Afrikaans
Akan
Albanian
Amharic
Arabic
Armenian
Azerbaijani
Basque
Belarusian
Bemba
Bengali
Bihari
Breton
Bulgarian
Cambodian
Catalan
Cebuano
Cherokee
Chichewa
Chinese (Simplified)
Chinese (Traditional)
Corsican
Czech
Danish
English
Esperanto
Estonian
Ewe
Faroese
Filipino
Finnish
French
Frisian
Ga
Galician
Georgian
German
Greek
Guarani
Gujarati
Haitian Creole
Hausa
Hawaiian
Hebrew
Hindi
Hmong
Hungarian
Icelandic
Igbo
Indonesian
Interlingua
Irish
Italian
Japanese
Javanese
Kannada
Kazakh
Kinyarwanda
Kirundi
Kongo
Korean
Krio (Sierra Leone)
Kurdish
Kurdish (Soranî)
Kyrgyz
Laothian
Latin
Latvian
Lingala
Lithuanian
Lozi
Luganda
Luo
Luxembourgish
Macedonian
Malagasy
Malay
Malayalam
Maltese
Maori
Marathi
Mauritian Creole
Moldavian
Mongolian
Myanmar (Burmese)
Montenegrin
Nepali
Nigerian Pidgin
Northern Sotho
Norwegian
Norwegian (Nynorsk)
Occitan
Oriya
Oromo
Pashto
Persian
Polish
Portuguese (Brazil)
Portuguese (Portugal)
Punjabi
Quechua
Romanian
Romansh
Runyakitara
Russian
Samoan
Scots Gaelic
Serbo-Croatian
Sesotho
Setswana
Seychellois Creole
Shona
Sindhi
Sinhalese
Slovak
Slovenian
Somali
Spanish (Latin American)
Sundanese
Swahili
Swedish
Tajik
Tamil
Tatar
Telugu
Thai
Tigrinya
Tonga
Tshiluba
Tumbuka
Turkish
Turkmen
Twi
Uighur
Ukrainian
Urdu
Uzbek
Vietnamese
Welsh
Wolof
Xhosa
Yiddish
Yoruba
Zulu
Ne halt ediyorsun sen?
Bu şeyin ne işe yaradığını anlamaya çalışıyorum.
Ama... İşte oldu.
O şişe açacağı değil mağara adamı, o bir sanat eseri.
O mu? Hayır değil.
Bununla uğraşamam. Şu an bir sergi düzenliyorum...
...yarın gece, Met'te gençler kurulu için. O yüzden lütfen...
...Git bir yerlerde komaya girene kadar iç ve zıbar.
Asla olmaz. Her yerde saçlar mı olacak, asla.
Hiç sanmıyorum.
Saç salonu değil, dangalak.
Salon, genç trend öncülerinin düşünsel toplantısıdır.
Daha fiyakalı bir şey söylemen için sana meydan okuyorum.
Mickey, şuna bak.
- Taşağa benziyor. - Aynen ha.
Kesinlikle taşağa benziyor.
- O bir kalp. - Hayır, o bir şişe açan testis torbası.
Neden bu saçmalıkla ilgileniyorsun ki?
Çünkü kurulda bir koltuk boşaldı.
Bu benim elit sanat toplumuna girmem için tek şansım.
Sosyal tırmanıştasın yani.
Pekala, bunun için vaktim yok.
- Alba, gönder gelsin. - Tamam, art deco.
Art deco. Bir çok farklı tarzın öykünmesidir.
Bazen modern olma çabasıyla çelişkilidir. Art deco.
- Tam on ikiden. - Süper.
Pekala. Sen bu işe nasıl bulaştın?
Bana elmas küpe verdi.
Sen sosyal tırmanıcısın asıl.
Güzel, en azından o kabule diyor.
Bunda utanılacak bir şey yok.
Mickey, Totsi'ye bir fincan kahve yapar mısın?
Totsi de kim ve benim evimde ne halt ediyor?
- Burası senin evin değil. - Totsi benim arkadaşım.
Saçları yılandan yapılma, hem de karatede mavi kuşak.
Neredeyse mor.
Akıllıca. Adın Totsi'yse dövüşmeyi öğrenmen yararına olur.
Bana bir Afrika kralının adı verilmiş.
Öyle mi? Mickey'e de malt likörünün adı verilmiş.
Kahvemi sade içerim.
Ben barista değilim.
Mickey, lütfen. O benim arkadaşım.
Pekala, tamam.
Sana kahve yapacağım, Totsi.
Ama yalnızca Ben'in arkadaşı olduğun ve ona çok fazla saygı...
Sen nereye? Gidiyor mu o?
Baba!
- Yani, Bay Buckley. - Görünüşe göre...
...Atletizm bir nesil atlamamış.
Antrenmanımı mı izledin.
Sadece sonunu.
Dinle, olanlar hakkında çok kötü hissediyorum.
Ama anlamak zorundasın, kız kardeşinle randevulaştınız.
Sadece bilgin olsun, ben istememiştim gerçekten...
Neyse tamam, geçmiş geçmişte kalmış.
- Tamam. - Olay şu.
Eğer hala istiyorsan, seninle vakit geçirmek isterim.
Şu an müsaidim.
Şu an olmaz. Maine'e iş seyahatine gidiyorum.
Evet, bu gerçekten sorun değil.
Ne biliyor musun?
Bana eşlik etmeye ne dersin?
Şaka mı yapıyorsun? Evet, evet.
Evet, evet.
Tamam.
Burada ne yapıyorsun?
Totsi meditasyon yapıyor. Nefes döngüsünü bozmamı istemedi.
O palyaçoyla neden takılıyorsun?
Çünkü o çok havalı ve havalı biriyle yakılmak beni de havalı yapıyor.
Pekala, dostum.
Sana havalı olmanın önemli olmadığını söylemek istiyorum.
Ama öyle bir şey demeyeceğim, çünkü doğru değil, tamam mı?
Havalı olmak çok önemlidir, ama eminim...
...hayatta bundan daha da önemli şeyler vardır.
- Ne gibi?
Bilemiyorum, şu an aklıma gelmiyor.
Totsi'ye bakmak ister misin?
Sting, sıcak kahve üzerine geliyor.
Meditasyonun nasıldı?
Harika.
Acı çektim, öğrendim, değiştim.
Sadece 4 dakikadır buradasın.
Bu hazır kahve mi?
Hayır. Yeni demlendi.
Sana inanmıyorum.
Çekirdekleri göster.
Sana çekirdeklerimi falan göstermiyorum.
Çünkü çekirdek falan yok.
Çok fazla çekirdek var tamam mı?
Sana çekirdeklerimi açıklamak zorunda değilim. Ne yapıyorsun?
Sen gerçek misin ya? Tamam, yeter, sen çok oldun artık.
- Hadi, seni evine götürüyorum. - Ama Mickey Teyze!
Hayır, bu onun kendi iyiliği için.
Annenle biraz konuşacağız.
Bakalım, seni ananın karnına geri sokup, merdivenlerden aşağıda itebilecek miyim.
Uçacağız deyince, bizi uçuracağını düşünmemiştim.
Bu Buckley tarzıdır.
Kuşlar gibi süzülüyoruz.
Ne?
Şey demek istedim, kuş gibi uçuyoruz ama iki katı hızlı.
Bana bir iyilik yap, ve kontrolü sen al biraz olur mu?
Hadi al.
www.OpenSubtitles.org ile bugün bağlantı kurun ve ürününüzün ya da markanızın reklamını burada yapın.
Çakılacağız. Kendini koru.
Sadece senle kafa buluyorum evlat.
Bu çok komikti.
Çok eğlenceli bir adamsın, beni kandırdın.
Nereye gidiyoruz şimdi?
Nerede kalacağız?
Açık havada oğlum.
Mağazam için bir takım kamp eşyasını test edeceğiz.
Kamp yapmak senin için sorun olmaz, değil mi?
Şaka mı yapıyorsun?
Kamp yapmaya dibim düşer.
Seni fırtlatan şeytanla tanışmak için sabırsızlanıyorum.
Selam, tatlım. Selam.
Ben Jennie.
Garth.
Aklımı kaçırıyorum.
Ben İngilizce'yi Beverly Hills, 90210 sayesinde öğrendim.
Ve Kelly? O benim en sevdiğimdi.
Yangında kül oldu, ve küllerinden doğdu.
- Bliyorum. Nefes al. Salaklaşma. - Tamam, evet.
Burada olduğuna sevindim.
Planlarda değişiklik oldu. Şu senin salonu...
- ...beraber açıyoruz. - Yanlış.
Davetlim olarak kimi getirdiğimi duyunca, o ses tonun değişecek küçük hanım.
Kim?
Jennie Garth.
Evet.
Kelly Taylor.
Hayır. İkisi de gelemez.
İkisi aynı kişi. 90210.
456789. Ne demeye çalışıyorsunuz?
Pekala, boşver. Televizyon yıldızı Jennie Garth'ı salona getiriyorum.
- Hayır, getirmiyorsun. - Sabrina, beni tanıdın sanıyordum.
Beni durdurmaya kalkarsan, gelip partiyi başına yıkarım.
Hadi ama, daha bir kaç saat önce salonumun ezik ve kasıntı olduğunu söylüyordun.
Öyle, bunu hiçbir şey değiştirmeyecek.
Yani sen sosyal tırmanıcısın.
Ne kadar ikiyüzlüsün.
Bu nasıl sosyal tırmanma oluyormuş?
Bir sanat partisine, performans sanatçısı çağırdım, gayet mantıklı.
Oldu. Televizyon, en düşük sanat dalıdır, tamam mı?
Makarna kolyelerin bir basamak altında.
O sadece ünlü olduğu için onunla arkadaşsın.
Bu çok saçma.
O mükemmel, sıcak ve sevecen bir insan.
Yeni arkadaşından oyunculuk dersleri almalısın.
Alba, gidelim. Yapacak işlerimiz var.
Gelemem. Ben şimdi Mickey'e yardım ediyorum.
Jennie'nin koleksiyonluk sefertasımı ve su kabımı imzalayacağına söz verdi.
Tanrım. Sen hepimizden daha betersin.
Brenda gibi aynı değil mi?
Evet. En beterinden.
Biraz kürek çekmeye ne dersin ha?
Ben kürekleri alayım, sen de kanoları indir.
Olur, sorun değil.
Resmen spor salonunda yatıp kalkıyorum. Bu iş bende.
Aferin sana. Umarım bu sıkı çalışmanın karşılığını yakında vücudun da gösterir.
Pekala, bir bakalım.
Aman Tanrım!
- Aman Tanrım! - Bacağım! Bacağımı kırdın.
Senin derdin ne?
Aman Tanrım! Özür dilerim, Baba! Bilerek yapmadım.
Yardım çağıracağım!
Kahretsin, telefon çekmiyor.
- Resmen sıçtık. - Benimle kal evlat.
Sen bir Buckley'sin.
- Bu senin içinde var. - İçimde nerede?
Derinliklerinde.
Bulmakta zorluk çekiyorum.
- Bana yardım et... - Kahretsin, Chip, beni dinle!
Bunu yapabilirsin.
Sana inanıyorum.
Haklısın. Bunu yapabilirim, evet.
Kamp alanına dön.
Bir tente, fener ve bir şişe de viski al.
Ne? Sana oradan Tomb Raider gibi mi görünüyorum?
Ormana tek başıma giremem.
Ya bir yarığa düşersem...
...ya da kurtlar saldırırsa, ya da oduncuların tecavüzüne uğrarsam?
Koş, Allah'ın belası!
Duchamp'in Çeşmesi günlük objeler ile sanat objeleri arasında kaybolmak üzere.
Resmen bir provakasyon...
Jennie, geldin.
- Gelebildin. - Burada olmak çok güzel.
Bu ev resmen sanatsal enerjiyle dolup taşıyor.
- Hissedebiliyorum. - Öyle mi?
Bu benim yarattığım bir hava.
Merhaba, ben Jennie.
Seninle tanışmak çok güzel.
Mickey. Seni ben davet ettim.
Üzgünüm.
Çok fazla insanla tanışıyorum.
Pekala, odaklanayım.
Mickey.
- Doğru mu? Mickey, Mickey.
Mickey. Mickley.
Miskin.
Kikirdek.
Mickey!
Gördün mü? Artık unutmam.
Umarım Totsi'yi getirmem sorun olmamıştır.
Bakıcıyla pek anlaşamıyor.
Hayır kesinlikle sorun değil.
Onu ağırlamak bir zevk.
Küçük ninjayı ağırlamaktan çok mutlu oluruz.
Ninjalar Japonya'nın feodal paralı askerleridir.
Ben karetekayım.
Ben onur için savaşırım.
Benim hatam. Neden Ben'i bulmuyorsun?
Mickey?
Beni arkadaşınla tanıştırmadın.
- Jennie, bu Alba. Alba, Jennie.
- Alba. - Evet.
Abla. İspanyol abla. Alba!
Bu çok güzel. Harika, evet.
Milky.
- Mickey. - Ne demek istiyorum biliyor musun?
Totsi ve Ben iyi anlaştığı için gerçekten çok mutluyum.
Çocukların çoğu onu anlayamıyor, anlatabiliyor muyum?
İnsanlar pek havalı şeylerden anlamıyor, değl mi?
Şey gibi John Cougar Mellencamp.
- Kesinlikle evet. - Mm-hmm.
Yani, çocuklarımıza kurallar ve sınırlamalar koymak bizim işimiz değil.
Aynen. Ben için koyduğum tek limit, limitsiz olması.
O çocuğa söylediğim tek şey; koy götüne rahvan gitsin.
Biliyor musun, yeni bir diyetisyenle tanıştım, resmen hayatım değişti.
Sadece cildine bakarak bile senin diyetinin kötü gittiğini anlayabiliyorum.
Dur tahmin edeyim, patates, bira ve bolca kalori mi?
Yani, öğle yemeğinde patates yedim ama...
Burası seninle fiziksel bağlantı için güvenli bir yer mi?
Neden içiyorsun?
Evet, bu çok güzel bir soru.
Utanıyor musun?
Yalnız mısın? Depresyonda mısın?
Demek istiyorumki, sorun ne? Missy...
...acını resmen ellerimle tutabiliyorum.
- Çıkar dışarıya! - Tamam.
Ben duyguları çok severim, işte bu yüzden hepimiz sanatçıyız değil mi?
Bir şeyleri hissedebilelim diye?
Aynen, evet, kesinlikle.
- Hayır! Kes şunu! - Ben çocukları bir kontrol edeyim.
Jennie bana da yap. Ben de içmek istiyorum.
Alba! Evet.
Burada ne oldu böyle?
Totsi eşyalarımı kırdı.
Seni özgür bıraktım.
İnsanları sahip oldukları şeyler köleleştirir.
Bu kararı almak sana düşmez, Totsi.
Ben ve ben sahip olduklarımızı seviyoruz.
Ruhlarınız, temel değerlerinizle uyumlu değil.
Hayır, hayır, hayır. Buraya dön!
Gözlerini aç ve... Hala seninle konuşuyorum.
Beni orada duyabildiğini biliyorum.
Beni orada duyabiliyor, Ben.
Artık onunla oynamak istemiyorum.
Ne biliyor musun? Ben de artık annesiyle oynamak istemiyorum.
Ne?
Bu ne be şimdi?
Bu rahatsız edici bir ses.
Siz çocukların yaptığı işlere çok imreniyorum.
Yani baskı altında olmadan bir şeyler yaratabilmek.
Gerçekten burada çok emek var.
Evet, tabii ki öyledir. Demek istiyorum ki...
İyi ki baskı altında çalışmak zorunda olan bir aktris değilsiniz, anlatabildim mi?
Ayrıca korunuyorsunuz...
İşlerinizi gören insanların sert eleştirilerinden falan ayni.
Gördün mü? Bak ne kadar şanslısın.
Afedersiniz, millet.
- Selam Jennie. - Evet, Kikirdek, değil mi?
Buraya gel hemen.
Yapamıyorum, daha fazla bu lanet kadına dayanamıyorum.
Onun bir ünlü olması umrumda değil.
O korkunç, hele oğlu daha korkunç. Buradan gitmeleri gerek.
Ama o hala Jennie.
- Kime ne? - Bu kadarı yeter.
Tamam mı? Ona bir şans verdim.
O kadın korkunç. Buradan gitmesi gerek.
Tamam.
Sana saygı duyuyorum. Eğer senin için bu kadar önemliyse...
- ...ondan gitmesini isteyeceğim. - Teşekkür ederim.
Ama önce o bileziği bana ver.
- Hayır... - İyi.
Her neyse.
-Kov onu.
Yapma nolur.
- Jen, hey.
Biraz konuşabilir miyiz?
Çok eğleniyorum.
- Bunu daha sık yapmalıyız. - Ben de bunu konuşacaktım zaten.
- Bu o kadar da... - Cumartesi.
Bir yere davetliyim. Sen de gelmelisin.
Evet, Mario sana bayılacak.
- Mario? - Lopez.
Anladım.
- Partileri çok çılgın olur. - Öyle mi?
Sana daveti iletirim.
Evet, evet. Yolla gelsin.
Tamam.
Yaşasın. Arkadaşlığımızı seviyorum.
Tanrım. Arkadaşlığımız gerçekten çok güzel. Ben çocukları bir kontrol edeyim.
- Bu acıttı! - Ben çocukları kontrol edeyim
Bırak onu hemen.
Boyun eğene kadar bırakmam.
Onu hemen bırakıyorsun seni gerzek.
Üzgünüm.
Seni Jennie'ye söyleyeceğim!
Özür dilerim. Ben şaka yapıyordum.
Çok güzel tufaya getirmiştin.
- Çekil. Söyleyeceğim! - Hayır, hayır.
Bunu yapmana izin veremem, Totsi.
Doğrusu bu değildi, anlayabiliyorum.
Ama bunu düzeltebiliriz değil mi? İstediğin bir şey var mı?
Dondurma ister misin? Yukarıya biraz brownie getirebilirim?
- Jennie'yi istiyorum! - Sessiz ol! Tamam mı?
O hariç her şeyi yaparım.
Jennie!
kes sesini. Bu çocuğu susturmamız lazım. Tamam mı?
Dinle!
Ne yapıyorsun?
Onu susturmamı istemiştin.
Biz kimseye vurmayız.
Al. Bunu ağzına sok.
Ne?
Siz ne yaptınız?
Biliyorum. Düzeltmeye çalışıyorum tamam mı?
- Su kabıma ne olacak? - O işi çoktan geçtik.
- Yardımına ihtiyacım var. - Hayır! Hayır, hayır, hayır.
Tüm bunları Jennie ile arkadaş olmak için yaptım.
- ve bir tek bu umrumda. - Artık Jennie'ye ihtiyacımız yok.
- Ne? - Beni bu hafta sonu...
...Mario Lopez'in doğum günü partisine davet etti.
Peki onun kimleri tanıdığını biliyor musun?
Hollywood'un hepsini.
- Hollywood'un hepsi. - Tamam o zaman.
Bu şıllığın üstünden atlayacağız.
Gidip şu daveti garantileyelim.
- Ben, Totsi ile kal. - Evet.
Ama kalmak istemiyorum.
Sevdiğim tüm eşyalarımı kırdı.
O zaman sen de onun sevdiği bir şeyi kır. Bilemiyorum.
- Bi çaresine bak. - Evet.
Geldim, her şeyi aldım!
İstediğin her şey burada.
Çok hızlıydım Baba! Çok hızlıydım.
Pekala. İlk yapacağımız şey, yarayı sterilize etmek.
- Ya sen gerçek misin?! - Çok, çok üzgünüm.
- İçkiyi bana ver. - Tamam.
Pekala...
Şimdi ben bunu ısırırken, sen kemiği yerine oturtacaksın.
Sen delirdin mi? Ben böyle bir şey yapamam!
Tabii ki yapabilirsin. Sen bir Buckley'sin!
- Ben bir Buckley'im. - Pekala, bacağımı tut.
Üç diyince, tüm gücünle çekmeni istiyorum.
Tamam.
Bir.
İki, üç!
Sana çekmeni söyledim, seni piç kurusu!
- İt dedin sandım! - Sana açıkça "çek" dedim.
Sorun değil. Yeniden yapacağız.
Ama bu sefer "çek", seni orospu çocuğu.
Bir, iki...
...üç!
Yaptım diye bağırırdı!
Resmen ben ortopedi cerrahıyım ya.
Bu kolay kısımdı.
Şimdi beni buradan götürmek zorundasın.
Gerçekten mi? Bence... Şey...
Bence dinlensek daha iyi... Yani...
Bence sabah dinlenmiş şekilde daha iyi olur.
Saçmalama Chip. Sabaha ölmüş olurum.
Şu tenteyi düzelt.
Beni üzerine koy, ve Kuzey Yıldızı'nı takip ederek beni buradan götür.
Kuzey Yıldızı nedir?
Pardon, sadece birkaç bir şey söylemek istiyorum.
Bu akşam hayatımın en ilham dolu zamanlarından biri.
Son zamanlarda pek keyfim yoktu.
Aslında 11 Eylül'den beri.
Ama bu gece değil.
Bu gece yeniden doğmuş gibi hissediyorum.
Ve bu tamamen sizin sayenizde, gerçekten.
Ne biliyor musunuz? Bir fikrim var.
Bence bu akşam bir söz vermeliyiz.
Tam burada, şu anda, asla yaratmayı bırakmayacağımıza...
Çünkü artık bu işe yalnız devam edemem.
Size ihtiyacım var tamam mı?
Teşekkür ederim, gerçekten.
Şerefinize.
Ona çok üzüldüm.
Neden? O harika.
Çok tutkulu.
- Onun programının en büyük hayranıydım. - Sizi tanıştırabilirim...
- ...eğer isterseniz. - Gerçekten mi? Bu harika olur.
Tabii ki.
- İyi vakit geçiriyor musun canım arkadaşım?
Baksana, bana hemen şu daveti yollasana...
...ben de takvimime not alabileyim?
Günümü önceden doldurmak istemem.
- Elbette. - Jen. Böldüğüm için üzgünüm.
Sana bir hayran buldum, şaşırmadın değil mi?
Tamam, ama sırası değil. Telefonun nerede?
Çaldırmamı ister misin? Bakalım nerede?
Totsi el koydu. Teknolojiye fazla bel bağladığımı düşünüyor.
Ay sizin ilişkiniz ne kadar da güzel öyle.
- Gidip alayım. - Ay lütfen, sen dur ben alırım.
- Sarılma zamanı da gelmişti zaten. - Hayır! Çocuklara kimse dokunmuyor.
- Her şey yolunda mı? - Tabii ki her şey yolunda.
Sen ne yaptığını..?
- Ne? - Partileri çok sever.
Partilerin bir dakikasını bile kaçırmak istemez.
Siz ikiniz takılın, keyfinize bakın, ben hemen dönerim.
- Keyfinize bakın. - Evet, biz takılıyoruz.
Lapa. Lapa.
Lapa!
Bırak beni burada öleyim.
Ben artık sadece bir et yığınıyım.
Böyle konuşmayı kes. Başaracaksın.
Kıyafetlerimi çıkar.
Böylece çakallar kokumu yakalar.
Sus. Sanırım bir şey duydum.
Muhtemelen köpeklerdir.
Git. Onlar ziyafet çekerken kaçma şansın olur.
Bu bir araba. Yakında bir yol olmalı!
İyi misin?
Hayır.
Babamın hastaneye gitmesi gerek.
Pekala, sakin ol. Senin adın ne?
Chip.
Chip Buckley.
Pekala Totsi, annenin telefonunu ver...
Ben? Sen ne yaptın?
Onun saçını aldım. Aynı senin söylediğin gibi?
Ben böyle bir şey demedim.
Ben saçın s'sini demedim!
Bu çok kötü. Hayır, hayır olamaz...
Bu çok ama çok kötü.
Ben.
Silikon tabancan falan var mı?
Hayır, dur, giremezsin.
Mickey, neler oluyor?
Kahretsin, Alba. Sana onu buradan uzak tutmanı söylemiştim.
Bana Met Gala bileti bulacağına söz verdi, ne yapayım.
- Ne olduğunu biliyor musun bari? - Kulağa çok özel geliyor.
- Ne yaptın sen? - Bunu ben yapmadım. Ben yaptı.
Mickey bağladı onu.
Ben böyle bir şey yapmadım.
- Bunu düzeltmek zorundayız. - Ondan nefret ettiğini sanıyordum.
Öyleydi, ama o şimdi benim gençler müze kuruluna giriş biletim.
Ay kurullarla kafayı bozdun sen de ha!
Kimsenin kurulları taktığı yok! Onun beni...
...Mario Lopez'in partisine götürmesi gerek.
- Aha! Sosyal tırmanıcı seni! - Tabii ki sosyal tırmanıcıyım.
Ünlülerle arkadaş olmak istiyorum. Kim istemez ki?
Pekala, bir şeyler yapmak zorundayız.
Ya o galaya gidiyorum ya da su kabımı imzalatıyorum.
Pekala, düşünelim.
Pekala, ne dersiniz şey yapsak; onu içkiye boğalım, kendinden geçsin.
Yukarı çıkıp oğlunun saçını kestiğini söyleriz.
Bu senden çıkan en kötü fikir.
İyi değildi kabul.
Belki biz de kafamızı tıraş ederiz.
Kafa tıraşçılarının saldırısına uğradık deriz.
- Ben kafamı tıraş etmiyorum! - Ben de yapmam, hayır.
Senin fikrinin üzerine yorum yaptım.
Aman Tanrım. Totsi?
Selam, dostum.
Çocuklar oynuyorlarmış sadece...
- Yerliler ve kovboylar. - Hayır, benim Totsi'm...
...bir soykırımı canlandırmaz.
Soykırıma karşıdır o.
- Çok uyanık bir çocuk. - Evet biliyorsun...
Hepimiz bu ana Mario'nun partisinde, çatlayana kadar güleceğiz.
Hayır, hayır. Seni bir daha asla görmek istemiyorum.
Senin arkadaşım olduğunu sanıyordum Mindred.
Adım Mickey!
İyi misin bebeğim? Gidelim buradan.
Ben yaptı.
Evet, Ben yaptı.
Seninle gurur duyuyorum.
Bugün gerçek bir Buckley'din.
Ama kötü haberlerim var. İç kanamam var.
Ne? Baba, hayır!
Sadece seninle kafa buluyorum.
- Pardon. - Phillip. İçeri gel.
Chip, bu zarfın içinde bu sabah istediğim DNA testinin sonuçları var.
İkimizin ne kadar ortak noktası olduğunu anlamak istedim.
Görünüşe göre hiç.
Ben senin baban değilin.
Şakaların şakası. Kandırdın beni.
Bu şaka değil. Bu gerçek hayat, evlat.
Üzgünüm, Chip.
FBI'daki arkadaşımdan senin için bir DNA testi araması yapmasını rica ettim.
Baban zaten sistemde kayıtlıydı.
O yüzden araştırma kısa sürdü.
Umarım sicilinden iyi bir adamdır.
Çeviri: 1xkisi
Taşağa benziyor.
www.OpenSubtitles.org adresinden tüm reklamları kaldırmak için bizi destekleyin ve VIP üye olun.
Can't find what you're looking for?
Get subtitles in any language from opensubtitles.com, and translate them here.