım Bey'le görüşecektim.
-Kim? -Doktor Asım Noyan. Doçent.
-Hastanemizde o isimde bir doktor yok. -Nasıl yok?
-Yok. -Ben daha geçen gün
burada buluştum kendisiyle.
-Ben nasıl buluştum olmayan birisiyle? -Ee, vardır öyle birisi,
tabii ki vardır ama hastanemizde yok.
Kayıtlarda göremiyorum.
-Anladım. -Sağlıklı günler.
İyi günler.
N'aber? Nazlı nerede?
Kasada.
-Selam. -N'aber Şaşkın Damat?
İyidir Patavatsız.
-N'aber aşkım? -Ne oldu Bahadır? Niye geldin?
Ben bugün hastaneye gittim.
-Hangi hastaneye? -Babanla buluştuğumuz hastaneye.
Ee?
Babanı sordum. "Burada öyle bir doktor yok." dediler.
-Nasıl yani? -Ben de anlamadım.
"Doçent" dedim. "Asım Noyan" dedim, yok.
Sen niye gittin ki hastaneye?
-Para isteyecektim. -Ne parası?
Bir abilerle falan anlaşırsak onların avansını verebilir mi diye?
-Borç olarak tabii. -Ya ne abisi, Bahadır?
Sen beni delirtecek misin?
Ne yapayım Nazlı?
-Eli kolu bağlı oturayım mı? -Evet Bahadır. Ne yapabilirsin ki başka?
Ya biz bir şey yapmayacağız. Abiler yapacak.
-Biz sadece parasını vereceğiz. -Hay senin abine!
Hadi Bahadır, bak müşteri birikti. Şimdi git. Sonra konuşuruz. Hadi.
TUVALET
[fısıltıyla] Ne bileyim baba,
şaştım kaldım ben de. Ne diyeceğimi bilemedim.
[fısıldayarak] Durup dururken hastaneye gitmiş bizimki.
Yok işte, bir abilerle anlaşırsa senden borç isteyecekmiş falan.
Saçma sapan şeyler.
Onlar da "Yok böyle bir doktor" demişler tabii ki.
Ne diyeyim ben şimdi? Ya anlarsa?
Gelip seninle konuşmak istiyor.
Tamam.
Konuşuruz. Kapatıyorum.
[Lerzan] Ya hayatım, şöyle düşün...
Babam, beni alkolik bir sığırla evlendirmese,
adam, beni daha ilk geceden dövmeye kalkmasa,
ben kaçmasam, sonra gidip bir kumarhanede işe başlamasam
babanla tanışamayacaktım.
-[Nazlı] Ee yani? -Yani.
Bizim için kötünün iyisi, iyidir.
Ayrıca senin baban, kötülerin en iyisidir.
Ya da en kötüsü bizim elimizdekidir.
[korna sesi]
Doktor her zaman risklidir zaten.
Dedim sana. Daha serbest, iş adamı, tüccar, bunları de ya.
Affedersin baba, ben senin kadar güzel yalan söyleyemiyorum.
Ay, aferin sana söyleme zaten. Bir tanem benim.
[heyecanlı enstrümantal müzik çalar]
Ayrıca senin bu baban var ya
ben şişkoyken yüzüme bakmazdı. Hiç sallamazdı. 19...
-Bu konuya nereden geldik ya? -Dur şimdi ama. 19 kiloyu verdim,
bir anda tavırlar değişti. Yok, "Bana abi deme" demeler falan.
Tamam vazgeçtim, sen gene abi de.
Ay, olur mu canım öyle şey? Babanı biliyorsun işte.
Ben de pek demiyordum da hiç dememeye başladım.
Ya tamam be kızım, takma bu kadar ya. Hallederiz bir şekilde ya.
Hayır baba, hiçbir şeyi halledemeyiz.
Herkes kandırıyor garibimi. Ben dâhil.
-Ama üç gün içinde netice alacağız yani... -Baba lütfen.
Görüyorsun işte, yalanla hiçbir şey halledemiyorsun.
Ama sende yalan söyleme hastalığı var.
O benim hastalığım değil canım, mesleğim.
Bir etrafına da bak bakalım. Mesleği yalan söylemek olan
tek kişi ben miyim?
-Ama en iyisi sensin. -Estağfurullah.
Yoo, öyle.
Ya bununla övündüğünüze inanamıyorum.
[şaşırır] Niye övünelim canım? Ben savunmuyorum yaptığı şeyi.
-Ama en iyisini o yapıyor. -Yok ya, neler vardı?
Benim ustam bir kere ya, İzzet Ayna.
Adamın pantolonunun içinden donunu alır haberin olmaz ya.
Yetişemedim ben ona. Ama senin o dudak neydi doktorda?
Ha bizimki karakterizasyon gibi. Yani canlandırma gibi.
[Lerzan] Tüylerim diken diken oldu ya.
Bravo vallahi.
[Nazlı] Baştan beri kötü fikirdi. Sana hiç gelmemeliydim.
Ya yok bir şey kızım. Ben o hastanede çalışmıyorum ki.
-Ara sıra orada ameliyata gidiyorum. Bu. -[güler] Bak gene yaptı. Ama çok iyiydi.
Tamam baba, tamam.
Bitti artık.
Sana geldim ve sana benzedim.
Buraya gelmek benim hatamdı. Şimdi de bu hatadan dönüyorum.
Gidip gerçeği söyleyeceğim Bahadır'a.
-Hoşça kalın. -Ya saçmalama Nazlı.
Nazlı. Merhaba.
Hı hı.
[Bahadır] Sen ne yapıyorsun burada? Burası neresi?
-Bahadır... -[sesini değiştirir] Ah! Bahadır!
İnanılmaz. Sen, buralar ya.
Nereden çıktın be? Vallaha sürprize bak İnci.
-[Lerzan güler] -Araba merakı. [kekeler]
İnci Hanım'la biz, boş zamanlarımızda buradayız. Deşarj oluyoruz.
Bu şekilde rahatlıyoruz. Özel bir mekân.
Baba! Yapmayın. Ben gerçeği söyleyeceğim.
Gerçek mi? Hangi gerçek?
Aslında ben de tam sana her şeyi söylemek üzere geliyordum.
Babamın doktor olmadığını biliyordum zaten.
-[Bahadır] Biliyor muydun? -Evet, ben uydurdum onu.
Ne iş yapıyor peki? Doktor olmadığına göre.
-Benim babam bir do... -Doçent yavrum, doçent.
-O bir dolandırıcı. -Ne?
[Nazlı] Evet.
[kendi sesiyle] Merhaba kardeş.
Yani... Nasıl yani?
Bir dakika, bir dakika. Şimdi anladım. Başından beri sizdiniz.
-O telefondakiler falan. -Hımm... Bak, ne güzel çözdü mal.
-Hı? Demek sen de işin içindesin, öyle mi? -Hayır Bahadır, saçmalama.
Evet öylesin. Baban dolandırıcı. Sen yalancı.
-Lokantada kadını tedavi etti ya. -Bahadır lütfen, bir dinler misin?
Ben, ben şu an ölmek istiyorum. Ya sen bana bunu nasıl yapabildin ya?
[bağırır] Nasıl yapabildin? Para için mi?
-Bahadır. -Sana yazıklar olsun.
Yazıklar olsun be.
Ya dur, dinle bir dakika. Ya sandığın gibi değil Bahadır.
Bahadır!
[iç çeker]
İşte gerçeği söyleyince de böyle oluyor be yavrum ya.
Çek elini! Senin yüzünü bir daha asla görmek istemiyorum.
-Asla! -Nazlı, Nazlıcığım, lütfen yapma bebeğim.
Ah, ya!
[duygusal müzik başlar]
Ah be Üzeyir abi.
Şimdi burada olsaydın ne güzel susardık seninle be.
Etrafta boş konuşan onca hıyar...
...ama ölüp gidiyor yanında susabildiğimiz adamlar.
Keşke birisi böyle bir şiir yazsaydı. Güzel olmaz mıydı?
Aa.
Nasıl unuttum?
[hareketli enstrümantal müzik başlar]
[motor sesi]
[herkes tezahürat eder]
Nasıl abi? Tansiyonunu ölçüp öyle aldık.
Çiçek gibi maşallah abi. Yanıyor araba ya.
Gezelim mi biraz be, ha?
[Lerzan] Acaba diyorum,
hani Kerami Abi de dedi ya,
bıraksak şu işleri, bir dükkân falan mı tutsak?
-Dükkân mı? -Hıı.
Bak, Allah yüzüne güldü. Yıllar sonra kızına kavuştun.
Sence de bırakmak için bu, bir fırsat değil mi Asım?
"Asla" dedi bana. Hem de iki defa.
Yüzümü görmek istemiyormuş hanımefendi. Asla.
Ulan kimseden yemediğim fırçaları bu kızdan yiyorum ben ya.
Bebeğim, o göğsündeki dövme gerçekten çok güzel.
Ama baba olmak için yetmez. [vapur düdüğü]
Sadece sevmek yetmez.
[balıkçı] Taze balık!
Ne lazım ki başka?
Söylemek lazım mesela. Hı?
Göstermek lazım. Ha?
Şimdi gitsen, Nazlı'ya desen ki "Bırakıyorum!"
Hakikaten de bıraksak, bence işe yarar.
Hem belki biz de güneye gideriz.
Ne bileyim? Deniz kenarında bir lokanta açarız.
Aman ne değişik proje.
Niye ya? Beş liraya balık tutar, 50'ye satarız.
[gülerler]
Tamam peki, Nazlılarla gideriz.
İkimiz de hamile kalırız.
Hem çocuğun olur. Hem torunun olur, aynı anda.
Nasıl, değişik oldu mu proje?
Evet, aşırı farklı oldu. Bu da iğrenç oldu.
[Lerzan] Belki bir gün, biz de evleniriz diye düşünüyorsundur.
[Asım] Düşünmeyi değil de susmayı daha çok sevdiğim bir konu bu.
-[Lerzan] Bayağı kalp kırıyorsun ha. -Ama gönül çelen bir tarafım da vardır.
Merhaba.
Bahçe güzel olmuş ya. Lunapark gibi olmuş.
-Arıyorum, niye açmıyorsun? -Açmıyorum, niye arıyorsun?
Ya sen "Yüzünü görmek istemiyorum." dedin.
Ben de dedim, "Demek ki telefonda konuşabiliriz."
Görüntülü aramayız, olur biter.
Ne yazıyor telefonunda ben arayınca? Nasıl kaydettin beni?
"Baba" yazıyor. İki tane de ünlem var.
İki ünlem var.
Niye şaşırıyoruz bu kadar acaba?
[iç çeker] Ya Nazlı...
Senin beni sevmemeni hiç sevmiyorum be kızım ben ya.
Başka hiç kimse sevsin istemiyorum beni. Yok böyle bir telaşım.
Ama sen... Sen başka.
Nazlı...
Hişt.
Seni hep sevdiğin, şimdi de gitsek çok sevineceğin bir yere götüreyim mi?
Ha?
♪Fış fış kayıkçı Kayıkçının küreği♪
♪Akşama mincan böreği♪
"Mincan değil Nazlıcığım, fincan."
"Hayır!"
♪Akşama mincan böreği♪
[çocuk taklidi yapar] Lüfen babacığım, lüfen!
-Al bakalım. -Eyvallah.
"Eyvallah!"
Aslında çok hoşuma gitti ama belli etmedim.
-Ne? -Dövmen.
Ha?
Biliyorsun bu dövme işlerini de hiç sevmem. Başka yok yani.
O yüzden hoşuma gitti zaten.
Ama görseydin o kadar canım yandı ki. Adam, buramı üç saat böyle,
-böyle böyle deldi ya acımasızca. -Tamam baba, şımarma.
Sen hiç kendini üzme. Babiş, bu işi halledecek.
Babiş, iki ünlem. Beni böyle kaydet bence.
Ah be baba.
Her şey çok daha güzel olabilirdi.
Sen niye böyle oldun ya?
Ya tamam yanlışım ama tatlıyım, öyle değil mi ya?
Evet ama yanlış olman tatlı değil.
Değil, doğru.
Biraz gayret göster baba ya. İnsanlar değişir.
Evet, değişir. Hıyarsa cacık olur.
Ama muhallebi çok zor.
Baktığın zaman, her hıyar muhallebi olmak ister.
Ama çok zor.
Çok zor.
["Burası İstanbul" çalar]
♪Yalansız kul mu var? Girdiğin yol mu dar?♪
♪İçin neden üşür? Çıktığın dağ mı kar?♪
♪Dönüp mü gitmeli? Tövbe mi etmeli?♪
♪Bu sazan sarmalı Deyip mi geçmeli?♪
♪Buranın adı İstanbul♪
♪Bir gözü hep açık uyur♪
♪Girmezsen eğer koynuna♪
♪Dolanıverir boynuna♪
♪Buranın adı İstanbul♪
♪Geceleri masal olur♪
♪Girmezsen eğer koynuna Dolanıverir boynuna♪
[çocuk sesleri]
[herkes] Gol!
Hayatımda bir gün okula gittim.
O da kantinden bir şey çalacaktı arkadaşlar, yardım istediler.
Siz gidin, ben gelirim.
Ne istiyorsunuz?
Paramı, aşkımı, her şeyimi aldınız benden.
Daha ne istiyorsunuz?
Şimdi bu yerli dizi ayaklarını bir tarafa bırak ve beni iyi dinle.
[boğazını temizler]
Tamam, biz doktor değiliz. Yani...
Tıbbın doktoru değiliz, bizim uzmanlığımız daha ziyade...
Organize bir konsept içinde bir çalışma yapılır.
Bize ait olmayan ürün, bize ait hâle gelir.
Hırsızsınız yani.
O kelimeyi sevsek onu kullanırdık. Lafı da bu kadar uzatmazdık.
-Affedersiniz. -Tamam ulan, biz buyuz.
Ama kızımın bu işlerle hiçbir alakası yoktur.
Yo, yo... Bence o da çok güzel yalan söylüyor.
"Yo, yo..."
Güzel söyleseydi uyanamazdın.
Ayrıca herkesin yalanını maşallah afiyetle yiyorsun.
Onu da ye gitsin. Nedir yani?
Ne dersin koçum? Neydi o laf Arızacığım?
Gerçeğin tipi bozuk olduğunda...
-Yakışıklı bir yalan iyi gider. -Buyurun.
Benim Nazlı'm ana sütüdür. Bir damla mürekkep görmemiştir.
Zaten o yüzen posta koyup duruyor kız bana lan.
O bulanık işlere biz bakıyoruz. Anladın mı?
-Alocular da siz miydiniz peki? -Yok oğlum, yok.
Ya mal mısın? Hasta mısın sen ya?
Oğlum, kız benden yardım istedi. Öyle girdik işte.
Yoksa kızın beni aradığı yok. Gidiyorum konuşmaya falan.
Senin sayende. Ulan senin sayende hakikaten.
Yani sen o dolmayı yemesen kız bana geri gelmeyecekti. Yani...
Ulan ben buna teşekkür mü etmeliyim acaba ya?
-Yok abi, abartmayalım ya. -[mırıldanır] Ha, okay.
Nazlı, beni seviyor mu yani?
Maalesef.
Maalesef.
-Hişt, özel okul değil mi burası? -Evet, özel.
Kasası nerede?
-Ama yani şimdi... -[Asım güler]
Ulan, şaka yapıyor lan.
Bunlar parayı bankaya yatırıyordur. Yani burada tutmazlar.
Bak Bahadır.
Nasıl olmuşsa olmuş, kızım seni sevmiş.
Çaresiz bunu kabul edeceğiz.
Ama bugün ya da daha sonra Nazlı'yı bir santim üzersen...
Sen mesajı aldın bence.
Aldım babacığım, aldım.
Ve ben sana "evlat" deyinceye kadar sen de bana "baba" demeyeceksin.
-Anladın mı? -Anladım efendim.
Aferin. Bekle.
Çok iyi çocuk bu, Nazlı.
Bir kızımıza çöpçatanlık yapmadığımız kalmıştı. Buyurun.
[Lerzan] Hadi tamam, surat asma.
Hoş geldin.
Hoş bulduk.
Nerelerdeydin bakalım?
Cehennemin dibinde.
Senin olmadığın her yer, cehennemin dibi.
[enstrümantal müzik başlar]
[Nazlı] Ee, nerede kaldın?
-Hilmi'de. Kanepede yatırdı beni. -[Nazlı] Nerede yatıracaktı?
[Bahadır] Tamam yatır da yani, cips koyma kanepenin arasına.
-Dur, dur, dur, buldum dur. -Hı?
Aha buldum.
Buldum. [kıs kıs güler]
A, ŞORT, MEN.
Ne bu?
Sportif yaparken giyilen kıyafet. Aşortmen.
Sportif yaparken giyilen kıyafet, eşofman.
Ya her tabirin bir yöresel söyleniş şekli vardır. Dudaklım benim.
Ohoo...
[Nektar öksürür]
Saruhan Abi, Ziya ibnesinin yerini bulduk abi.
Hişt, küfür yok.
-Küfür yok. -Aferin aşkım.
-Nektar. -Affedersin yenge.
-Söyle. -Ziya Bey'in yerini bulduk abi.
Gittik, kahveciyi tekrar çevirdik.
Meğer o zaman da yerini biliyormuş bize söylememiş.
-Hakikat mi diyorsun sen? -Yemin ediyorum abi.
Çık dışarı.
Tamam, bunu kabul ettim. Sıra bende.
-Neyi? -Harfin üç katı.
Ya, bunu...
Benim kafam karışıyor ya. Başka bir şey yapalım.
-Niye aşkım ya? -Almıyor kafam Ecem, sıkılıyorum.
Ne güzel, yeni kelimeler öğreniyorsun. Neydi en son öğrendiğin kelime?
-Empati. -Hıh!
Kendisini başkasının şeklinde düşünmek.
Aşkım benim ya. Yiyeceğim, bu göbeğini yiyeceğim.
-Ya bırak şimdi, yapma. -Yiyeceğim bu göbeğini.
Yapma kadın, huyum var yapma.
-"Empati" diyor ya. -Ulan, bak.
[Saruhan] Hişt, yapma! Tikim var biliyorsun. Bak yapma. Yapma.
[kıs kıs güler]
-[Saruhan] Aşağıya in. -[Ecem] Hı...
[Saruhan] Yok kız, aşağı derken yatak odasına in, burada değil.
[Ecem] Ha! Tamam.
-[Saruhan] Işıkları da... Bana bak. -[Ecem] Hı?
-[Saruhan] Işıkları da kapat, geliyorum. -Tamam.
[Saruhan] Isıracağım.
[kıs kıs güler]
[hareketli müzik başlar]
Hadi, hadi, hadi.
-[herkes] Oo! -Al işte. Al işte, para gitti.
[telefona mesaj gelir]
[Asım] Hadi bakalım.
-Sarma el yapımı ondan al. Hazır değil o. -Değil, değil. Hazır.
-Hazır değil, kuş üzümü koydu kızlar. -Hazır.
-İddiasına var mısın? -Asım Abi, yenge... Asım abi.
Nargileciden mesaj var. Adamımız oradaymış.
[Asım] Hımm.
Tamam o zaman hazırlanın. Alet edevat toparlayın.
-Nezip'i arayın, sudan gideceğiz. -Tamam.
-[Asım] Trafik kanseri olmayalım. -Ne olur ben de geleyim.
İşi batırırken oradaydım. Bırakın toplarken de orada olayım.
Oğlum, filmlerde ne seyrettin bilmiyorum. Ama bunlar çok ciddi ve pis işler.
Ve senin hiç anlamadığın işler.
Ya ben baştan beri bir abilerden bahsediyordum.
Meğer onlar sizmişsiniz de benim haberim yokmuş.
Ben de katılayım size ha? Ayrıca o kişiyi teşhis edecek tek kişi benim.
Sesini duyayım yeter. Kulaklarım çok iyidir. Valla.
Abi, maalesef doğru söylüyor.
İyi, gelsin.
-Dikkatli ol aşkım. -Merak etme aşkım.
Ya bu aşkım aşkım nedir babanın yanında ya?
-Asım dikkat et ne olur. -Merak etme.
Hiçbir şeye karışmayacaksın. Soru sormayacaksın.
Ne diyorsam onu yapacaksın. Hiç kafa açmayacaksın, anladın mı?
-Anladım babacığım. -"Babacığım"ına da başlatmayacaksın.
-Bu silahlar gerçek mi ya? -Tabii ki değil oğlum.
Biz hiçbir zaman gerçek silah kullanmayız.
-Gangster miyiz lan biz? -Estağfurullah.
İşte onlar, gidiyorlar.
[Naim] Bir tık geç kaldık sanki ama.
Yani şey olarak.
[yabancı dilde konuşmalar]
Kolay gelsin Tosun Paşa, hürmetler.
Berhudar ol Asımcığım.
[Naim] Tekneye gidiyorlar bence namussuzlar.
Peşlerinden gidersek bir garibanı daha kurtarırız, Allah'ın izniyle inşallah.
-Sen niye lafı bu kadar uzatıyorsun? -Korktum galiba.
Korkma olayı yükselince bende lafı da uzatma oluyor.
-Başka şeylere de yol açabiliyor tabii... -Hişt. Çıkalım, çıkalım, çıkalım.
-Çıkalım da biraz boğaz havası alalım. -Evet.
Biz neden gitmiyoruz?
Adamlar seni tanıyordur. Görürlerse kaçarlar, değil mi?
-Doğru. -Sen hiçbir şeye karışmayacaksın.
"Adamımız budur" veya "değildir" diyeceksin. O kadar.
Biliyorum, bilmez miyim?
Çocukken çetemiz vardı, dedim ya.
Adamlar geldiği zaman ben soğukkanlı takılırım.
Size işaret ederim o veya bu diye.
-Bir sıkıntı yok. -Abi, damat kafa açıyor ha.
Vallaha Hayriciğim, kuruluşumun 50. yılı, ben kafa açmayan insan görmedim.
Ya öyle birisi yok ya da bana denk gelmiyor.
[vapur düdüğü]
-Ama adamlara... -[yüksek sesle] Şişt! Şişt!
-Nerede bizim adam? -Şurada abi.
[Arıza] Şu Dalmaçyalı mı?
-Evet abi. -Pokemon.
-Ne alalım arkadaşım? -Ben bir limonata al...
[kriz geçirir]
Berkay! Kardeşim!
-Berkay, kardeşim. -Ne oldu?
Abi, bir el at da bir içeri alalım.
Tamam, tamam kardeşim.
Ah oğlum, çözemedin şu psikolojik sorunlarını.
Her şey cinsellik mi ya? Tamam arkadaşlar, hep oluyor. Biz hallederiz.
Ah be oğlum! Her şey seks mi Berkay?
Daha üç ay oldu ya.
Dayan, dayan nur yüzlüm, dayan. Berkay... Abi,
Gel abi, şöyle yatıralım.
-Şöyle yatıralım. -Hadi geçmiş olsun.
-Nasıl ya? -Sessizce çıkalım Sayın Savcım.
-Siz kimsiniz lan? -Şişt!
"Sessizce" dedi. "Çıkalım" dedi.
-Devam et, devam et, devam et. -Yürü!
Berkaycığım, beni, başka birine benzettiniz.
-Daha benzetmedik. Benzeteceğiz. -On numara kelime şakası yaptın abi ya.
Kelime şakası demezler oğlum ona. Mecazi konuşma derler.
-Cazi mi? Cazi nedir oğlum? -He, cazi.
Abi, merhaba.
Abi, ben az önce arkadaşlara da izah ettim.
Bir yanlış anlaşılma olmuş gali...
Bu o mu?
[eski konuşmalarını duyar] Bahadır Bey,
ben Cumhuriyet Savcısı İlhan Gündoğan...
[konuşmalar ekolu bir şekilde devam eder]
[Arıza] Lan!
Evet o.
Adamı da aldılar, teknede bağlayacaklar.
Bak, bak hele, bak bak. Nasıl kedi gibi kaçıyor Allahsızlar?
-[Saruhan] Billur. -[Naim] Efendim?
Bu bendeki eski bir alışkanlık. Yani bindiğim her aracı kendim kullanırım.
Ya da şöyle söyleyeyim.
Kendim kullanmayı bilmediğim araca da binmiyorum ha.
Ben bindiğim taksiyi bile kendim kullanırım.
Arkadaşa diyorum, "Yan tarafa geçer misin?"
-Rica ediyorum. -Evet.
Nasıl sahte silah bunlar ya? Bayağı gerçek.
Ne yapıyorsun damat? Ne yapıyorsun? Kurcalama la!
Allah Allah! Mal.
Asım Abi, takipçimiz var abi.
Vay. Teşkilatlı lavuklarmış lan bunlar.
Kalk lan, kalk. Kalk, kalk.
-Ne oldu ya? -Şu arkadaşlarını hemen arıyorsun.
[Asım] Peşimizi bırakıyorlar.
Yoksa ayağına taş bağlar, denizin dibine gönderirim seni.
-Hangi arkadaşlar abi? -Şunlar işte.
Abi, ne arkadaşları? Ne oluyor ya? Vallahi benim bir şeyden haberim yok.
[yüksek sesle] Yalan söyleme lan!
Abi, ekmek çarpsın benim haberim yok. Hani öyle bir şey olsa pazarlığa otururduk.
Doğru söylüyor lan bu.
Kim takip ediyor lan bizi o zaman?
-Ziya arkadaş, belki biliyordur abi. -Nasıl yani?
Asım abi, ölmüşlerinin ölüsünü
-öpeyim ki haberim... -Ziya, kim lan bunlar?
-Söyle oğlum. Söylesene lan. -[fısıltıyla] Söylüyorum.
Saruhan ya.
-Hangi Saruhan? -Ya, var ya hani...
[Saruhan'ın gülüşünü taklit eder]
Sarı Saruhan?
Lan, bahis mafyasını mı taktın lan götüme benim?
Asım Abi, ne olur Asım Abi!
Yıkın anam bunu.
Ne yapıyorsunuz? Ne gaza geliyorsunuz?
Asım abi.
Biraz daha hızlı gidebilir miyiz acaba?
[bağırır] Lan!
Lan, sağa çek, sağa!
-İstanbul'a yakışmıyorsunuz. -Lan bu bizim demirci Naim.
-[Asım] Nasıl birleşti lan bunlar? -[Ziya] Valla orasını ben de anlamadım.
[Hayri] Bak, hâlâ yalan söylüyor ya.
[su sesleri]
-[Hayri] Kapanıyor, kapanıyor, kapandı! -Eğilin lan, çarpıyoruz!
[çarpma sesi, alarm sesleri]
Lan, deldin köprüyü lan.
-Arabalara, arabalara. -Gel lan, gel!
[Arıza] Fırla! Yürü, fırla.
[kıs kıs güler]
[korna çalar]
Çekil lan, çekil lan.
[Ziya] Gaza bassana, adam üstümüze geliyor.
-Basıyorum oğlum, görmüyor musun? -Oğlum yürü, yürü, bas gaza. Bas!
[Ziya] Sağ yap, sağ yap. Yürü, yürü.
[korna sesleri]
["Çatla" çalar] ♪Çatla♪
♪Eridi ki buzlar Çatla♪
♪Dağ, taş yerinden oynar♪
♪Çatla Açılsın kartlar♪
♪Çatla Bu acıya, ölü bile hortlar♪
♪Sikiliyor seven hep deme Biz bunu denedik♪
♪Senin kahpeliğin kanında O nasıl bir genetik♪
♪Tereddüt ettim giderken ölüyordum♪
[Pokemon bağırır] Amanın! Oy!
-[Ziya bağırır] Ne oluyor lan? -Fren tutmuyor!
-[bağırır] Oğlum çekilin! -[insanlar çığlık atar]
[korna sesleri] Çekil lan!
[Pokemon] Düşüyoruz!
[çığlıklar]
Oh! Allah'ım sana şükür.
[horoz öter, tavuk sesleri]
Şimdi söyle bakalım. Sen bizim paramızı nasıl geri vereceksin?
-Hangi para abi? -Benden çaldığınız para tabii ki,
Sayın Savcı Bey.
Abi, benim böyle işlerle alakam yok yeminle.
-Bahadır. -Tamam.
O zaman benim ofise gidelim. Ben orada size parayı takdim edeyim.
-Oğlum, adam "tamam" dedi. Niye vurdun? -O gün bir taksi parası istedim.
-Vermediler abi. -Bu sefer bayılmadı.
Numara yapıyor dümbük. Kalk lan, kalk!
İyiyim ben, iyiyim. Merak etmeyin, iyiyim.
Buradan merdivenlerden çıkacağız abi.
[lambadan alarm sesi gelmeye başlar]
[Asım] Dikkat çekmeden yürüyün lan.
Of, abi yemin ediyorum, omuz gitti ya.
Hadi ya? Kıyamam sana ben.
-Abi, benim acayip başım dönüyor. -Lan, yürüsene oğlum.
-Buradan mı? Nereden oğlum? -Buradan abi.
-Abi, biraz nefeslensek mi ya? -Lan.
-İşte burası. -Şişt.
Bekle. Sen, burada bekliyorsun, tamam mı?
-Ama asıl olay içeride olacak, değil mi? -Ne?
En heyecanlı yeri kaçırıyorum.
Lan, keşke seni dövecek kadar vaktim olsaydı şimdi. Dur şurada.
-Aa! Merhaba. -Hayırlı günler beyefendi.
Hayatımda ilk defa canlı bir cü... Küçük insan görüyorum.
Canlıyı gösterirdim şimdi ama vaktim yok.
Ne kadar tatlı ya.
Evet, parayı görelim güzel kardeşim.
[kahkaha atar]
Ne gülüyorsun lan Dalmaçyalı?
Şahin.
Şimdi, güldüğüm iki konu var.
Birincisi, zulada bir lira para yok.
Paralar, çoktan Pamuk Prenses'e doğru yola çıkmıştır.
-Kim? -Pamuk Prenses.
-Cüce! -Ne cücesi lan?
Abi, cüce yanımdan geçti. Çantası vardı. Canlı dedi.
-Ulan ben seni... -Bahadır, sen karışma.
Güldüğüm ikinci konuya gelince.
Bu yakışıklı çocuk, teknede söylerken duydum,
elinizdeki silahlar sahte.
Hakikaten de uzman bir lavukla karşı karşıyayız.
Doğru, bunlar sahte.
[Asım] Yani, o bir prensip meselesi. Yani...
Yeterince kafan çalışıyorsa buna, ihtiyacın yoktur gibisine bir prensip.
Ama bunları sahte görme yani, bunların da çok işe yaradığı zamanlar oluyor.
-Mesela? -Mesela, şimdi.
Get.
Gel. Geç şuraya.
Sen. Geç.
Sen gel, sen gel. Kalk lan kalk. Kalk.
Bak Dalmaçyalı. Şunu asla unutmayacaksın.
Hiç kimse ama hiç kimse, benim kızımı üzemez.
[Asım nefes nefese]
-Yok mu? -Yok abi.
-[adam] Hoş geldiniz abi. -[Asım] Eyvallah.
Bahadır nerede baba?
Ya, o paranın peşinden gitti.
-Para nerede? -Cüce kaçırdı.
-Cüce nerede? -Baba, Bahadır nerede?
E kızım, işte cücenin peşine verdi. Paranın şeyinsinde.
Ya ne cücesi baba? Söylesene Bahadır'a ne oldu?
Ya şöyle oldu, şimdi o kapının önündeydi.
Cüce de oradan gidince o da onun peşinden gitti
çünkü biz içeride adamlarla boğuşuyorduk.
Adamları indir, kaldır derken, çıktık dışarı, aradık, taradık,
-hiçbir yerde bulamadık. -Ve bırakıp geldiniz, öyle mi?
Baba, ne yaptın sen ya?
Asımcığım, cüce derken
çok kısa boylu bir insandan mı bahsediyorsun yoksa hakikaten...
-Bu detay çok mu önemli Lerzan? -Hayır.
Peki, bizim çocuklar nerede?
[Asım] Bunlar kim ya?
Çocuklar.
Oğlum, ne oldu lan size?
Denize uçtuk oğlum, denize. Az daha boğuluyorduk.
Çıkardılar bizi. Islak ıslak dövdüler.
-Döverlerken kuruduk. -Yeniden ıslattılar.
Yeniden dövdüler.
Ama kemiklerim sızlıyor.
[Pokemon ağlar]
[enstrümantal müzik başlar]
Selamünaleyküm.
-Merhabalar. -[sesini değiştirir] Merhaba.
-Beni hatırladınız mı beyefendi? -Çıkaramadım ilk etapta.
Somon havyarı yemiştik beraber.
Yahu, Naim bu. İnanılmaz bir olay.
Allah seni inandırsın. Her yerde bu çocuklar seni arıyor ya.
Bir küçük rakam yüzünden, yanlış anlamadan bakın neler oldu?
Buyur, bir şey ikram edelim. Çok güzel karidesim var, jumbo.
Sağ olun, istemez.
Sayenizde bütün deniz mahsulleriyle aramız bozuldu efendim.
Yapmayın.
Şey, biz konuyu bayanların önünde fazla uzatmayalım.
Bu arkadaştan aldığınız parayı getirin, hemen.
Hemen şöyle halledelim onu...
Ziya. Ziya iptal.
Arıza, kasayı aç yavrum. Ne kadar varsa içerisinde getir.
Tabii fazla da yok, habersiz geldiğiniz için
ama önden bir ödeme yapıp gerisini peyder peyder...
...yapalım. Çünkü bizim
sözümüz namusumuz. Sözümüz borçtur bizim.
Ya aldığınız paranın hepsini çıkartırsınız ya da Nektar...
-Abi. -Nektar sıkar.
Ben sevmem ama Nektar sıkar.
Şimdi sıkmayalım birbirimizi.
Hatta şöyle bir şey benim aklıma geldi. Bu, daha da güzel olur.
Ben üçe kadar sayayım Nektar. Sen de sağ diz kapağına sık bir tane.
-Baba. -Asım.
Durun çocuklar, hemen en kötüsünü düşünmeyin.
-Daha üçe kadar sayacaklar. -Hazırım abi.
-Bir. -Beyefendi.
-Baba. -[Lerzan] Asım.
-İki. -[Lerzan] Asım.
[Asım] Çekil, delip geçer sana gelmesin.
-[Asım] Bakma yavrum. -Herkese merhaba.
-Bahadır? -Bahadır in the house.
Başardım aşkım. Bak.
Dedim ama "yaparım" dedim.
Bunu da getirdim polise teslim ederiz diye. Taksici sordu, "sarhoş" dedim.
Aa, o adamlar.
[gürültüyle düşer]
Bahadır, evladım benim. Ne güzel bir zamanlama. Aferin.
[kendi sesiyle] Var değil mi içinde para?
Hah, şimdi oradan ne kadarsa borcumuz çıkarıyorsun, takdim ediyorsun.
Bir daha da böyle kıymetli insanlara borç takmak diye bir şey söz konusu olamaz.
Çok ayıp.
Nektar, çantayı getir oğlum.
Yok.
İçinden alsaydınız, yani tümünü değil de.
Aç bakalım ağzını.
-Abi, ganimet var burada. -Allah'ım şükürler olsun rabbim sana.
-[Saruhan] Tamam mı? -Tamam efendim.
De haydi o zaman hadi, hadi.
Ee... Saruhan Bey! Saruhan Bey! Saruhan Bey!
Şimdi, burada biz bizeyiz.
İşin gerçeği, bizim Naim Bey'den aldığımız meblağdan çok daha fazlası var çantada.
Acaba diyorum,
gelir dağılımında adaleti nasıl sağlayabiliriz?
Örneğin, bütün parayı almasanız nasıl olur?
Çözüm odaklı düşündüğümüz zaman.
Daldı.
[burnunu çeker]
Girecek gibi oldu, geri vazgeçti.
Siyahi ve isyankâr şarkıcı Pob Marley'in, bak benim çok sevdiğim bir sözü var. Ne?
-Ne? -Ne?
Giderken geride kalana diyor ki...
"Bir yıldız gibi kayar, giderim hayatından."
"Yapacağın tek şey, dilek tutmak olur benim arkamdan." diyor.
[Saruhan kıs kıs güler]
Çok güzel bir sözdeyiş. Çok...
-...güzel bir sözdeyiş. -Uzun ama güzel.
[Reggae müzik çalar]
-Pob Marley kim ya? -Sigaracı.
-Ha, kıvırcık? -He.
-[Saruhan] Öne bin Billur. -[Naim] Tamam efendim.
[Saruhan] Bak hele, sen bizimle çalışma fikrine sıcak mısın, soğuk musun?
[Naim] Şartlar nedir efendim?
[Saruhan] Ya, şart diye bir şey yok Billur.
[Naim] Ama maaş mesela ne kadar?
[Naim] Efendim, altı ayda bir zam var mı?
Sigorta var mı? Bunlar önemli meseleler.
Kusura bakma Nazlı.
Beceremedik işi. Taklaya geldik. Alamadık parayı.
Önemli değil baba.
Paradan daha değerli bir şey kazandık.
Baksana yeniden aile gibi olduk.
Tabii sen de bu işleri bırakırsan.
Bebeğim, doğru söylüyor be Asım.
Yani sence de bırakmak için iyi bir fırsat değil mi bu artık?
[inlemeler]
-Böyle vurulur mu küçücük insana ya? -Önce sen vurdun.
Elde kalan bu.
Yamuk Prenses'in hırsız cücesi.
Oldu o zaman. Hayırlı günler.
Gel buraya. Kaçıyor. [gülüşmeler]
Nereye be?
Bir konu hakkında konuşabilir miyiz acaba?
Ana, o ne lan? Aşkım, paramız.
Ver bakayım. Başka var mı?
-Yok, yok başka yok. -Vardır, bak sen. Derinlere bak, vardır.
Derinlere bak.
En alttaki kefen parasıydı ama.
Senin kefen bir şey tutmaz merak etme.
-Aşkım, paramız burada. -Ben dokunmayayım da gene de onlara.
Sen de öpmese miydin acaba? Hâlâ sıcak ulan para.
[gülüşmeler]
Böyle heyecanlanınca birden şey oldu.
Aferin Bahadır.
Aferin evlat.
Sağ olun. Sağ olun babacığım.
["Organize İşler" melodisi çalmaya başlar]
El öpenlerin çok olsun.
-Nazlı'm. -Oh be!
-Adın ne lan senin? -Moko.
Karnını doyurun şu puştun. Moko Beyefendi'nin.
[Bahadır] Söylemiştim çetemiz vardı diye. Çok acımasızdık ya.
Ah, ah! Tek evlat kafasız çıktı. Ne yapalım Vakkas?
Her şeyi verdik.
Zamanın en pahalı mamalarıyla besledim ben bunu.
Johson & Tompson.
Yahu ben buna keçi sütü bulacağım diye her hafta Kayışdağı'na gittim arkadaş.
Keçi sütü demek ki o kadar da faydalı bir şey değilmiş Vakkas, ne yapalım yani?
-[İhsan] Denedik. -Selamünaleyküm.
Hah dur. Hah, geldi benim tüp oğlan. Kapatıyorum şimdi.
Sonra ararım ben seni. Hadi eyvallah.
Gelen giden yetmedi beni gömmek için,
bir de milleti telefonla mı arıyorsun baba?
Neredesin oğlum sen kaç gündür, ha?
-İşim vardı. -Allah Allah, ne işin vardı?
Ben şimdi sana desem ki "Baba, ben o adamları yakaladım."
"Paramızı da geri aldım. Üstüne bir de kaymaklı faiz aldım." desem.
-He he... -Misal.
Sonra böyle çil çil paraları, masanın üstüne koysam.
-Ne dersin? -"Allah'ıma şükürler olsun." derim.
Ne diyeceğim. Ben bunları alırım.
Böyle kucağıma koyup sarılırım bunlara ben ya.
Paraya değil, evladına sarılacaksın baba.
Desene oğlum, nasıl başardın şu işi? Hele bir desene.
"Nasıl başardın?" Çok güzel bir soru.
İsyani ve siyahkâr şarkıcı Pob Marley'in, benim çok sevdiğim bir lafı var.
Ne?
-Diyor ki geride... -Dört, beş,
altı, yedi, sekiz, dokuz, on. 11, 12, 13, 14...
-Kime anlatıyorum ben ya? -...15, 16, 17, 18, 19...
Nazlıcığım, hoş geldin.
-N'aber Lerzan? -Oo, bebiş gelmiş.
Kolay gelsin.
-Terliyim ama. -Olsun.
Hayırdır yavrum?
Size, bunu getirdim.
Vay! Hadi hayırlısı.
Eğer gelirsen...
...bu işleri bıraktığını anlayacağım.
Eğer bırakmayacaksan hiç gelme lütfen.
Nikâhta görüşürüz.
Ha ha.
İnşallah.
Ne kadar kısa ve net konuştu kızımız, değil mi Asım?
Evet de Lerzancığım...
...ben şimdi bu saatten sonra
bu Asım'dan kalkıp hangisine göçeyim be yavrum?
[Lerzan] Daha iyisine. Daha güzeline.
[alkış sesleri]
["Düğün Marşı" çalar]
-Ne yapıyoruz? -[Nazlı] Gelmeyecek.
Başlayalım.
Değerli konuklar, nikâh akdine başlıyorum.
Adınız, soyadınız?
-Nazlı Noyan. -Sizin adınız, soyadınız?
Bahadır Temizel.
Birbirinizle evlenmek istediğinizi kurumumuza yazılı olarak bildirdiniz.
[nikâh memuru] Yaptığımız incelemeler sonunda
evlenmenize engel bir durum olmadığı tarafımızca tespit edildi.
Şimdi bir kez de misafirler ve şahitler huzurunda sözlü olarak
evlenmek istediğinizi beyan ederseniz
nikâh akdinizi gerçekleştireceğim.
Özgür iradenizle Bahadır Temizel'i eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?
Evet.
Nazlı Noyan'ı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?
[bağırır] Evet.
Bravo!
Sizleri eş olarak ilan ediyorum. Tebrikler.
[korna çalar]
[iç çekerler]
[korna sesleri]
Bunlar kim ya?
[enstrümantal müzik başlar]
Bunlar aşkım, bizim ailemiz.
Gel.
["Organize İşler" melodisi çalmaya başlar]
[Asım] Ya bırakacağım kızım, valla bırakacağım.
Ya kafamda bir rakam var. Ona ulaştık mı bırakıyorum.
[Lerzan] Ya hadi tamam, bırak Allah aşkına ya.
[kasa açılır]
I am coming in Sofia.
Yes, next... Gelecek hafta.
Next hafta. I want to see you.
Ulan, ben bu çocuğun cibilliyetini...
Lan, sanayi tüpü, neredesin? Ağzına sıçtığımın oğlu.
["Burası İstanbul" çalmaya başlar]
♪Yalansız kul mu var? Girdiğin yol mu dar?♪
♪İçin neden üşür? Çıktığın dağ mı kar?♪
♪Dönüp mü gitmeli? Tövbe mi etmeli?♪
♪Bu sazan sarmalı Deyip mi geçmeli?♪
♪Buranın adı İstanbul♪
♪Bir gözü hep açık uyur♪
♪Girmezsen eğer koynuna♪
♪Dolanıverir boynuna♪
♪Buranın adı İstanbul♪
♪Geceleri masal olur♪
♪Girmezsen eğer koynuna♪
♪Dolanıverir boynuna♪
♪Yalansız kul mu var? Girdiğin yol mu dar?♪
♪İçin neden üşür? Çıktığın dağ mı kar?♪
♪Dönüp mü gitmeli? Tövbe mi etmeli?♪
♪Bu sazan sarmalı Deyip mi geçmeli?♪
♪Buranın adı İstanbul♪
♪Bir gözü hep açık uyur♪
♪Girmezsen eğer koynuna♪
♪Dolanıverir boynuna♪
♪Buranın adı İstanbul♪
♪Geceleri masal olur♪
♪Girmezsen eğer koynuna♪
♪Dolanıverir boynuna♪
♪Burası İstanbul♪
♪Cesur, güzel Kalabalık♪
♪Açık, saçık Eli açık♪
♪İstanbul Geceleri masal olur♪
♪Girmezsen eğer koynuna♪
♪Dolanıverir boynuna♪
♪Buranın adı İstanbul Geceleri♪
♪Girmezsen eğer koynuna♪
♪Dolanıverir boynuna♪
♪Burası İstanbul♪
[şarkı biter, jenerik müziği başlar]
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.